Çin’in korktuğu başına mı geldi?

Çin’in korktuğu başına mı geldi?

Aylardır, Hong Kong’da Çin merkezi yönetiminin suçluların Çin’e iadesine yönelik kanun değişikliğine karşı protesto gösterileri düzenleniyor. Tam bundan 30 yıl önce  Pekin’de Tiananmen Meydanı’nda patlak veren öğrenci gösterilerine benzetilen Hong Kong’daki gösterilerde bugüne kadar herhangi bir çözüm ya da bir gelişme olmadı. Pekin yönetimi, bu gösterileri tamamıyla bir anarşi olarak görmektedir; hatta bir adım öteye giderek bir şekilde göstericileri dış güçlerle ilişkili olarak değerlendirerek, bunun bir sivil terör eylemi olduğu kanısı da yaratmaya çalışmaktadır. Tıpkı Tiananmen öğrenci olaylarında da olduğu gibi Hong Kong’da da temel tema demokrasi olarak ortaya çıktı. Çin, bu gösterilerin baş sorumluları olarak ABD ve İngiltere’yi görüyor. Pekin’in yaptığı açıklamalarda ABD net bir şekilde suçlanırken İngiltere üstü kapalı olarak değiniliyor ve resmi açıklamalarda pek fazla yer almıyor. ABD’nin bilindik tavrı anlaşılırken İngiltere’nin son dönemde yeniden eski emperyal günlerinin arayışına girdiği gözden kaçmıyor. Orta Doğu’da, Akdeniz’de ve Asya’da birçok sorunda İngiltere’nin parmak izlerine rastlanması artık çok şaşırtıcı değil.

ABD’NİN GÖZÜNÜ DİKTİĞİ YENİ YER HONG KONG

ABD, Hong Kong konusundaki  suçlamaları pek tabi kabul etmiyor ama Trump eğer Çin isterse göstericiler ile Pekin arasında ara bulucu olarak görev yapabileceklerini ve bu sorunu kısa sürede çözebilecekleri teklifinde bulundu. Ancak meselenin geri planı farklı. Bunu da Danimarka ile Grönland’ın satışı üzerine yaşanan son tartışmanın satır aralarında görüyoruz. Trump, gözünü koyduğu jeostratejik önemi olan her şeyi almak istiyor. Bir iş adamı olan Trump’a göre her şeyin bir fiyatı var. ABD’nin Asya’da göz diktiği yeni yer Hong Kong gibi gözüküyor. Geçmişte İngiltere’nin elinde bulunan Hong Kong’u bu sefer de ABD istiyor. 2047 gelmeden yani Hong Kong’un Çin ile tam entegrasyonu olmadan bu sorunun halledilmesi gerekiyor. Böylece, ABD, bir taraftan Tayvan öteki taraftan da Hong Kong ile Çin’i kendi içinden parçalamak istiyor.

Çin başından beri böyle bir olayın olabileceği konusunda hep bir beklenti içindeydi ve bu bağlamda bununla ilgili bir çok senaryo çalışması ve  simülasyon çalışması zaten yapmış idi. Bu sadece Hong Kong merkezli bir beklenti, aynı zamanda Çin’in diğer özerk bölgeleri konusunda da aynı hassasiyetle yaklaştığını biliyoruz. Özellikle Uygur Özerk bölgesi ve Tibet bölgesi Çin’in ağırlıklı odaklandığı bölgelerdir.

ÜÇ FARKLI ÇİNLİ

Çin’in yaşadığı aslında bir kimlik problemi. Hong Konglular başından beri İngiltere’nin kendilerini Çin’e devretmesini bir türlü kabullenememişler ve İngiltere’ye karşı oldukça öfkeliler: “İngiltere bizi Çin’e vermemeliydi” diyorlar. Şimdi önümüzde üç farklı Çinli var: Ana karadaki yani Çin’deki komünist Çinliler, Tayvan’daki Amerikan yanlısı Çinliler ve Hong Kong’daki İngiltere yanlısı Çinliler.

Görüldüğü üzere, tam bir  kimlik bunalımı var. Tayvan’daki Çinliler geçmiş tarihlerini reddederek yapay bir tarih yazmaya bile çalışmışlardı. Kendilerini Çinli değil Tayvanlı olarak görüyorlardı. Oysa Çin ana karasından geleli yüz yıl bile olmamıştı. Şimdi benzer bir durum Hong Kong’da. Oradaki Çinliler kendilerine Hong Konglu diyor ve bir batılı olarak görüyorlar. Bu da Çin için bu yeri Çin toplumuna, devletine ve kültürüne entegre etmede büyük bir sorun teşkil ediyor. İnsanları kazanamadığı sürece Pekin yönetimi bu bölgeleri kontrol edemeyecek gibi gözüküyor. İngiltere, Hong Kong’u her en kadar 1997’de Çin’e devretmiş olsa da elini bu bölgeden hiç bir zaman çekmedi. Her zaman bir gölge gibi Hong Kong’un üzerinde bulunmaya devam etti. Asya’da ki bütün örtülü, gizli finansal ve siyasi operasyonları Hong Kong’dan yürüttü ve yönetti. Birçok batılı firmanın merkezleri Hong Kong’da olması şaşırtıcı değil. Çin hiçbir zaman Hong Kong’daki finansal yapıya güvenmedi aksine onu kopyalayarak daha Çinlileştirilmiş versiyonunu Şanghay’da kurdu.

