Corona ve kronik üzerine düşünceler!

Corona ve kronik üzerine düşünceler!

Dışarıda hava ağır mı ağır. Ölüm sokakta yürüyen adamın nefesine saklanmış, kendini soluyacak adam arıyor. Hangi sokağın köşesinde kim bilir hangi insanın eline, nefesine ya da sesine saklanarak kurbanını beklediğini kimse bilmiyor. Yaklaşan yanaklarla, tutulan askılıklarla, basılan düğmelerle, uzanan ellerle ölüm meleği korona muhatabına davetiye yolluyor. Virüs kafede, lokantada, pazarda, salonda, miting meydanında ölüm ihraç etmek için kimisiyle el sıkışıyor, kimiyle de sarmaş dolaş oluyor. Bu virüs ortaya çıkıncaya kadar ölümün bu denli soğukkanlı, sinsi, sevecen, nezaket ve zarafetle hareket ettiği görülmemiş dense yeridir.

Covid 19 denilen virüsün dini, imanı, etnisitesi, cinsiyeti, milliyeti ve ideolojisi olmadığı gibi dost/düşman, anne/baba, öğrenci/öğretmen dinlediği de yok. En yakınına en fazla hem de en sevdiği usulle ölüm bulaştırıyor.  Tıpkı kapitalizm gibi…

KRONİK SİYASET!

Son günlerde halk, devlet ve medya haklı olarak  Corana ile yatıp Corana ile kalkmaktadır. Ancak Türkiye’de asıl tehdit Corana’dan daha çok körü körüne yapılan siyasetten gelmektedir. Sonuçta Corana bir gün tedavi edilecek, çaresi ve ilacı da bulunacaktır. Ancak kör ve kronik siyasetin ne tedavisi ne de iyileşmesi söz konusu olmayacaktır!

Her Salı günleri siyasi partiler TBMM’de gurup toplantıları yapar. Bu toplantılarda genel başkanlar konuşur. Konuşmalar bittiğinde topluma ne bir umut, ne bir iyimserlik ne de ülkenin önünü açan görüş ortaya çıkar. Siyasi parti yöneticileri birbirlerini suçlar, itham eder ve hatta iftira ederler. Toplantılar bittiğinde farklı parti mensupları birbirlerine karşı daha da öfkeli hale gelir, gerilir, ötekileşir, ayrışır ve kamplaşırlar.

Türkiye’deki kronik siyasetin bir başka çıkmazı da kendisinin yanılmaz/vazgeçilmez olduğunu, elinde gerçeği, hakkı ve hakikati tuttuğunu savunan siyasetçilerin kendi dışındaki herkesi batıl, hain ve sapkın olarak tanımlamasıdır.

Alternatif fikir, proje ve düşünce üretemeyen siyasiler varlık gerekçelerini rakiplerinin yokluklarına, haklılıklarını da karşıtlarının haksızlıklarına indirgeyerek siyaset yapmaktadırlar.

İktidar partisi her şeye kadir bir biçimde ülkeyi yönetir. Suçu, başarısızlığı ve kötü sonucu muhalefete yükler. Muhalefet ise iktidar partisinin gündemiyle toplumu meşgul eder. Alan memnundur satan da…

Partisini ve kendi ürettiği doğmalarını savunmak adına ülkesinin geleceğini ıskalayan siyasetçiler Corana’dan daha fazla milletin birliğine ve devletin geleceğine zarar vermektedir.

Türkiye’de her alandaki mücadele doğruyu yanlış gibi savunanlarla yanlışı doğru gibi savunanlar arasında geçmektedir. Yanlışı birinci sınıf pazarlayan iktidar mensubu siyasetçiler bu bağlamda her zaman doğruyu en kötü biçimde pazarlayan muhalif siyasetçileri yenmektedir. Siyasi konuşmalardaki seviyesizliğin, üslupsuzluğun, kalitesizliğin nedeni de budur.

Bu siyaset Corana’ya çokça benzemekle birlikte kroniktir.

