Cem Gürdeniz yeni kitabını anlattı: Kültür ve görgü denizciliğin omurgasıdır

Yapı Kredi Yayınlarından 19 Nisan 2022 tarihinde çıkan yeni kitabı ‘’Kültürü ve Görgüsü ile Denizcilik’’ için Mavi Vatan’ın isim ve doktrin babası emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ‘’Denizcilikte ciddi görgü eksikliği var ve hiçbir önlem alındığını görmüyorum. Kitabı bundan yazdım. Kültür ve görgü denizciliğin omurgasıdır. ’’ dedi.

featured
service

VERYANSIN TV/ERAY ÇELEBİ

Mavi Vatan’ın isim ve doktrin babası emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in’Kültürü ve Görgüsü ile Denizcilik’’ kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan 19 Nisan 2022 tarihinde çıktı.

Kitabı yazma nedenini Veryansın Tv’ye anlatan Gürdeniz ‘’Denizcilikte ciddi görgü eksikliği var ve hiçbir önlem alındığını görmüyorum. Kitabı bundan yazdım. Kültür ve görgü denizciliğin omurgasıdır.’’ dedi.

Gürdeniz ile 8,5 metrelik teknesinde Tarabya’da yaptığımız söyleşide denizcilik kültürü ve görgüsü üzerinde konuştuk.

 

Soru ve yanıtlarla Sadun Bora’dan denizcilikteki uyuma, görgü kurallarının öneminden amatör denizcilikteki sorunlara özel söyleşi:

‘DENİZCİLEŞMENİN RUHU EKSİKTİ’

Bu kitabı neden yazdınız?

2006 yılında deniz jeopolitiğimize kazandırdığım Mavi Vatan kavramı çerçevesinde Türkiye’nin denizcileşmeye ihtiyacını her ortamda değişik boyut ve kapsamda vurguluyorum. Kamuoyunda deniz jeopolitik farkındalığın her geçen gün büyüdüğünü söyleyebilirim. Ancak kültür ve görgü boyutunda yani denizcileşmenin ruhu boyutunda bir eksiklik vardı. Bu kitap denizciliğin maddi boyutunun öteside denizcilik kültürünü edebiyattan resim sanatına, gemi modelciliğinden su sporlarına uzanan çok geniş bir yelpazede tüm unsurlarıyla anlatmaya çalışıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin denizcilik gücünü ve denizcileşme sürecini de tarihsel dönemlere göre değerlendiriyor. Kitabın ikinci bölümünde, örf, âdet, gelenek, görgü alanlarında halen ülkemizde büyük eksikliği her gün yaşanan konulara değindim. Bu bölümün geniş kapsamı ve kurallar bütünü ile Türkiye’de bir ilk olduğunu söyleyebilirim.

‘SADUN BORA AMATÖR DENİZCİLİĞİMİZİN KUTUP YILDIZIDIR’

Kitabı neden merhum Sadun Boro’ya ithaf ettiniz?

Merhum Sadun Boro,  derin kültürel birikimi, herkese örnek denizcilik görgüsü, karmaşık ve zor durumlardaki bilgeliği, 10 metrelik telsizi ve tuvaleti dahi olmayan kısmet yelkenlisi ile tüm okyanusları aşacak cesareti, tüm Türk dünyasını taçlandıran yerküreyi denizler üzerinden dolaşabilme öncülüğüyle amatör denizciliğimizin kutup yıldızıdır.

Bu kitapla onu sonsuza kadar hatırlamaya ve hatırlatmaya devam edeceğimizi vurgulamaya çalıştım.

Merhum Sadun Boro, denizi kalbi, aklı ve ruhu ile seven nadir denizcilerden birisiydi. Klasik ama bir o kadar yeniliklere açık denizci kişiliğe sahipti. Pupa yelken isimli efsane kitabının 7. baskısının son bölümünde yazdıklarını okurken heyecan duymamak mümkün mü?

