Çok şey mi istiyoruz?

Çok şey mi istiyoruz?

Mart 2012…

Hava buz gibi soğuk. Gündüz olmasına karşın dışarısı yarı karanlık. Hadımköy Askeri Cezaevi’nde kasvetli bir ruh hali içindeyiz.

Sabah kahvaltısından sonra okumak için elime aldığım Cumhuriyet Gazetesi’nin baş sayfasında benim için bir sürpriz var.

Manşet: Zindanlardan Yükselen Sesler.

Sürmanşet: “Tutuklu Amiral Erdağ ‘Asker de insandır’ diyor.” Cümlenin devamında ise şu yazılı: “Müyesser Yıldız’ın ise tek isteği var.”

Bir gazete manşetini paylaşmışız Müyesser Yıldız ile.

 

Tüm insanları kumpas davalar sürecinde yapılan haksızlığa ve hukuksuzluğa tanık olmaya, hakkımızdaki kararlarını kendi gözleri ve vicdanlarıyla vermeye davet eden mektubumdan bahseden Cumhuriyet Gazetesi, Müyesser Yıldız’ın hücresinde sadece bir kedi istediğini yazıyordu.

Hücresinde yalnız başınaydı Müyesser Yıldız, yanına bir can arıyordu. Haberi okuyunca bir başka hapishane köşesinde vicdanım sızlamıştı.

*  *  *

Şubat 2014…

Van’ın Gürpınar İlçesi’nin Yalınca Köyü’nün Çeli Mezrası’nda üç yaşındaki Muharrem hastalandı ve öldü.

Kimse yardım edemedi Muharrem’e.

Otopsi yapılması gerekiyordu. Yollar kapalıydı. Gelemediler Muharrem için.

Babası Muharrem çocuğun cenazesini bir çuvala koydu, sırtladı ve köye getirdi.

Haberi Silivri zindanında televizyonda izleyince donup kalmıştım.

Hapishanede oluşum, bana yapılan haksızlıklar, uygulanan işkenceler bir anda yok olmuştu.

Vicdanım, kimin suçlu ve sorumlu olduğunu düşünmeksiniz, bir çocuğun böylesine ölmesine razı olmamıştı.

*  *  *

Hülya Ulusoy…

Kumpas davalarını izlemek ve bizlere destek olmak için Ankara’dan Silivri duruşmalarına taşınan, duruşma arasında jandarmalara göstermeden verdiği kitabın yaprakları arasına gizlediği kurutulmuş bir çiçeği betondan mezarımıza sokmayı başaran, güzel insan…

Her Sessiz Çığlık eylemine, her duruşmaya katılmaya çalışan, haksız ve hukuksuz bir şekilde zindanlarda tutulan vatanseverlere moral vermeye çalışan tek kişilik bir ordu…

Gazların kullanıldığı bir eylemden sonra hastalanarak sessizce aramızdan ayrıldı gitti.

Onca zahmete neden katlanıyordu?

Çünkü vicdanı vardı.

*  *  *

Filiz Troudt…

Kendi kurumumuzun bizi unutmak istediği, çok yakın bildiğimiz dostlarımızın hem bizden hem de ailemizden kaçtıkları günlerde Amerika’dan bir mektup geldi koğuşa.

Hapistekilerden kendisini tanıyan yoktu.

Burnumuzun ucundakiler saklanacak delik ararken memleketimizden çok uzaklarda bir insan ‘Sessiz Çığlık’ eylemlerinde bizim için adalet isteyen çığlıklar atıyor, bununla da yetinmeyerek hapishaneye moral verici destek mektupları gönderiyordu.

Bu güzel insan ülkesi ve ülkesinin insanları için neden ayağa kalkmıştı.

Çünkü vicdanı vardı.

*  *  *

Heyemola Deniz İzci Gurubu…

Genellikle ilkokul çağındaki çocuklardan oluşan ve hem izciliği hem de denizciliği severek öğrenen bir izci grubu.

Bu çocuklar, Mart 2010’da tutuklandığımda çok üzülmüşler ve kendi aralarında tepki göstermişler. Sonra da hep birlikte İskenderun Emniyet Müdürü’ne giderek protesto yürüyüşü yapmak istediklerini bildirmişler.

Emniyet Müdürü uygun bir dille çocukları yatıştırmış.

Gösteri yapamayan çocuklar hapishaneye mektuplar yazdılar.

“Kim ne derse desin siz bizim kalbimizdesiniz”

“Sizi oraya yakıştıranlar ilk olarak dönüp kendilerine baksınlar”

Küçücük çocuklar neden böyle bir tepki gösterdiler?

Çünkü kendileri küçüktü ama kocaman yürekleri ve vicdanları vardı.

*  *  *

93 yaşındaki babama ne zaman Ali desek, “Aaah! Ben o çocuğa çok üzülüyorum. Çok haksızlık yaptılar ona. Çok iyi bir çocuktu” diyor.

Ali Tatar’dan bahsediyor.

Ömrünün son demlerini yaşayan babamın yüreği yanıyor…

“Çok haksızlık yaptılar Ali’ye” diyor.

Bu yaşında zaten zayıf çarpan yüreğini sızlatan şey ne olabilir?

Babamın vicdanı olabilir mi?

*  *  *

Müyesser Yıldız yıllar sonra yeniden tutuklandığında çok sayıda insanın vicdanı sızladı.

Ali Tatar’a yapılan haksızlık yaşlısı ve genciyle tüm ulusumuzun yüreğini sızlatmaya devam ediyor.

Amiral Cem Aziz Çakmak kendisine ve milletine kumpas kurulmasından dolayı kanser oldu, yaşama doyamadan aramızdan ayrıldı. Canımız yanmaya devam ediyor.

Deniz Kurmay Albay Murat Özenalp’ın cezaevinde çocuğunun önünde beyin kanaması geçirerek yaşamını kaybetmesi yüreklerimizi kanatıyor.

Atılan iftiraları sindiremeyerek yaşamlarına son veren onurlu insanlar için üzüntümüz sürüyor.

Türkan Saylan, Kuddisi Okkır ve İlhan Selçuk’a yapılanları vicdanımız asla kabul etmiyor.

Geçmişte yaşananlardan dolayı vicdanımız hala rahatsızsa, günümüzde de benzer haksızlıklar yapıldığını düşünüyorsak yolunda gitmeyen şeyler var demektir.

Geçmişte ve bugün yaşadıklarımız karşısında sadece ve sadece evrensel hukuk ilkelerine dayanan bir adalet istiyoruz.

Bugün sağlanacak adalet geçmişte yapılan haksızlıkları ve hukuksuzlukları ortadan kaldırmayacak elbette. Tek isteğimiz çocuklarımızın Atatürk’ün çağdaş uygarlık rotasını benimsemiş cennet ülkemizde huzur ve güven içinde yaşamaları.

Çok şey mi istiyoruz?

Sevgiyle kalın.

Müyesser Yıldız Anayasa Mahkemesi önünde adalet nöbetinde