BİR DEVLET İKİ SİSTEM POLİTİKASI

Nihayet 4 eylül günü suçluların iadesi yasa tasarı geri çekildi. Çin’in bu hamlesi şu ana kadar protestocuların kararlılığını azaltmadı; halen gösteriler devam ediyor. Ancak bu geri adımın Çin için bir ağır faturası olacağı kesin. Çin, bu hamleyle kendisiyle çelişti. Hong Kong’da resmen bir taviz vermiş oldu. Ancak bu tavizin Tibet özerk bölgesinde, Uygur özerk bölgesinde ve Tayvan’da yansımaları olacağı unutulmamalıdır. Çin’deki rejim büyük bir yara aldı. Hong Konglu Çinliler resmen biz Çin Komünist Partisi rejimini istemiyoruz dediler. Bugün Çin’de bir referandum yapılsa halkın ne kadarı Çin’deki mevcut sistemi  ister?

Çin halkı yönetimin ayrımcılık yaptığını düşünüyor. Hong Kong’da adına demokrasi denilen farklı bir yönetim anlayışı varken, Çin ana karasında toplumun tamamının sıkı bir şekilde kontrol altında tutulduğu bir tek parti yönetimi var. Bu duruma da  bir devlet iki sistem deniyor. Ancak Hong Kong’da son olaylarla bu sistem de çökmüş durumda. Bir devlet iki sistem politikası ancak Çin halkına neden Hong Konglulardan farklı olduklarını anlatmak için kullanılan bir bahane olarak hayatını sürdürüyor gibi görülüyor. Bu arada bir devlet iki sistem mekanizması ilk defa Tayvan için hazırlanmış bir politikaydı. Sonra Hong Kong’a uyarlandı; ancak bir başkası için dikilen bir elbisenin ne kadar vücudunuza uyacağı da ayrıca bir soru işaretidir. Ne kadar uyduğu Hong Kong’daki yıllardan beri bitmeyen sorunlarla kendisini gösteriyor.

Öte yandan yüzyıldan beri utanç asrı olarak adlandırdığı bir dönemden çıkarak övünç asrı olarak adlandırdığı ve yirmi birinci yüzyılın Çin’in yüzyılı olarak değerlendirdiği bir dönemde kendi egemenliği altındaki bir bölgede dilediği kanunun çıkaramayan bir Çin devleti var. Öyle ki, bu asrın yeni süper gücü olarak adlandırılan ve ABD’nin karşısına yeni denge olarak çıkarılan bu güç kendi hakimiyeti altındaki topraklarda aciz duruma düşmüş durumda. Hong Konglular sokaklarda Amerikan ve İngiliz milli marşlarını söylüyor. Böyle bir güç dünyaya nasıl meydan okuyacak? Ekim ayında Çin’in kuruluşunun 70. yıl dönümü kutlamaları var. Xi Jinping bu anma etkinliklerine başı önünde mi çıkacak? 2049’da Çin rüyası gerçekleşecek mi yoksa kuruluşunun yüzüncü yılında kendi halkı ve soydaşları tarafından yalnızlığa mahkûm edilmiş bir rejim mi olacak? Tüm bu soruların cevaplarını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Sonuç olarak ok yaydan çıkmış durumda. Hong Konglular Çin’in hiçbir değerine saygı duymuyorlar ve Pekin yönetimini meşru olarak görmüyorlar. Bu dün böyleydi, yarın da böyle olacak. Peki ne istiyorlar? Hong Konglular açıkça Tayvanlaşmak istiyorlar. Kağıt üzerinde Çin’in bir parçası ama fiiliyatta bağımsız bir devlet ya da siyasi birim olmak istiyorlar, kendi kaderlerini ve geleceklerini kendileri belirlemek istiyor. Çin’in burada yapabileceği tek şey var: demografik yapının değiştirilmesi. Yoğun bir şekilde Çin ana karasından Hong Kong’a göçü teşvik ederek nüfus dengesini Pekin’in lehine değiştirebilir. Bunu daha önce Uygur Özerk bölgesinde ve diğer özerk bölgelerde uygulamıştı. Bekleyip göreceğiz…

badibelli@yahoo.com