‘GBS HEYECANI YOK ETTİ’

’Eskiden uzun yolculukların en heyecanlı anları, üzerine rota tutulan adaya yaklaşırken yaşanırdı. Güneş, ay, yıldız gibi sonsuzluktaki cisimlerden alınan rasatlara güvenerek 1000’lerce mil yol kat eder veya bir okyanusu aşarsın. Rüzgâr altında kalan adalara yaklaşırken ekseriya hava bozar, rüyet düşer ve sağlıklı rasat yapamazsın.  Hele gece geliyorsan, hesaplarına göre belli bir mesafeye gelince yelkenleri indirip havanın aydınlanmasını beklersin. Akıntılar bilinmez. Haritalar eski ve eksiktir. Bugünkü rehber kitaplar yoktur. Acaba karaya yakın mı düştün korkusu ile sabaha kadar geçen saatler bir ömür törpüsüdür. Ama bütün bu zorluklardan sonra o adayı hatta onun en yakın burnunu istediğin yer ve zamanda bulduğun an, o çektiğin heyecan ve endişe yerini hiçbir şeyde bulanamayacak apayrı bir duyguya bırakır. Sanki o adayı ilk defa sen keşfetmiş gibi hissedersin. Bugün elinizdeki gps bu heyecanı artık yok etti. Gps çıktı navigasyon öldü. Uzun yolculuklarda önemli bir yardımcı olmasına rağmen en büyük bir tatmin duygusunu da yitirmiş olduk.’’

Ben de bu kitabı yazarken gerek kültür gerekse görgü boyutlarında her geçen gün materyalleşen, duygudan, heyecandan, sevgiden, saygıdan, örf adetten ve görgüden uzaklaşan genelde denizcilik özelde amatör denizcilik dünyasına bir nevi farkındalık kazandırıp sonra kültür ve görgü boyutunda yeni rota çizmelerine katkı sağlamayı hedefledim. En azından denize ve denizciliğe merak saran birinin önce kültür boyutunda ne yapması, kendini nasıl donatması gerektiğinin yol haritasını çizdim. Daha sonra denizcilik dünyasının kendine has sonsuz dünyasında, insan, gemi ve doğa ilişkisinin barış içinde birlikte ve mutlu yaşamaya yönelik toplumsal sözleşmesinin kurallarını denizde görgü altında derledim.

NEDEN SAVANORA’NIN FOTOĞRAFINI KULLANDI?

Kitabın kapağında Savarona’nın fotoğrafını kullanmanızın sebebi nedir?

Bu kullanım iki amaca yöneliktir. Birincisi modern Türk denizciliğinin ve Cumhuriyet Donanmasının kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e sözde değil özde sadakattir. İkincisi Savarona’nın beyaz bir kuğu olarak denizde kültür ve görgüyü sembolize etmeye layık en değerli gemi olmasıdır. Bu kapsamda her platformda ve ortamda dile getirdiğim Savarona’nın en kısa zamanda bir müze gemi olarak Dolmabahçe Sarayı önünde yerini alması dileğimi vurgulamak isterim.

DENİZDE UYUM İÇİN KÜLTÜR VE GÖRGÜ

Denizcilikte kültür ve görgünün temel hedefi nedir?

Kültür ve görgünün denizle buluşmasının somut sonucu denizde uyumdur. Denizde uyumu bilgi ve tecrübeye sahip olduğumuz varsayımı ile üç boyutta özetleyebilirim. İlki doğa ile; ikincisi teknoloji ile ve üçüncüsü insan ile. Bu üç uyum sağlanmadan denize çıkarsanız savaş gemisinde iseniz savaşamaz; ticaret gemisinde iseniz para kazanamaz, amatör denizci teknesindeyseniz huzurlu ve mutlu olamazsınız. Son tahlilde en kötü senaryoda batarsınız.

‘DOĞA AFFETMEZ’

Geminizin/teknenizin tonaj ve boyutuna tehdit teşkil edecek bir fırtınaya rağmen denize çıkamazsınız. Doğa affetmez. Bir yelkenlide yaklaşan fırtınaya rağmen camadana vurma veya yelken değiştirme işlemlerini yapmazsanız ya direk kırar ya broşa düşersiniz.

Bakımsız veya riskli bir makine ve de eksik demir donanımıyla boğaz gibi dar sularda seyre çıkarsanız arıza durumunda kısa süre sonra sürüklenmeye başlar ya karaya oturur ya da çatışırsınız.

Yetersiz ve liyakatsiz personelle ya da uyumsuz misafirlerle uzun bir seyre çıkarsanız sonunda ya kavga çıkar veya ciddi krizlerle karşılaşırsınız.

