Çocuk istismarı ve cezası

featured

Avukat Sema Aksoy
Ankara Barosu Önceki Başkanı

Kader Erten’i hatırlıyor musunuz, ben hiç unutmadım, unutmak ne mümkün.

Tarih 12 Ocak 2014. Kader Erten, Siirt’in Pervari ilçesinde yaşamış bir çocuktu; 12’sinde evlendirilen, 13’ünde anne olan, 14’ünde evinde tüfekle vurulmuş halde ölü bulunan kötü kaderli ya da kadersiz Kader…

Kader’in ölümünden sonra nüfusa kayıtlı olduğu köyde pek çok çocuğun ve Kader’in üç ablasının aynı kadere mahkûm olduğunu ve berdel usulüyle evlendirildiğini öğrenmiş ve kahrolmuştuk. Berdele karşılık babalar diğer ailenin kız çocuklarını ya kendisi için ikinci eş ya da erkek çocuklarına alıyorlardı. Kader’e karşılık 17 yaşındaki abisi de o ailenin yine 17 yaşındaki kız çocuğu ile evlendirilmişti. Kader’in ablası ifadesinde ‘evlendirildiği’ adamı ancak gelin gittiği eve gittiğinde gördüğünü söylüyordu. Kader’in annesi de aynı kaderi yaşamış ki kızına da Kader demişti. O da üstüne kuma getirilen ve aynı evde iki kadından olan 14 çocukla yaşamak zorunda bırakılmış bir kadındı.

Kader ilk miydi hayır, son muydu ne yazık ki hayır! Kader’i de kaderinin kurbanı olduktan sonra tanımıştık ve o artık ölüydü. Gelinlik değil kefen giydirilen kız çocukları, kimi zaman doğum yaparken ölünce ya da öldürülünce, kimi zamanda basın-yayın organlarına yansıyan haberlerle gündemimize hep girdi.*

Şimdi ise bir vakfın yöneticisi olan babası tarafından imam nikahı kıyılarak 29 yaşındaki bir adamla ‘evlendirilen’, 6 yaşından itibaren istismara uğradığını, 14 yaşında evlendirildiğini ifade ederek şikayetçi olan kişinin durumu Türkiye’nin en önemli gündem maddesi oldu. İstanbul Anadolu Başsavcılığı’nın iddianamesinde çocuğun anne ve babasının tecavüze göz yumduğu, eş, anne ve babanın zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçunu işledikleri belirtildi. Yargılama süreci elbette her şeyi aydınlatacak, bizler de takipçisi olacağız.

Bu tür olaylarda ikincil travmaların oluşmaması için mağdur çocuğun üstün yararının gözönünde bulundurularak işlemlerin yürütülmesi, mağdurun hedef haline getirilmemesi, soruşturma aşamasının  gerekli hassasiyetle yürütülmesi  ve buna herkesin uyması da büyük önem taşımaktadır.

Aile üyelerinden birisi ifadesinde gelinlik giydirilerek fotoğrafı çekilen mağdur çocuğun ‘orada hafızlığa geçiş aşamasında mı, Kur’an-ı Kerim bitirdi diye mi herhangi bir etkinlik vardı orada giydi bu kıyafeti’ diye verilen ifade de olayın bir başka boyutunu gözler önüne seriyor. Bir çocuğun her nerede ne başarı elde ederse etsin gelinlik giydirilerek kutlanması kabul edilemez. Tıpkı makyaj yapılarak sosyal medyada reklam aracı olarak kullanılan çocuklar gibi. Çocuklar çocuk gibi giyinsin. Onlara çocuk olmak dışında, çocuk gibi giyinmek, davranmak dışında rol biçilmesine hep birlikte karşı çıkalım.

‘Çocuk gelin’ ifadesi ile kurulan ilişkinin meşrulaştırıldığı ve hukuken suç olan bu durumun bu yüzyılda yaşanıyor ve konuşuluyor olması herkes için utanç kaynağıdır. Çocuk gelin yoktur, çocuk istismarı vardır ve bu da bir suçtur. Bu suç sadece mağdur olan çocuğu değil sonuçları itibariyle toplumu da ilgilendiren bir suç tipidir.

