Çözümsüzlüğün adı ‘Nas’ ya da ‘imtihan’ değildir

featured
service

Şahin Filiz yazdı…

Anadolu’da bu söz daha farklı kalıplarda söylenir. Ben biraz yumuşatıp rötuşlayarak yazıyorum. “Tok acın halinden anlamaz” da denir. Bu belki de insan doğasının oldum olası hiç değişmeyen özelliğidir. Şu ya da bu kişiye özgü; yalnız belirli insanların huyu veya âdeti değildir. Kim bilir her birimiz açlığın ve yoksulluğun ne demek olduğunu anlık tokken fark edemeyebiliriz.

Ancak bu atasözümüzde anlık tokluktan değil, “meslek haline gelen tokluk”tan söz edildiğini unutmamalıdır. Meslekleri tokluk olan bir kısım insanlar vardır. Bunlardan biri de siyasete fetva yetiştirmekle görevli; din bilgini edasıyla yazılar yazıp halkın meşru taleplerini, yaşamak için çırpınmalarını nas söylemiyle yatıştırmaya çalışan siyaseten tok laf ebesi İslamcı yazarlardır. Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve özellikle ekonomik sorunların kaynağı için bir gerekçe aranırken, bir ekonomik modelin denendiği ve sonunda mutlaka bu sıkıntılı günleri aşacağımızı bildiren müjdeden doğan “ferahlık”ın etkisini daha hissetmeden, “açlıkla imtihan edildiğimiz” için sabır aşamasına geçildiğini öğreniyoruz. Siyaset toku yazar, “İslam’da faizin haramlığı”na dair yazılar yazarak bu yoksulluğa katlanmanın ne denli “cemil” (güzel) bir sabır olduğunu “nas var” söylemiyle dini bir çehreye büründürmeye kadar vardırdı.

Ankara İlahiyat Fakültesi Öğretim üyelerinden değerli dostum Prof. Dr. İbrahim Maraş, bu siyaset toku yazarlardan birini, “tuzu kuru İslamcı” olarak tanımlayıp şu vurucu cümlelerle eleştiriyor. Yazsını hiç değiştirmeden alıyorum:

Tuzu kuru bir vatandaşın yazısı. Buyrun okuyun. İslamcılık tam da budur işte. Taliban zihniyetinden farkı yoktur. Din, bunlar için hayat değildir. İslamcılar için din, Demoklesin kılıcı gibi yukarıda durup hayatın gerçeklerine rağmen, Allah adına Allahçılık yapmaktır. Bunlar için bir kendileri bir de ötekiler vardır. Sadece kendileri Müslümandır. Ötekiler laiktir. Bunlarda ahlak kaygısı, insan kaygısı ve de adalet kaygısı yoktur. Rüşvet dahil her şeye cevaz verebilirler. Çağlar öncesinin ganimetçi devlet ve toplum yapısını bugünkü günde devam ettirmeye çalışırlar. Hayatın ve hukuki hükümlerin değişebilirliğini, asla kabul etmezler. Başına İslam getirmekle hiçbir şeyi İslami kılamayacağınızı eninde sonunda öğreneceksiniz.[1]

Siyasal İslamcılık, tok bir yaşamı yalnız kendinden olanlara reva görerek iki şey elde eder: İlki, tarif ettikleri “Müslüman”, Allah’ın nimetlerinden yararlanmak hakkına sahiptir. Çünkü “Allah nimetinin eserlerini kulunun üzerinde görmek ister.” O kul, siyasal toktan başkası değildir. Yine anımsatayım, tokluktan kastım, ‘ekmek bulabilmek’; açlıktan kastım, ‘ekmek bulamamak’ gibi son derece ilkel, insanlık dışı bir tanım değildir. Tok insan sırf karnını doyuran; aç insan da sırf karnını doyuramayan insan değildir. Digital dünyada tokluk, çağın gerektirdiği insanca yaşam standartlarının en asgarisine sahip olmak; açlık da bunlardan hemen hiç birine sahip olamamaktır.

İkincisi, tok bir İslamcı, iki sevap kazanmış olur: ilki, Allah’ın istediğini sandığı ya da kafalarındaki Allah’ın tanımına uyan “Müslüman” olarak, O’nun nimetini üzerinde göstermiştir. Bununla kalmamış, “evlad u iyali”ni (yakın ve hatta uzak akrabalarını) aynı tokluktan ama başkalarının (devlet, millet vb.) sırtından yararlandırmıştır. Bu öyle bir tokluktur ki, düşünün, emeksiz, tersiz, çabasız her şey her an elinizin altında ve siz üstüne üstlük sevabı da “zihninizde kurguladığınız bir tanrı figürü”nün sırtından devşiriyorsunuz. Birbirinden pahalı, janjanlı arabalar, villalar, malikâneler, banka hesapları (tabii ki döviz üzerinden), “yağmurda yaş, kavgada taş” değmeyecek bir lüks hayat. Nasla değil, nassı göstererek kutsanmış bir yaşam sürerken çıktısı da yine kutsallaşmış oluyor: ‘O da Allah’ın nimetini üzerinde göstermek’.

İkinci sevap da, fakire fukaraya, garibe gurabaya “sabr-ı cemil” telkin ederek sözüm ona ilahi tebliği “kutsanmış bir görevli” olarak, hedef kitleye ulaştırmaktır. Zaten “Nas var”; ötesi var mı?

Sabr-ı cemil tebliğ edildiği ve bu kutsal görev yerine getirildiği halde, “uslanmayanlar”, kötekle değil belki, ama nasla uslanmaya davet edilir. Yaşamak, davet ve tebliğ eden insanların en doğal hakkı olarak görülür. Onlara dolu dolu ‘yaşamak’; yoksula sabır ve imtihan düşer.