Denizde uyumu bu üç temel eksende yani doğa, teknoloji ve insan eksenlerinde sentezlemek bilgi ve tecrübenin sonucudur. Başlangıçta daima bilgi vardır. Tecrübe bilgi ile kademeli bir şekilde gelişir. Bilgi ve tecrübenin bir boyutu daha vardır. O da kültür ve görgüdür. Her ikisi de içten gelen, karakter, öğrenme arzusu, aile terbiyesi, çevre, eğitim ve öğretimin bir sentezidir. İnsan ile ilişkilerde en önemli ve olmazsa olmaz unsurdur. Yıllarını denize veren ve ekmeğini oradan kazanan ancak denizcilik kültürüne hiç merak duymayan kişiler gördüm. Ya da tam aksine ekmeğini denizden ve denizcilikten kazanmadığı halde çok engin denizcilik kültürüne sahip kişiler gördüm. Aynı yorumu denizde görgü için de yapabilirim.

Denizde emniyetli seyir, başta temel gemicilik ve navigasyon bilgisi ile tecrübe birikiminin sonucudur. Ancak denizde keyifli ve mutlu seyir, kültür ve görgü birikiminin sonucudur. Denizcilik kültürünü bilmek ve görgü kurallarına uymak denizdeki insanı daha mutlu ve huzurlu kılar.

‘DENİZDE GÖRGÜ PARAYLA SATIN ALINAMAZ’

Denizde görgü kuralları zorlayıcı ve bağlayıcı mıdır?

Görgü kuralları denizde yazılı olmayan sözleşmelerdir. Zorlayıcı ve bağlayıcı olmamakla birlikte iç hukuk kurallarını ihlal eden durumlarda örneğin, tehlikeli seyir, gürültü, başkasının huzurunu kaçırma vb. durumlarda tabi ki bağlayıcı ve zorlayıcıdır. Denizde görgü kolay kazanılamaz. Parayla satın alınamaz. Denizcilik kültürü ve görgüsü yüzyıllar içinde oluşmuştur. Kuralları vardır. Dar sularda seyrin, demirlemenin, yanaşmanın, şamandıraya bağlamanın, kıçtan kara olmanın, fırtınalı havada yardımlaşmanın, yedekleme veya yedeklenmenin, siste seyretmenin, başka bir tekneye misafir gitmenin, tekneye misafir kabul etmenin, savaş gemisini selamlamanın, kısacası denizdeki her türlü manevra, sosyal faaliyet ve acil durumun kendine has kuralları, örf, âdet ve görgüsü vardır.

Mümtaz yelkenci ve amatör denizcilerden merhum Muhittin Öney’in 5 Kasım 1973 tarihinde yayımladığı Yat Bayrakları isimli kitapçığın önsözünde deniz görgüsünü şöyle özetlemiş: “yatçılığın sadece iyi yelken kullanmak veya iyi navigasyon bilmeye inhisar etmeyip, temelleri asırlar öncesine varan bir gelenek ve ritüele dayandığı muhakkaktır.”

Görgü kuralları insanlar arasındaki ilişkileri kolaylaştırmayı ve çatışmalardan kaçınmayı sağlar. Gerek limanda gerekse denizde tekne gibi dar bir alanda uzun süre birlikte yaşamak zorundaysanız gerek tekne sahibi ve mürettebat gerekse misafirler denizde önce demokrasi kültürünü ve görgüyü bilmek zorundadır. Bu bilgi hayatı kolaylaştıracaktır.

Denizin ve denizcinin dünyası kendine has özellikler taşır. Denizci gemisi veya özel teknesinde bu özel dünyada hem doğa hem medeniyet hem de diğer tekne ve insanlarla etkileşim içindedir. Bu etkileşim denizde ancak bilgi, tecrübe ve görgüyle huzurlu ve istikrarlı bir ortam yaratabilir. Deniz ve onun her türlü kapris ve zorlukları karşısında soğukkanlı kalmak ne kadar önemliyse, görgü kurallarına uyarak insanlar ve diğer teknelerle etkileşim içinde dengeli kalabilmek de önemlidir.

Unutmamak gerekir ki gerçek denizci, kendi güvenliğine ve huzuruna ek olarak başkalarının güvenliği ve huzuruyla da ilgilenmek durumundadır. Kültür ve görgü ile huzuru yakalarız. Bu da denizde uyumun en önemli parçasıdır.

Denizde ve limanda kısıtlı olanaklar ve doğayla denizin sınırlandırması içinde bulunan denizciler birbirlerine destek olmayı başarabiliyorlarsa bu başarıda şüphesiz denizde görgü ve nezaketin büyük rolü vardır. Konunun özü, diğer teknelere ve insanlara saygıdır.

