Cemaatin vakfı, vakfın cemaati olur mu?

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı...

Cemaatin vakfı, vakfın cemaati olur mu?

Önceki yazımda Furkan Cemaatinin bir Fetö Şantiyesi olduğunu yazmıştım. Bu yazımda, www.furkanvakfi.com adlı sitelerinde geçen “vakıf” sözcüğü ile cemaat arasında ne gibi bir ilişki kurulduğunu analiz edeceğim. Bir vakıf kurup cemaat olunabilir mi? Cemaat olmanın yolu vakıf kurmaktan mı geçer? Vakıfsız cemaat var mı?

Nedir bu vakıf?  Laik hukuk ile İslam hukuku vakıf meselesine nasıl bakar? Aralarında herhangi bir fark var mıdır?

Önce laik hukukta vakıf nedir?

Bakalım

Kelime olarak Vakıf, “durmak”, “durdurmak”, “sabitlemek”, “alıkoymak” anlamına gelir.  Bir hizmet ve yarar sağlamak amacıyla kişilerin kendi istekleri doğrultusunda bağışladıkları nakdi ve ayni mülklerle oluşan sivil bir kuruluşu ifade eder. Vakıflar, gerçek kişileri ya da şahsı ifade etmez, tüzel kişiliğe sahiptir ve kar amacı güdülmez. Medeni kanunda belirtilen şartlara göre kurulur. Vakıf sürekli olmalı, anlaşılabilir, belirli hukuki çerçeveye uygun olmalıdır. Vakfın temel amacı yardımlaşma ve dayanışmaya dayanır. Bu amaç dışında vakıf, yeterli şartı sağlamış sayılmaz. Denetlemeyi, Vakıflar Genel Müdürlüğü yerine getirir. Yardıma gereksinim duyan kişilere mali ve ekonomik destekler verilir ve yoksulların mağduriyetleri giderilir. Vakıf eğitim-öğretim hizmeti, ulaştırma, sağlık, aş evi hizmeti, ekonomik hizmetler yanında, sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklerde bulunarak toplumdaki talep ve ihtiyaca cevap vererek bir dizi faydalar sağlar.

Şimdi de İslam’da vakıf nedir, ona bakalım.

Neredeyse bütün büyük mezheplere göre vakıf, “bir malın, maliki (sahibi) tarafından dini, toplumsal ve iyilikle ilgili bir amaca sonsuza kadar tahsis edilmesi”dir. İslam medeniyetinde vakfın kurulması, modern hukukta olduğu gibi hukuki bir sürece ve işleme göre gerçekleştirilir. Başka bir deyişle, hukuki temeli ve meşruiyeti olmadan vakıf kurulamaz. Vakfiye, yani vakfedenin yazılı beyanıyla belirtilen koşullar doğrultusunda vakıf, mülkü vakfedende olmak üzere, menfaatinin yoksullar için veya bir iyilik yönünde kullanılması demektir. Ebu Hanife’ye göre vakfın mülkü, vakfedende kalmak üzere, menfaati kamuya aittir. İmameyn ise, vakfedilen mülkün kamuya yani sonsuza kadar Allah’a ait olduğunu, menfaatinin ise yoksullara yönelik olacağını belirtirler.

İslam hukukunda mezhepler arasında vakfın mülk ve menfaat açısından ayrımı konusunda bazı farklı görüşler olsa da, mülk olarak vakıf nalları satılamaz, devredilemez, hayır ve iyilik dışında, kamu yararı hilafına kullanılamaz.

Burada özellikle dikkatlerinizi bir noktaya çekmek istiyorum.  Osmanlılar döneminde vakıf kültürü, İmameyn’in görüşüne göre geliştirilmiştir. İmameyn, vakıf mülkünün tartışmasız ve sonsuza kadar kamu adına Allah’a ait olduğunu vurgulamışlardır. Allah’ın mülkü kamunun mülkü demektir. Yani vakıf malına zarar vermek, şahsen temlik veya temellük etmek Allah’ın mülküne ihanet etmektir. Bu ihanet ise milletin malına çökmektir. Başka bir deyişle İslam kültüründe milletin malı Allah’ın malıdır; onu çalan, çırpan, gasp eden, şahsı adına temlik ya da temellük eden kişi, doğrudan Allah’ın malına çalmış, gasp etmiş demektir. Allah’ın malı, tüm kamunundur;  din, dil, ırk ya da sınıf farkı gözetmek, Allah adına hüküm vermek, O’nun yerine yine O’nun malında tasarruf etmeye yeltenmektir.