Dünyada yüzlerce yıllık geçmişine rağmen, bu suçun varlığının konuşulması 1900’lü yıllarda başlamış, Çocuk Haklar Sözleşmesi 1995’de onaylanarak hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir.

Sözleşmenin 1. maddesine göre; “Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılmaktadır.”

Çocuğun istismarı suçu;  çocuğun ihmalini, fiziksel ve duygusal istismarını ve cinsel istismarı kapsamaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesi “Çocukların Cinsel İstismarı” başlığı ile düzenlenmiştir. “Cinsel istismar; gelişimini tamamlamamış bir çocuğun yetişkin tarafından cinsel uyarı ya da cinsel doyum amacıyla kullanılmasıdır.”**

Çocuk Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile tanımlanan “çocuk” kavramı, Çocuk Koruma Kanunu’nda “18 yaşını doldurmamış kişi çocuktur.” ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 6. maddesinin 1/b de “Çocuk deyiminden; henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi anlaşılır” şeklinde ifade edilmektedir. Ne var ki yine TCK’nun 103. maddesinde çocuk; 15 yaş altı ve 15 yaş üstü şeklinde iki grupta değerlendirilmekte ve buna göre suç tanımlanarak, ceza tayini yoluna gidilmektedir.

Çocuğun cinsel istismarı, henüz kişilik oluşumu devam eden çocuğun/mağdurun birey olma, kişiliğini geliştirme ve topluma dahil olma sürecini olumsuz olarak etkilemekte ve ömür boyu devam eden büyük bir travma yaratmaktadır.

Çocuklarını evlendirirken, öğrenilmiş, kabullenilmiş bir durum gibi suç işlediklerinin farkında olmayan aileler, bilerek bu suçu işleyen aileler, farkında olmakla birlikte buna göz yuman ve gerekli ihbarlarda bulunmayan kamu personeli, muhtar, kaymakam, jandarma, polis, öğretmen ve hatta gözünün önünde işlenen suçu bildirmeyen akraba, komşu vs. her kişi Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince cezai sorumluluğu olduğunun farkına varmalıdır. Bu farkındalığı yaratacak olan da devlet ve devletin kurumlarıdır. İşte aslında Anayasa’da tarif edilen “sosyal hukuk devleti” olma anlayışının gereği de budur. Bugüne kadar, bu sorumluluğun tam anlamı ile yerine getirildiğini söylemek ise mümkün olamamaktadır.

Türk Medeni Kanunu’na göre evlenme, resmi makamlar huzurunda yapılacak akit ile gerçekleşebilmektedir. Ne var ki, Türkiye’nin pek çok yerinde resmi nikah olmadan sadece dinsel tören ile evlilikler kurulabildiğinden, erken yaşta ‘evlilik’, doğru ifade ile çocuk istismarı sorunu çözülememektedir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 16. maddesine göre evlenme sözleşmesi ancak, evleneceklerin özgür ve tam iradesiyle yapılır. Bir çocuğun, hayatın, evlilik kurumunun sorumluluğunu taşıması, sonuçlarını kestirmesi mümkün değildir. 18 yaşından önce hiçbir konuda tasarruf hakkı verilmeyen çocuğun evlendirilmesi ve “bundan sonra, kendi vücudunla, psikolojinle, hayatınla ilgili tasarrufta bulunacaksın” denilmesi ne insanlığa ne hukuka, ne de vicdana sığmamaktadır. Bunu gelenek, görenek, inanç ve toplumsal yapıyla izah etmeye çalışmak suçu örtbas etmeye çalışmaktır.

Her üç evlilikten biri çocuk yaşta yapılmaktadır. Bu tablo, erken ve zorla evlendirmelerde bir “araç” olarak öne çıkarılan “dinsel törenin” suç olarak görülmediğini ve bu konudaki cezaların da caydırıcı olmadığını açık bir şekilde göstermektedir.