Deniz yazarı Fransız (e) Amiral R. Vercken’in ifadesiyle, “görgü, seni başkaları için hoş kılan ve onurlandıran bir yaşam tarzıdır. Hayattaki belirli bir mutluluğu ve başkalarına saygıyı uyumlu bir şekilde uzlaştırır. Görgü, yerleşik uygulamaların dayandığı saygı, haysiyet, nezaket, terbiye, incelik ve şehirlilik adı verilen bir nitelikler mozaiğidir. Nasıl yaşayacağını bilmek, kendine saygı duymakla başlar.”

Denizde bazı görgü kuralları keyfi ve gereksiz görülebilir, ancak bu kurallar çok eskilere dayanır. Denizde görgü kuralları evrensel ortak değerlere sahiptir. Ancak ülkeden ülkeye değişen uygulamalar da vardır. Bu kurallar nadiren yazılırlar.

Görgü kuralları yasayla zorlanan kurallar değildir, ancak bu kurallara uymayanlar daha kötü sonuçlara katlanırlar. Bu da görgüsüzlükle suçlanmak, ayıplanmak ve dışlanmaktır. Bazen de doğanın onlara kestiği ağır cezanın bedelini ödemek zorunda kalırlar.

Hollandalı deniz hukukçusu hugo grotius’un 1600’lerin başında açık deniz alanları (hıgh seas) için söylediği mare liberum (denizlerin serbestiyeti) özel tekne ve yat sahiplerinin önemli kısmı için marinalar, iç sular, karasular ve limanlarda kısıntısız ve görgüsüz bağımsızlık demektir.

Görgü kurallarını bilmemek ayıplanamaz ancak eylem ve tutumun görgüsüzlük olduğunu bilerek ısrar etmek ciddi bir sorundur. Kabul etmeliyiz ki, görgüsüzlük de bir nevi seviyesizlik düzenidir.

‘TÜRK DENİZCİLİĞİ KÜLTÜR VE GÖRGÜDE GERİ KALDI’

Türk denizciliğinde görgü kurallarının uygulanması hangi seviyededir?

Bugün maalesef Türk denizciliği denizde kültür ve görgü konusunda geri kalmıştır. Bu konuda kısıtlı da olsa kamu kurumları içinde donanma ve ticaret filosu için belirli bir birikimden bahsedebiliriz. Ancak amatör denizcilik alanında söz konusu birikimden bahsetmemiz zordur. Bu alanda gelişmiş denizci devletlerin kamu kurumlarının yanı sıra yüzyıllık yelken ve denizcilik kulüplerinin geliştirdiği birikimin benzeri   ülkemizde mevcut olmadığından, bir nevi karmaşanın düzeni diyebileceğimiz kendine has bozuk bir sistem ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin kalkınması ve refah seviyesinin artmasına bağlı olarak özellikle yat ve özel tekne sahipliğinde ciddi bir artış 1980’ler sonrası yaşanmıştır. Ancak denizdeki bu refah artışı, denizcilik kültür birikimiyle denizde kültür ve görgüyü müspet yönde etkilememiştir.

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMA

Başta amatör denizciliğimiz olmak üzere denizciliğimizin kültür ve görgü açığı ile gelişmesi, genetiği değiştirilmiş organizmaya benzetilebilir. Her zaman menfi etkileri ve sonuçlarıyla karşımıza çıkar. Maalesef ülkemizde deniz körlüğü ve kabalığı her alanda ciddi zıtlıklarla karşımıza çıkmaktadır.

Bu zıtlıklar jeopolitik boyuttan çevreye, kurumsal bilgisizlikten medya cehaletine kadar çok geniş bir spektrumda belirir. Eğer amatör denizciyseniz, bu zıtlık küçük yelkenlinizle frişka bir rüzgârda seyir yaparken yanınızdan tam yolla usturmaçaları salkım saçak dışarda geçiş yapan ve sizi dalgaları ile boğan devasa bir tekne ile karşınıza çıkar.

Sakin bir koyda sesi sonuna kadar açılmış müziği ülkede demokrasi var diyerek gürültü yapma hürriyetini savunan deniz magandalarıyla karşınıza çıkar.

Savaş gemisine Türk bayrağını selamlamadan giren ziyaretçilerle, solmuş veya yırtık Türk bayrağı ile gezen ya da bulunduğu ülkenin sancak gurcetaya çekilen nezaket bayrağını Türk bayrağından çok daha büyük boyutlarda kullanan teknelerle karşınıza çıkar.