Tehlikeli olan Corana Virüsü değil körü körüne yapılan kronik siyasettir. Zira virüs öldürür ama eninde sonunda veba gibi çaresi ya da aşısı bulunarak insanlığı tehdit etmekten çıkar.

Pekiyi, acaba körü körüne yapılan bu kronik siyasetten ülkeyi kurtaracak bir aşı bulunabilecek midir? Asıl cevabı bulunması gereken soru budur!

KAPİTALİST CORONA

Bozulan her yapı kendisiyle ilişkili birçok dengeyi de yok eder. Sonuçta her şey doğal ve sosyolojik dengenin bozulmasıyla başlıyor. Organik/mekanik, fizyolojik/psikolojik, üretim/tüketim, insan/hayvan, insan/bitki vb. dengenin bozulmasının öngörülmeyen sonuçları olmaktadır. Doğada, doğal olmayan sonuçların da doğal nedenleri vardır.

Bugün için insanlığı tehdit eden corona virüsünün kapitalist soygunun sonucu olduğu açıktır. Başta savaşlar olmak üzere kazanç için çevrenin akıllara durgunluk veren istismarı yalnız doğanın değil hücrenin de dengesini bozdu.

Bu dengesizlik sonuçta her alandaki marazi gelişmelerin de nedenidir. Hep daha fazlasını kazanmak için doğa, hayvan ya da insanın alabildiğine istismarının getirdiği yer savaştır, hastalıktır, yıkımdır.

Marks’ın “kazanmak kazanmak kazanmak işte kapitalistlerin Allah’ları ve peygamberleri” derken vurgu yaptığı şey de buydu.

BM Çevre Programı verilerine göre, son 60 yılda, tüm çatışmaların en az yüzde 40’ı, elmas, altın, petrol gibi değerli materyaller veya verimli toprak ve su kaynakları gibi doğal kaynaklar nedeniyle yaşandı.

Daha fazlasını ele geçirmek için yapılan savaşlar, can ve mal kaybına yol açmasının yanı sıra çevre ve ekolojik dengeye de zarar vererek, bu hasarların faturasını gelecek nesillerin omuzuna yüklüyor.

Konvansiyoneli bir yana nükleer, biyolojik, kimyasal silahlar yalnız insanlığın değil doğanın da amansız düşmanıdırlar.

“Caydırıcı” olduğu gerekçesiyle kitle imha silahlarının giderek daha fazla geliştirilmesi, bunların çatışmalarda kullanılmaya başlaması insan/doğa/canlı dengesini bozuyor ve yıkıcı sonuçları artırıyor.

Dahası kimyasal silahların neden olduğu atmosferik veya jeo-küresel bozukluklar, yer küreyi ciddi şekilde tehdit eden iklim değişikliklerinin de başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Savaşlarda çok sayıda hayvanın öldüğü, bitki türlerinin tahrip olduğu bilinmektedir. Ekosistemin önemli bir parçası olan hayvanların ya da bitkilerin yok olması doğal yaşam üzerinde büyük tahribatlara yol açarken, geniş kapsamlı kimyasal silahların kullanımı ayrıca uzun vadede öngörülemeyen ekolojik hasarlara neden oluyor.

Milyonlarca insanın canına mal olan savaşlar, ayrıca bu çatışmalar sırasında kullanılan uçak, gemi ve diğer kara araçlarının çevreye yaydığı atık yakıtlar boyutuyla da ozon tabakasında büyük hasarlara yol açıyor.

Kapitalistin aç gözlülüğü çevreyi kirletiyor, ekosistemin dengesini bozuyor o da küresel ısınmaya yol açıyor. Küresel ısınma da canlı türleri için tehlike arz eden iklim değişikliğini beraberinde getiriyor.

Sonuçta çevre daha geniş anlamıyla dünya giderek insanlık için yaşanamaz hastalıklı bir yer haline geldi. Sürdürülebilir bir hayat doğal ve fiziki ekolojik sistemin hassas biçimde korunmasına bağlıdır. Covid 19 virüsü, kronik siyaset ve emperyalist hırsın biyolojik sistemde meydana getirdiği hasarın sonucudur. Sorunu çözümü sebebinin idrakiyle mümkündür!