Çöken neoliberalizm üzerinde tepinmek

Çöken neoliberalizm üzerinde tepinmek

Gerçekler Acıdır!

Bazı insanlar en ufak bir sorunda kollarını sıvarlar ve kavgaya tutuşurlar. Bazıları ise sorunlarını sadece konuşarak çözmeyi bilirler. Problemlerini kavga ederek çözmeye şartlanmış, her sorunu kavgayla çözebileceğini zanneden bir insanla konuşarak anlaşamazsınız. Aynı şekilde, sözün gücüne inanmış bir insanı da kavga ederken görmeniz mümkün değildir.

Bugün Türkiye’de bu şartlanmışlığı görüyoruz. Neoliberal iktisadın başımıza açtığı belaları, parti programlarında hep aynı şeyler yazan liderler düzelteceklerini iddia ediyorlar. Akıllarına başka yol gelmiyor. Çünkü beyinleri bu şekilde şartlandırılmış.

Borçlanacaklar, sıcak para bulacaklar, bu para ile içeride rahatlama sağlayacak, başları her dara düştüğünde özelleştirme yaparak rahatlayacaklar. Vatandaş, ürettiğinden fazla tüketmeye; kazandığından fazla harcamaya devam edecek.

Bugün gördüğünüz bu kavga aslında bir kalkınma kavgası değil. “Ben daha çok ve daha rahat borçlanırım” kavgası. Çünkü buna şartlanmışlar. Zihinleri dışarıya kapalı. Başka çözüm bilmiyorlar.

Üç yaşındaki yeğenime soruyorum:

-Kaç yaşındasın?
-Üç!
-Kaç paran var?
-Üç!
-Kaç araban var?
-Üç!

Üç yaşındaki bir çocuk gibi hep aynı çizgi üzerinde, hep aynı mantıkla, hep aynı şeyleri söylüyorlar.

Örneğin Atatürk Sovyetlere üzüm, fındık, meyve, sebze vererek fabrikalar inşa ettirmişti. Bu fabrikalarda çalışacak teknik elamanların eğitim bedelleri de bu meyve-sebze ihracatının içindeydi.

1967’de bir anlaşma yaptığımız Ruslara:
-İskenderun Demir Çelik’i
-Seydişehir Alüminyum’u
-Aliağa Rafinerisi’ni
-Oymapınar Barajı’nı yaptırmış, ödemesini de yine narenciye, sebze-meyve, zeytin ve fındıkla yapmıştık.

Neoliberal kafa ise bu tesisleri özelleştirdi, heba etti, göz bebeğimiz sanayi kuruluşları birer birer elimizden çıktılar.

Şimdi çok uluslu şirketler, ülkemizde kol geziyor, meclisimizden ihtiyaç duydukları yasaları çıkarttırıyor, emeğimizi tabii ki acımadan sömürüyorlar. Dil bilen, çok iyi okullarda okumayı başarmış gençlerimiz bunların işlettikleri şirketlerde sıradan birer çalışan olmak için çabalıyorlar.

Türkiye’nin fındık fiyatlarını ve şeker üretimini bunlar belirliyor, her şeye burunlarını sokuyor, devletimizin egemenlik hakkını hiçe sayıyorlar.

Bizim iktidara talip partilerimiz ise “Onu alma, beni al” şarkısını söylemeye devam ediyorlar.

Halbuki bu sistemle uzlaşmaya çalışmak gereksizdir. Bu sistemle uzlaşmak demek, milletin sefalete sürüklenmesi demektir. Şüphesiz biz bu sistemle kavga etmekten yanayız. Kavga edeceğiz ve kazanacağız. Çünkü bizim beslendiğimiz kaynaklar, sorun üreten neoliberalizmden daha derin, daha etkin ve daha güçlü.

Bu yoksulluk, bu çile alnımıza yazılmış kader değil. Sadece üzerimize giydirilmiş bir gömlek. Çıkarıp, suratlarına atmamızın önünde hiçbir engel yok.

Ucuza Domates, Patlıcan ve Patates alabilmek için oluşan uzun tanzim kuyruklarının ne anlama geldiğini hala anlayamıyorlar. Bir devrin bittiğini, gittiğimiz yolun bir çıkmaz sokak olduğunu göremiyorlar.

Sonuç olarak:

Bu kafanın ülkemize vereceği hiçbir şey yoktur. Neoliberalizm çökmüştür ve enkazı üzerinde tepinmek Türkiye’ye hiçbir şey sağlayamayacaktır. Bu gerçeği gören kadrolara ihtiyacımız var. Kurulan yeni dünyada yerimizi alırken, biz kendimizi yenileyemezsek bu defa gidecek hiçbir yol, yapacak hiçbir şey kalmayacak. Gerçekler acıdır!