Bir deniz filmleri meraklısı iseniz, dublajı yapılan harika bir filmde dehşet tercüme hatalarıyla karşınıza çıkar. Lumbuza pencere, alabandaya duvar, kaportaya kapı, demirleme veya bağlamaya gemiyi park etmek diyenlerle karşınıza çıkar.

Gelişmiş denizci ülkelerde denizcilik alanında kültür ve görgünün gelişiminde donanmalar özellikle İngiliz donanması lokomotif rol oynamıştır. Pek çok ülke kraliyet donanmasını ve kurumsal uygulamalarını taklit etmiştir.

Diğer yandan donanma protokol ve görgü kuralları cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana talimat ve emir olarak parça parça yayınlanırken ilk kez kapsamlı kitap bahriyede örf adet ve nezaket kuralları adıyla 46 yıl önce yayınlanmıştır.

Denizciliğimizin amatör denizcilik bacağı geç oluştuğundan ve devlet tarafından kurumsal yapılandırma ve indoktrinasyonu sağlanamadığından oturmuş bir kültür bugüne kadar sağlanamamıştır.  Örneğin münhasıran amatör denizcilikte denizde görgüye yönelik bir kitap basılmamıştır. Bazı seçilmiş alanlarda donanma uygulamalarının diğer gemi ve tekneler tarafından örnek alınması durumu ortaya çıkmış olsa da pratikte tam karşılığı olmamıştır. Örneğin bir savaş gemisi için usturmaçalar dışarıdayken seyir ne kadar küçük düşürücü ise aynı durum amatör denizci teknesi için geçerli olmamıştır.

‘İKİ NEDENİ VAR’

Sizce görgü açığı neden bu kadar büyük?

Kültürsüzlük ve görgüsüzlüğün iki nedeni vardır. Birincisi bilmemek. Diğeri bilmediğini bilmemektir. Zira bilen birisi denizde mutlaka usulüyle davranır, konuşur veya dinler.

Örneğin, bizzat yaşadığım bir olayda usturmaçayla orsa seyri yapan çok pahalı bir yelkenli tekneye elimle usturmaçaları gösterdiğim halde içindekiler ne kastettiğimi dahi anlamadan anlamsız şekilde baktılar ve seyre devam ettiler.

Görgü kuralları bilinmediğinden ve denizde toplumsal sözleşmenin bir parçasına dönüşemediğinden, gelişmemiş ya da kişiye özel yorumlanan demokrasi kültürümüz denizi bir anlamda “vahşi batı” ortamına dönüştürmektedir. Denize çöp atma gibi somut hukuk dışı eylemlerin kanunda bir yaptırımı var ancak görgüsüzlüğün yoktur.

Denizde görgünün kodifiye olmuş öğretim ve eğitimi yoktur. Nesiller arası usta çırak ilişkisi ya da babadan oğula geçen değerler zincirinin bir yansımasıdır.

Bu nedenle hedef kitlemiz bilmeyenlerdir. Dilerim bilmeyeneler yeni öğrendiklerini uygular ve bilmediğini bilmeyenlere aktarırlar.

Görgü açığımızın temel nedenlerinden birisi de görgünün zenginlikle artmadığı gerçeğidir. Maalesef ülkemizde büyük bir çoğunluk için maddiyat görgü ve kültürden değerlidir. Bu kapsamda gelir seviyesi artan pek çok kişi denize, deniz ve denizcilik sevgisi nedeniyle çıkmıyor. Önemli bir kısmı özel tekne/yat sahibi olmak bir statü sembolüne dönüştüğünden denize çıkıyor.

Pek çoğu da marinada ve koylarda teknesini yazlık ev gibi kullanmayı tercih ediyor. Bu durum kalabalıklaşan marinalarla liman ve demir yerlerinde zaman zaman karşılıklı ve kaçınılmaz ihtilafları ortaya çıkarıyor.

Ülkemizde denizci kavramı oturmuş bir kültürü mü ifade eder?