Siyasal İslamcı yazara ve ona kulak verenlere “sert geğirti” keyfinden başka bir zahmet düşmez.

Eğer iddia ettikleri gibi namaz kılıyorlarsa her rekatta okudukları Fatiha Suresi’nde “alemlerin rabbi; rahman ve rahim olan, din gününün sahibi, yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz” , denir. “Nas var, imtihan var”, Allah size bunu reva görmüş; size de katlanıp bu sınavı akıllı uslu vermek düşer” demeye hiç kimsenin hakkı, salahiyeti ve yetkisi yoktur. Din, İslamcıların değil, Allah’ındır. Büyük hesaplaşma ya da Mahkeme-i Kübra’nın yargıcı Allah’tır; İslamcılar değildir. O’dur acıyan, nimet veren ya da alan; hiç kimse O’nun adına verip alamaz. Kulluk O’nadır; kula yapılmaz. Hiç kimse O’nun vasıflarını taşıyamaz. Aksini söyleyen, müfteridir; yoldan çıkmıştır. Her türlü önlemden sonra nihai yardım yalnız O’ndan istenir; kul hakkını O’nun adını kullanarak gasp edenden yardım dilenmez.

İşte İslamcı odur ki, bu ilk ayetlerin tam tersine inanan ve uygulayan, insan ve hayat düşmanı kimsedir. Kendisi ve çevresi söz konusu ise, “haramı helal”; kendinden olmayan için ise, “helali haram” kılar. İlki toklar, ikincisi açlar için bulunmuş dinci bir formüldür.

Dünyadaki yaşamımızın ölçütü, ölçüsü, hayatın kendisidir; kuralları hayat koyar. Hayata rağmen, gerçeklerine karşın hiçbir şeyi dikte edemezsiniz. Nas söylemi bir çaresizlik ve çözümsüzlüğün kutsallaştırılmış itirafıdır. Ama bu itiraf, “Demoklesin Kılıcı” gibi dinsel bir söyleme dönüştürülmektedir.

İslam hukuku, bundan 900 yıl önce, o dönemin ekonomik ilişki biçimine, yaşam koşullarının gerektirdiği arz-talep dengesine göre, Roma Hukuku’ndan da yararlanarak bir takım çözümler getirmiş; bize geniş bir hukuk literatürü bırakmıştır. Ama bunu felsefe kültürü ve özgür dünyevi koşulların yeşerdiği İslam Rönesans’ı çağında yapmıştı. Dahası, buna rağmen “nas var, sınav var” deyip işin içinden çıkılmamış; o dönemdeki iktisat ve hukuk birikiminin elverdiği ölçüde sorunlara ahrete göre değil, dünyaya göre çözümler aranmıştı. Bunu yapmak için de kimsenin aklından “İslam devleti” ya da “Şeriat, Hilafet” gibi siyasi propaganda ve ucuzculuk geçmemişti.

Bunu neden söylüyorum?

Dünyada hiçbir devlet, eğer olduysa, “nassın çözebildiği” gerçeğini görmemiş olamaz. O halde neden nassa başvurup da hukuki ve ekonomik sorunlarını çözmeyi denemiyorlar? Afganistan, Arabistan, İran ve bilumum İslam ülkelerinden hangisi nasla sorun çözüp Avrupa ve ABD’ye örnek olmuşlardır? Nas ve imtihan varsa, bilimsel bir meselede kumara ve piyangoya başvurulur mu? Çözümü eskiden nas sağlamış ve sağlıyorsa, Sayın Bakan, Peki bu modeliniz tutmazsa?” sorusuna “Üzülürüm. Çünkü ya kahramanı olacağım çocuklarımın. Ya da boynu bükük bir şekilde eve döneceğim ve onların da boynunu bükmüş olacağımder miydi?

İnancın ilkeleri başkadır, bilimin ilkeleri başkadır. Her birinin alanı, yöntemi, sonuçları farklıdır.

Sorunun hukuk ve iktisat bilimi ile ilgili olduğunu 900 yıl önceki İslam hukukçuları anlamışlardı. Naslardan çıkardıkları içtihatlar, hükümler ve sonuçlar, “temenni ve dua” değil; o günkü ilgili bilimlerin somut sonuçlarıydı. Bu bilimi yapabilmek için de hiç biri, “Şeriat ve hilafet yoksa biz hukuki ve iktisadi çalışmalar yapamayız” dememişti. Düşünmeyi, akletmeyi bugün imanına yük görenler, Türk milletine yük olmuşlardır.

Bu yükün adı, siyasal İslamcılıktır.

Yapay Zeka ve kısa vadede hayatımızda devrim niteliğinde gerçekleşecek bilimsel-teknolojik gelişmeleri her yönden tartışmamız gerekirken, tokların sert ve de kutsal geğirtilerinden etraf toz-duman…

Başına “İslam” getirerek hiçbir şeyin İslam olmadığını bu tok yazarlar da öğreneceklerdir; açlığı ve yoksulluğa ortak olursa…

[1] https://www.facebook.com/ibrahim.maras.50

Çözümsüzlüğün adı ‘Nas’ ya da ‘imtihan’ değildir

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 5 ay önce

    Ahlak dediğin iktidarı düşürecekse, ahlaksızlıktır!

    Cevapla
  2. 5 ay önce

    Siyasal İslamın din ve ahlak anlayışını çok güzel özetlemişsiniz.

    Cevapla
  3. 5 ay önce

    Ciasal islamcılar Allah’a suçu atmaktan bile çekinmez

    Cevapla
  4. 5 ay önce

    Yüreğine sağlık hocam.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!