Cumhuriyet fazilettir, faziletin 'İklimi' olmaz

Cumhuriyet fazilettir, faziletin 'İklimi' olmaz

Felsefe, var olan ve var olduğu sanılan her şeyi kendine okunacak bir metin olarak görür. Doğa, din, insan, kitap, tablo, resim, heykel ve benzeri tüm varlıklar birer metindir. Her metin, kurucu temel kavramlarla okunur. Yazıya geçirildiğinde bu kavramları belirleriz. Bir yazıda ya da konuşma dilinde, semboller ilgili dilde kullanılan harflerin oluşturduğu kavramlardır. Her kavramın görünen ve görünmeyen karşılıkları ya vardır, ya da var sayılır. Bu yüzden soyut, görünmeyen veya sadece inanılan şeyler de kavramlarla gösterilir. Görünen ve bilmeye konu olan somut olguları karşılayan kavramlar, soyut olanları karşılayanlara göre daha açık-seçiktir. Örneğin “elma” kavramı, bilinen bir meyve türünü gösterdiği halde, “armut”a işaret edecek şekilde kullanılarak, en somut olgu bile saptırılabilir. Bu sapma, soyut şeyler ile kavramları arasında daha fazla karşımıza çıkar. Örneğin “iyi” kavramının karşılığı, daha geniş ve karmaşık  varlıklar ya da şeyler hakkında kullanılabilir. Birine yardım etmekten, insanlığa yararlı olmaya kadar her şeye “iyi” diyebiliriz. Ama sorun bundan sonra başlar.

Somut örnekteki elma kavramı, hangi tür elmadan söz edildiğini öznenin o anki kastına göre kullanılır. 40 çeşit elmadan hangisi kastediyor? Bunu ancak ikinci bir sınıflama sözcüğü kullandığında anlarız.  Bu noktada bile sorun bitmez. Soyut örneğe bakalım. “İyi” denilen şey, hangi durum ve koşullara göre söylenmiştir? Doğrudan ahlaksal bir alana girilmiştir. Öyleyse somut veya soyut olsun, kavramların gösterdikleri şeyler değişebilir ancak kavramların kendisi değişmez. Açıklık getireyim: Elma kavramı en az iyi kavramı kadar kalıcıdır, değişmez.  Dilin yasalılığı bunu gerektirir. Ama bunların gösterdikleri şeyler değişebilir.

Tek tek insanlardan başlayarak toplumların ve nihayet bütün insanlığın değişmez, kalıcı ve varlıklarının nedeni olan temel ilkeleri vardır. Bu yasalar insanın biyolojik varlığını sürdürebilmesinden tarihsel ve kültürel var oluşuna kadar tartışılmaz, değişmez ve değişmesi teklif dahi edilemez dogmalardır. Dogmaların en yoğun şekilde yer aldığı alanın dinler olduğu su götürmez. Ancak insan kendi varlığını, dokunulmazlığını, var olma hakkını koruyan doğal ya da pozitif yasalara, ilkelere herhangi bir tartışma alanı açılmasına izin vermez. Sorgulama felsefenin en temel yöntemidir. Ama felsefe bu temel normları sorgular mı? Hiçbir dogmayı sorgulamaktan geri durmayan felsefe tümüyle dogma karşıtı mıdır? Tabii ki hayır.

Evet, felsefe her şeyi sorgular. Sorular sorar. Hiçbir şeyi tartışma dışında bırakmaz.

Peki, felsefenin dogması yok mudur?

Vardır.

Felsefe soyut ya da somut şeyler için kullandığı kavramlarda dogmatiktir. Yerine geçecek bir kavram olmadıkça eskisini korur. 2500 yıldır da bu böyledir. İkide bir kavram değiştirmez. Çünkü herhangi bir kavram, yüzyılların eklediği köklü anlam kümelerini taşıyarak bize ulaştırır.

Felsefe, ahlakta dogmatiktir. “Adalet”, “iyi”, “hak”, “hukuk”, “erdem” ve benzeri her ahlaksal kavram, “iyi”dir; iyi olanı göstermek için kullanılır.