Türkiye’de “denizci” kavramı az kullanılan bir kavramdır. Sadece Bahriye’de sık kullanılır. Balıkçı, gemici, gemi adamı, yatçı, yelkenci gibi diğer tanımlar denizci tanımının önündedir. O nedenle denizi bir yaşam tarzı olarak göremeyiz. Baskın kara kültürümüz denize iş ve aş olarak bakmamıza yani maddi boyut ile bakışa ağırlık vermiştir. Bu durum kültür ve görgüyü arka plana itmiştir. Paranın öne çıktığı ortamda görgü, kültür, sevgi ve saygı geri plana itilir. Hele para görgüyü aşarsa sonuç katlanılmaz olur.

Denizde görgü kurallarını önce öğrenmek ve sonra uygulamak sosyal boyutta denizde karşı karşıya kalınacak tüm sorunları asgaride tutacak bir reçetedir.

Örneğin görgüsüz bir tekne sahibi önceden demirlemiş teknelerin olduğu bir koya girerek bu teknelerin demirleri üzerine demirini atabilir ve bu yaptığının bilgisizlik nedeniyle büyük bir görgüsüzlük olduğunun farkına bile varmayabilir.

Ya da salkım saçak usturmaça seyri yaparken birisi onu uyardığında neden uyarıldığını bile anlayamaz. Zira görgüsü yoktur. Kaptanı olan teknelerde bile bu bilgisizlik ve umarsızlığı görmek mümkündür.

AMATÖR DENİZCİLERE TAVSİYELER

Amatör denizcilere tavsiyeleriniz nedir?

Amatör denizcilik veya yatçılık yüzlerce yıllık geçmişe dayanan bir uğraştır. Spordur, hobidir, hayattan keyif alma ve aynı zamanda turizm aracıdır. Ancak en büyük özelliği yılların imbiğinden geçerek günümüze kadar gelen geleneklere, kültüre, örf âdet ve görgü birikimine sahip olmasıdır.

Denize ve tekneye ayak basıldığı andan itibaren bu görgü birikimi yaşamak gerekir. Bu kurallar herkes için eşit düzeyde uygulanmalıdır. Kısa süre içinde öğrenilmelidir.

Diğer yandan denizde görgü hassasiyetine paralel denizcilerimiz mavi vatan ve doğanın kendilerinin tapulu malı olmadığını ve halkın ortak kullanım alanı olduğunu bilmeli, doğayı ve denizi kirletmeme konusunda özenli davranmalıdır. Görgü ile doğaya saygı birleştiğinde denizlerimiz daha sakin, daha temiz, teknelerimiz birbiriyle uyumlu olacak; şairin dediği gibi denizde de “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” mümkün olabilecektir.

‘DENİZCİLEŞME İHTİYAÇTIR’

Türkiye’nin denizcileşmesinde kültür ve görgünün rolü nedir?

Kültür ve görgü kavramları Türkiye’nin 21. yüzyılda jeopolitik kaderi olan denizcileşmesinin de ruhudur. Türkiye’nin 21. Yüzyılda denizcileşmesi bir seçenek değil bir ihtiyaçtır.  Zamanın ruhu, jeopolitik, ekonomik ve sosyolojik gerçekler bunu dayatmaktadır. Savunma, güvenlik boyutlarında bu süreçte ilerleme sağlanmışken, ekonomik, sosyal, kültürel, refah ve mutluluk boyutlarında henüz başarı sağlanamamıştır. Bu süreçte en büyük görev devlete düşmektedir. Zira hiçbir halk denizci doğmaz, denizci yapılır. Gerek halkın gerekse devletin denizcileşmesinin anahtarı da kültürdür. Denizcileşen halkın denizcilik kültürü ve görgüsüyle buluşması gerekir.

Denizcilik kültürü ve görgüsü sonsuz bir okyanustur. Denizi kalbi, aklı ve ruhuyla seven bir insan için ömür boyu büyük bir ilgi alanıdır. Bu kültürün herhangi bir alanına tutkuyla bağlanan bir insan denizden ve yarattığı kültürden uzaklaşamaz. Görgü kuralları ise denizciliğin sonsuz faaliyet alanlarında insana, doğaya, topluma, tarihe ve kurumlara gereken saygının çerçevesini çizerek tekne, insan ve deniz etkileşimini düzene sokar. Bu birikim Türkiye’nin denizcileşmesine inanılmaz katkı sağlar.

‘MARİNALARA DA ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR’

Kitabınızı okuyan birisinin denizcilik kültürüne ve görgüsüne somut katkısı ne olacaktır?