Vakıf kavramı Kur’an’da doğrudan geçememekle birlikte, vakıf kurulmasına dayanak teşkil eden sayısız  ayetler vardır: “ Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe ulaşamazsınız” (Al-i İmran 3/92), “yoksullar, yolda kalmışlar, memurlar, miskinler, borçlular….” (113/60 Tevbe). Dikkat edilirse yoksulluğun ırkı, dini, ideolojisi veya mezhebi yoktur. Yoksul olmak yeterlidir ve vakıflar da bu mantıktan hareket edilerek kurulmuştur.

Vakfedilen mallar, kamu malıdır, bu yüzden Allah’ın mülkü veya malı olarak görülür ki, her yoksul insan bu mallardan yararlanabilsin. Satılamaz, hibe edilemez, hiçbir şekilde temellük edilemez. Vakıf mallarının işletilmesi ve kiraya verilmesi vakfiyedeki şartlara göre ve rayiç bedelle yapılır.

Şimdi vakıf kurulması ve şartları bakımından laik hukukla İslam hukukunu karşılaştıralım.

Vakıf, laik hukukta milletindir. İslam hukukunda Allah’ındır, yani kamunundur. Devlet başkanı ya da çevresindekilerin değildir. Halkındır. Cumhuriyetimizin temel felsefesi de budur. Var mı fark?  Fark yok

Her ikisinde de, Vakıf, toplumsal hayır ve iyilik için kurulur.  Var mı Fark? Fark yok.

Her ikisinde de Vakfın kuruluş amacı, yoksullara destek olmak; kültürel, sanatsal, bilimsel ve sosyal hizmeti toplumsal ihtiyaca göre gerçekleştirmek; sağlık, ulaştırma ve ayni-nakdi destek sağlamaktır. Fark var mı? Yok.

Her ikisinde de vakıf malı vakfedene veya kamuya (Allah’a aittir). Alınıp satılamaz, hibe edilemez, zarar verilemez. Doğru mu, doğru. Var mı fark? Yok.

Vakfın ayni ve nakdi mülkünden yararlanmanın en temel koşulu yoksul olmaktır; şu ya da bu dinden, mezhep ya da meşrepten, şu ya da bu partiden, sağdan ya da soldan olmak gibi ek koşullar var mı, yok.  Fark var mı? Yok.

Öyleyse İslam hukukundaki vakıf ile laik hukuktaki vakıf aynı hukuki koşullara bağlı, aynı amaca mebni ve aynı hedef kitleye yöneliktir. İslam hukuku kamu malını alegorik olarak Allah’ın malı olarak tanımlasa da bu, milletin malı anlamında kullanılır. Yoksa Allah mala veya mülke muhtaç değildir.

Şu halde hangisine göre vakıf kurarsan kur, bu kuruluş sivil toplum örgütüdür. Dinci bir ideolojiye ya da tarikata, cemaate hizmet kuruluşu değildir.  Kamu yararına adanmış olmak zorundadır. Kamu, keyfi ve isteğe bağlı bir kitle değil, ilgili toplumun bütün fertlerini içerir.  Şöyle diyeyim: Kurduğunuz vakfı, yaşadığınız toplumda yoksulluğu değil, bir takım siyasi, ideolojik ya da kültürel iltisaklarla belirlediğiniz ölçütlere göre işletirseniz orası vakıf olmaktan çıkar, cemaat olur, tarikat olur, siyasi parti olur. Ama Allah’ın vakfı olmaz, kamunun vakfı olmaz.