Türk Ceza Kanunu’nda işlenmekte olan bir suçu bildirmemek de suç olarak öngörülmüştür. Ancak “Suç”, suç olmaktan çıkarılmıştır. Kız çocuklarının “eş” olarak meşrulaştırılmasında bir araç olarak öne çıkarılan resmi nikah olmaksızın “dinsel töreni” yerine getiren din görevlilerinin sorumluluğu açıkken, Anayasa Mahkemesi 2015 yılında TCK’nın evlenme olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptırma ve yapma suçlarını düzenleyen 230/5-6 numaralı fıkralarının iptaline karar vermiştir. Kararda gerekçe olarak; bir kadın ve erkeğin birlikte gayrimeşru yaşamaları suç değilken, dini nikâh kıyarak birlikte yaşamalarının suç teşkil etmeyeceği ifade edilmiştir.

Keza yine öz kızı mağdura, öz oğulları olan sanıklar tarafından işlenen fiilleri bildirmemesinden dolayı yargılanan annenin davasının Anayasa Mahkemesi’ne taşınması sonucu  “Suçu Bildirmeme Suçu” başlıklı TCK. 278. Maddesi de “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.”hükmünü içeren Anayasa’nın 38. Maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile iptal edilmiş bulunmaktadır.

Ayrıca, “kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini, göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisinin cezalandırılması da TCK’da hüküm altına alınmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun “çocukların cinsel istismarı” halinde fail ile birlikte bu kişinin ve kız çocuğunun anne ve babaları da cinsel istismar suçuna iştirak kapsamında adli işleme dahil edilmektedir… Aynı zamanda Türk Ceza Kanunu’nun “reşit olmayanla cinsel ilişki” başlıklı 104. maddesinde de bu yönde bir uygulama bulunmaktadır.

Kız çocuğunu “evlilik” adı altında bir bedele bağlı olarak “başlık parası” ile mal gibi satan ailesi hakkında  “insan ticareti” ile ilgili Türk Ceza Kanunu’nun 80’inci maddesinin ve  aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali ile ilgili Türk Ceza Kanunu’nun 232. maddesinin de uygulanması gerekmektedir.

Çocuk yaştaki hamilelikler ve bu çocukların doğum yapmaları da ayrı bir yasal sürecin başlatılmasını gerekli kılmaktadır… TCK da  “görevini yaptığı sırada suç işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubunun cezalandırılması da hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

Bu arada Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve Çocuk Koruma Kanunu’nda çocuğun tanımında yaşla ilgili çelişkiler de giderilmelidir.

Resmi nikâh olmadan dini tören yapılmasını yasaklayan kanun hükmü kamu düzenindendir. Evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair Anayasa’nın “İnkılap kanunlarının korunması” başlıklı 174. Maddesindeki medeni nikâh esası ile Türk Medeni Kanunu’nun resmi nikâh olmadan dini tören yapılmasını yasaklayan hükmü ve laik hukuk kuralları asla unutulmamalı ve her daim korunmalıdır. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiğimiz kararlarına karşın yine Anayasa Mahkemesi’nin 7.3.1989 tarih ve E.1999/1,K.1989/12 sayılı kararı 174. Maddenin önemini vurgulamaktadır. ; “174. madenin bağımsız olarak ayrıca Başlangıç bölümü, 2. ve 24. Maddelerle birlikte değerlendirilmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik anlayışını açık biçimde ortaya koyar… 174. maddede belirtilen Devrim Yasaları birbiriyle sıkı ilişki içindedir. Hepsi laiklik konusunda ayrı bir alanı düzenleyerek ülkenin çağdaş yapısını kurmuşlardır. Her biri başlı başına büyük önem taşıyan ve birer devrim anıtı olan bu Yasalar, Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatacak değerdedir…”