Kitabımda anlatılanları ciddi bir görgü disiplini içinde gerçekleştirebilmek hem denizi hem çevremizi daha mutlu yapacaktır. Bu kitabı okuduktan sonra denizdeki davranış ve uygulamalarını, başta usturmaça, bayrak ve limanda/marinada gürültü disiplini olmak üzere, olumlu yönde değiştirenler olursa; bu kitapta özellikle denizde görgü bölümünde yazanlar eğitim programları ve kurs müfredatlarına girerse, sahil güvenlik denetlemelerine rehberlik edecek şekilde kodifiye olursa ne mutlu bana.

Burada marinalara da önemli görevler düştüğünü söyleyebilirim. Örneğin usturmaça ile seyir konusunda pek ala etkili önlemler alınabilir. Palamar botları liman çıkışında ikazda bulunabilir. Marina çıkışında usturmaçalarını içeri aldın mı? İkaz levhası yazılabilir. Benzer şekilde marinalarda aşırı gürültü yapanlar veya bayrak disiplinine uymayan tekneler marina yönetimi tarafından ikaz edilebilir. Sakin bir koyda başkalarını rahatsız edecek şekilde gürültü yapan bir tekne iç sular / karasuları rejiminin sahildeki uygulamadan farklı olmadığı ve gürültü yapmanın yasak olduğu konusunda ikaz edilebilir ve sahil güvenlik göreve davet edilebilir.

Denizcileşmemizin bir göstergesi olan amatör denizciliğin sayılarla gelişmesi müspet bir sonuçtur. Ancak nitelikten yoksun kültürsüz ve görgüsüz bir gelişme sağlıklı değildir. Kendi karmaşası ve düzensizliğini yaratır. Hem emniyeti hem huzuru yok eder. Böyle bir ortamda denizde uyumdan bahsedilemez. Kovid nedeniyle özel tekne sahipliğinde patlama yaşandığı bir gerçektir. Keşke aynı başarıyı kültür ve görgü alanında da söyleyebilsek.

‘ÇABA SARF EDELİM’

El birliği ile amatör denizcilerimizin kültür ve görgüsünü kalkındırmak için çaba sarf edelim. Bilenler, en azından çevresindeki tekne sahiplerine veya kaptanlarına gördükleri hataları anlatsınlar. Doğrusunu öğretsinler. Usturmaça ile seyir yapan bir tekneyi görünce en azından usturmaçaların bordada unutulduğu hatırlatmasını yapsınlar. Seyir ve liman fenerleri dışında gösteriş ve bilgisizlik sonucu kullanılan ışıkların gece seyrinde tehlike yaratacağını anlatsınlar.

Çaba sarf etmeden denizde görgüyü geliştiremeyiz. İkaz etmediğimiz, hataları rapor etmediğimiz, ciddi ihlal ve hukuksuz davranışları sahil güvenlik veya marina yönetimine bildirmediğimiz sürece karmaşanın bir parçası olacağımızı unutmayalım.

Deniz ve tekne sevgimizi kültür ve görgü ile taçlandıralım. Kültür ve görgüyü üşenmeden, usanmadan yayalım. Anlatalım. Gelecek kuşakların bizlerin yaşadığı düzensizlik ve karmaşadan uzak kalması için amatör denizcilikte usul, eylem, kültür ve görgü bütünlüğü ile kurumsallaşmayı başaralım.

Güzel Türkiye’mizin devleti ve halkıyla beraber denizcileştikçe mutlu ve müreffeh olması en büyük dileğimdir.

Kitabı almak için tıklayın:

Cem Gürdeniz yeni kitabını anlattı: Kültür ve görgü denizciliğin omurgasıdır

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 6 gün önce

    2023 Cumhurbaşkanını adaylığına Cem Gürdeniz i tek geçerim

  2. 6 gün önce

    Gökhan Bey benimde gönlüğümde Cumhurbaşkanı Adayı Cem Gürdeniz olduğunu belirtmek istiyorum..fakat son anda sanırım Mansur Yavaş adaylığını koyacak gibime geliyor. Öncelik Cem Bey ama Mansur Bey’e karşı gelmem.. Destek veririm.

  3. 6 gün önce

    Amiralim o kadar ufku açıcı bir söyleşi olmuş ve anlattıklarınız o kadar değerli ki r.l. stevenson jules verne romanı okuduğum zamanlardan fazlasını buldum. Önceki kitaplarınızı okuduğum gibi bunu da mutlaka okuyup okutacağım. Saygılarımla…

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!