Cengiz Köylü devletten alacaklı gitti

Ahmet Yavuz yazdı...

Cengiz Köylü devletten alacaklı gitti

Atatürk Medeni Bilgiler kitabında (s. 32), “Cumhuriyette, Meclis, Reisicumhur ve hükûmet, halkın hürriyetini, emniyetini ve rahatını düşünmek ve temine çalışmaktan başka bir şey yapamaz” diye yazmış… Gelinen noktayı görseydi saçını başını yolardı herhalde!

Cengiz Köylü, bu cumhuriyetin yeminli neferiydi.

Ancak O’nun yolunda ölümü göze aldığı Cumhuriyet; Meclisi, Cumhurbaşkanı ve hükümetleriyle O’nu tam 5,5 yıl hapis yatırdı.

Hapisten çıktığında hiçbiri özür dilemedi. Devletin ödemesi gereken tazminat da O’nu ebediyete uğurladığımız bugün henüz karara bağlanmamıştı.

O’nun yaşamının öğrettiği gibi, uğrunda ölünen cumhuriyete henüz ulaşamadık. Zira hem hürriyet hem emniyet hem de rahat Cengiz’le kucaklaşamadı!

Başına örülen çorabı, yazdığı, “Ergenekon’dan Balyoz’a Asrın İftirası” adlı kitabında (Kaynak Yayınları, 2013) anlatmıştı.

Ben de Vesayet Savaşları (Kırmızı Kedi, s. 85-87) kitabımda O’nun dramatik hikâyesine yer vermiştim. Tekrar aynı konuya değinmeyeceğim.

Ancak şu satırlar, nasıl bir insanı ve subayı kaybettiğimizi bize anlatmaktadır: “Hasdal’da birçok hikâye dinlemişimdir. Bunların hepsi acıklıydı. Hepsinde ince bir tuzak vardı. Dinledikçe TSK’ya kurulan oynanan oyun daha iyi kavranıyordu. Albay Cengiz Köylü ve Teğmen Mehmet Ali Çelebi, ben henüz hapishaneye girmeden tanıdığım subaylardı. Her ikisini de birkaç defa Hasdal’da ziyaret etmiştim. Ben dışardayken aramızda başlayan sıcak ilişki içeride de devam etti. İkisi de kelimenin tam anlamıyla subaydı. Başlarına çorap örülmesi tesadüf değildi. İkisinin de başına gelenleri ayrıntısıyla öğrendim. Bu iki arkadaş bizlerden çok önce hapsedilmiş olmalarına rağmen cezaevinin en dirençli kişilikleri arasında yer alıyorlardı. Aramızdan direnci düşenlere hep onları örnek verirdim.

Bilim insanları, insanın üç yüzünün olduğunu ileri sürerler: Görünen yüz, arka yüz, baskı altında ortaya çıkan yüz…

Bu üç yüzü birbirine eşit ya da yakın olan insan sayısı azdır. Ancak “kendisi olma” vasfına sahip olanlar bu özelliği taşır. Bazı meslek grupları için insanın baskı altında ortaya çıkan yüzünün erkenden keşfi gerekir. O mesleklerden birisi askerliktir. Bir askerde olmazsa olmaz olan yüz, baskı altında eğilmeyen, bükülmeyen, dimdik duran yüzdür.

Cengiz Köylü, kumpasın bütün hızıyla yürütüldüğü, haysiyet cellatlarının ekranlarda ve gazete manşetlerinde iğrenç yalanlarıyla nefret kustukları günlerde hiçbir algıya, karamsarlığa teslim olmadan, sadece gerçeğin ipine sarılarak zor günlerin üstesinden geldiği gibi çevresine de her daim gülümsemeyi becerebilmiştir. Herhalde Horatius’un, “Kötü talih, yüksek bilgelik sahibi insanı korkutmaz” demesini içselleştirmişti. Gerçekten bir bilgenin bütün erdemlerine sahipti.  

Bu bilge duruş maalesef kalbini yormuştu. 2012 ilkbaharında, Hadımköy günlerinden birinde birlikte GATA’ya tedaviye sevk edilmiştik. Hastaneye ulaştıktan kısa süre sonra J. Kurmay Albay Mustafa Koç, Hastane Acil Servisine 50 m. mesafede Cengiz’in aniden merdivenlere yığıldığını ve Acil’e taşıdıklarını iletti. Hastane Başhekimi Tabip Tuğamiral Bekir Sıtkı Cebeci’ye durumu intikal ettirdiğimizde verdiği tepki asil bir insanı ve doktoru yakından tanımamızı sağladı. Zira koşarak ameliyathaneye gitti. Cengiz’e yapılan müdahale olumlu sonuç verdi. O hastanedeyken bütün Hadımköy Cezaevi onu çok özlemişti. Bir süre sonra sağlıklı olarak aramıza döndü.

O gün direnen kalbi salgın günlerinde virüse direnemedi. Bu asil insanı bizden aldı.

Cengiz Köylü, hürriyetin, emniyetin, rahatın kendisinden esirgendiği günlerin acısını içine akıtarak aramızdan ayrıldı. Ahirette muhtemelen yaşadığı zulmün sorumlularının yakasına yapışacaktır.

O, devletten alacaklı gitti. Umarım sevgili ailesi bu alacağın tahsil edildiğini görür.

Bu bilge adamı, benliğimden fışkıran muhabbet duygularıyla selamlıyor, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. İyi ki O’nu tanıdım… O ve onun kumaşından olanları tanımanın tek başına mahpusluğa değdiğini not ederek yazıyı noktalayalım.

Ruhu şad olsun…