İşte yukarıda özellikleri sayılmış olan 174. Maddenin ihlali adım adım Türkiye’de kabul edilemez durumların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dinin siyasete alet edilmesi ve Anayasamızın 174. maddesi ile koruma altına alınan kanunlarla esasen kaldırılmış bulunan kimi yapıların böyle bir yasak yokmuşçasına fütursuzca boy göstermesi pek çok sorunun ortaya çıkmasına ve mağduriyetlere neden olmuştur. Anayasa’nın 174. Maddesine göre inkılap kanunları anayasal koruma altındadır. O kanunlardan biri de 30.11.1925 tarih ve 677 sayılı kanundur. Bu Kanunun 1. Maddesine göre  “Alelümum tarikatler memnudur”. Hal böyleyken bu kanunlar seçim hesaplarının kurbanı olmuş ve bazen de yargıda siyasallaşmanın ve bu siyasi düşüncelerin kararlara yansıması yolu ile adım adım fiilen ortadan kaldırılmıştır. Ancak sonuçları tüm toplumu ve geleceği etkilemektedir.

Erken yaşta evliliklerde toplumsal görmezden gelme, duymama ve konuşmama hali de bu vahim tabloya katkı sunmaktadır. Özellikle küçük yerleşim yerlerinde başta muhtar olmak üzere, köyün öğretmeni, din görevlisi, jandarması gibi kamu görevlilerinin olaydan haberlerinin olmaması düşünülemez. Kaldı ki herkesin katıldığı düğünlerle kız çocukları istismara yolcu edilmektedir. .

Çocuğun, kişisel ve kamusal açıdan korunması için ihbar yükümlülüğü ile ilgili görev ve yükümlülüğün  “Hukuk Devleti” ilkesi bağlamında ne ölçüde yerine getirildiği konusu da değerlendirilmeye alınmalıdır.

Bunun içinde çocuklarla ilgili evrensel değerler benimsenerek; öncelikle siyaset üstü bir sorun olan bu konuda samimi, ortak bir irade ortaya konulmalı ve politikalar üretilmelidir. Politikaların temelinde demokratik, laik, sosyal devlet anlayışı merkeze konulmalı ve taviz verilmemelidir.

Çocuk yaştakilerle ilgili evlilik töreni/dinsel tören yaptıranlar hakkında caydırıcı nitelikte cezalar öngörülmelidir.

Başta ilgili bakanlıklar olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşları, kamu görevlileri tarafından yapılması gerekenleri somut bir şekilde belirlemeli, genelgelerle bilgilendirme sağlamalı ve uygulamayı takip etmelidir. Bu çerçevede, hem kamuda çalışanlar hem de toplumsal açıdan bir “eğitim” ve “farkındalık oluşturma” çalışmaları başlatılmalıdır.

Bu arada Türkiye’de bulunan 11-12 yaşındaki sığınmacı kız çocuklarının, dedeleri, babaları yaşındaki erkeklerle para karşılığı evlendirilmeleri de, bir insan hakkı sorunu olarak ele alınmalı ve unutulmamalıdır.

Çocukların “mal/mülk” gibi bir alışverişin acımasızca konusu haline getirilmesine “Yeter” denilmeli ve olanlara ortak olunmamalıdır. Halen ülkemizde çocuk hakkı ihlallerinin vardığı vahim boyut, büyük Atatürk’ün müthiş öngörüsüyle dünyada ilk ve tek olarak sahip olduğumuz “çocuk bayramı” şerefi ve ayrıcalığı ile bağdaşır bir durum değildir. Artık söz söyleme dönemi çoktan bitmiştir. Bu konuda somut adımların atılma vaktidir.

* Aksoy, S. “Gelinlik Değil Kefen Giydirilmiş Çocuklar”. Ankara Barosu Dergisi (2014 ): 289-294, https://dergipark.org.tr/en/pub/abd/issue/33815/374460

** Çocuğun Cinsel İstismarı”,  Çocuk İstismarı ve İhmali, Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yayını, 1999, Ankara, s. 89–90.

 

Çocuk istismarı ve cezası

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!