Furkan Vakfı gibi sözüm ona vakıflar, böyle mi düşünüyor?

Resmi bir vakıf olmakla birlikte, vakfın koşullarına göre davranmadığı açıktır. Vakıf çevresinde cemaat olmaz. Vakfa hizmet edenler, toplumla vakıf arasında yardımlaşma ve dayanışma kanallarını oluşturan kişiler olmalıdır. İslam kültürünün güzel bir örneği olarak vakıf, bırakın farklı düşünen Müslümanları, gayri Müslimleri bile ayırmamış; yardım ve dayanışmada, iyilik ve hayırda tek ölçü olarak yoksulluğu esas almıştır.

Furkan Vakfı’na ait siteye baktığımızda, 60 prensip sayılıyor. Bu prensipler bir vakfın değil, bir cemaatin prensipleridir. Vakıf gibi kutsal bir kuruluş, aynı dinde, aynı ülkede “kendilerini başkalarından daha Müslüman”, “daha seçkin”, “daha cennetlik” görenleri, Türk milleti içinde, Türk devleti himayesinde (vakıf kurarak) bir fitne fesat yuvasının çatısı altında birleştirmenin ve yakın gelecekte ülke için tehdit aracı olarak kullanılmaktadır.

Yoksullar değil, cemaat üyeleri,

Yardım ve dayanışma değil, teröre, fitne ve fesada davetiye çıkarmanın “meşru aracı”,

Kuruluşta hukuki, faaliyette yasa dışı,

Vakfiye şartları değil, cemaat liderinin emir ve direktifleri,

Allah’ın veya kamunun mülkü değil, cemaatin özel mülkü,

Türk milletinin yoksulları değil, cemaatin rahatı ve konforu,

Vakıf malları Allah’ın ya da kamunun değil, cemaat liderin malları

Vakıf mallarının menfaati ve hayır, halka değil, cemaat üyelerine…..

24 Kasım 2016 tarihli youtube konuşmasında Cemaat lideri Kuytul, Kopenhag’da vakıf adına satın alınan cemaat binasında müritlerinden Galip Kıran’ı görevlendirdiğini söylüyor. Galip Kıran bir süre sonra Furkan cemaatine ait bu binayı sahipleniyor ve ayrı bir cemaat kuruyor. Kuytul, binanın iki cemaat arasında bölüşülmesi için tayin ettikleri “İslami hakemlerin” yarı yarıya paylaşım hükmünü eleştiriyor. Hatta çağdaş demokrasilerde bile böyle adaletsiz hüküm verilemeyeceğini vurguluyor. Ayrıca eski müridine verdiği 600 bin kron borcu ne yapıp edip tahsil edeceğini söylüyor.

Kendin bile “İslami”, “gayri İslami” ayrımlarının doğru olmadığını biliyorsun. Öyleyse ne demeye, “İslam’la hükmetmek, Allah’ın dünyası gibi” dincilik propaganda dalgası yaratıyorsun?

Fetöye yakın, PKK’ya göz kırpan bu cemaat, geçtiğimiz hafta,  itikâf adı altında kışkırtmalara girişmiş, göz altına alındıktan sonra salıverilen Kuytul, meydanda toplanan müritlerine hitaben, devlete meydan okuyarak, “kışkırtma nasıl yapılır, biz onu iyi biliriz” diye de tehditler savurmuştu. En son videosunda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yine meydan okuyarak cevap vermişti.

Şimdi soralım: Furkan Vakfı, gerçekten vakıf mı? Değil. Cemaat bir vakfı kendi oyun alanı ve cemaatinin aracı haline nasıl getirebilir? Vakıflar Genel Müdürlüğü denetliyor mu? Teröre sempatik bakan bir vakıf olur mu?

Furkancılar’ın “prensipleri”ni yazacaktım. Sonraki yazıya kaldı.  Gerçi prensiplerini incelediğimiz zaman karşımızda-Asım Yıldırım’ın dediği gibi” – Fetö’den pek de farklı olmayan- bir örgütle karşılaşıyoruz.

Sonraki yazımı bekleyin.