  “Hırsızlık”, “adaletsizlik”, “erdemsizlik”, “kötülük”, “cinayet” ve benzeri yine her ahlaksal kavram, “kötü”dür; kötü olanı göstermek için kullanılır.

Bu felsefi dogmaların dayandığı gerekçeler, doğrudan insanın var olma ve yaşama hakkına bağlı olarak belirlenmiştir. Bunları sorgulayamaz mıyız? Hayır. Neden? Bir an için insanlık “adalet” in “iyi” değil de, “kötü” olduğunu düşünse, neler olur? Ya da iki günlüğüne, “hırsızlık”ın kötü değil “iyi” olduğunu ilke olarak benimsesek, neler olur? Tahmin bile edemeyiz. Bertrand Russell’ın dediği gibi, “duvarları yıkalım, bakalım çatı nasıl ayakta duruyor, görelim” demekten  ibarettir.

Atatürk’ün “fazilet, yani erdem olarak tanımladığı Cumhuriyet ilkeleri de böyledir. Anayasamızın ilk 4 maddesini değiştirmeye kalkmak, “Önce bir yıkalım, çatı üstteyken yeni bir duvar örelim, bakalım devlet nasıl ayakta kalıyor, görelim” demektir. Yani aklı ve mantığı erdemsizliğe zorlamaktır.

Eşya ve olaylara dini dogmatizm penceresinden bakma alışkanlığı, benzer dogmatik yapının her şeyde geçerli olduğu sanrısına yol açabilmektedir. Değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez bu maddeler, evet dogmadır, ama dini dogma gibi görülmesi yanlıştır. Neden? Herhangi bir dinin dogmasına inanmak ya da inanmamak, insanın varlığı ve yaşamının “artık sorgulanamaz, sorgulandıkları takdirde varlık ve yaşam gerekçemiz ortadan kalkar” denilebilecek bir ilkeye yaslanmaz. Öyle olsaydı bir dine inanmak veya inanmayı bırakmak, yaşamdan, var oluştan ve insanlaşmaktan çıkmak anlamına gelirdi. Laikliğin sağladığı düşünce ve inanç özgürlüğü  tam da bu nedenle insanın varlığının ve yaşamının doğrudan dinle belirlenmediğini kanıtlamak için vardır ve kanıtlamıştır. “İnansam ne olur” veya “inanmasam ne olur” demek, duvarları yıkınca çatı nasıl ayakta duruyor, görmek istiyorum” demeye benzemez. Yıkılan duvar değil, insanın iç dünyasındaki tercihlerdir. Kendi öznel tercihlerimizi herkesin ortak duvarı ve kolonu gibi göstermek, dinin değil, kendi hülyalarımızın ürettiği dogmalar olsa gerektir.

Yazımda örnek göstereceğim ilk dört madde dinsel yapıda bir dogma değildir. Hepimizin duvarı ve kolonlarıdır. Tepemizdeki çatı bu kolanlar üzerinde durur. Eğer bu maddeler “ bir dinin ya da inancın öznel yorumları” olsaydı, zaten kimsenin değiştirmesine gerek kalmadan yok olurdu.  Hem içinde oturup hem de duvar ve kolonlarını yıkmaya kalkmak, hatta aynı eve sığınarak   aynı yere bir inşaat dikmeyi düşünmek, hayal gücünün yap-boz tahtasındaki renkli düşlerle avunmaktır.

Bununla birlikte gerçeğin böyle olduğunu bilmek, halkı bu düşlere inandırmanın dayanılmaz zevkini tatmaktan da geri bırakmaz.

Şimdi, zamanı ve adı farklı, ama aynı hayal dünyasından beslenen iki açıklamaya bakalım:

Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. Bu sözleri mahremiyet kaidelerine olan bağlılığınız üzre sarf ediyorum. Bu meclisten çıkınca boş bir meyve suyu kutusu gibi bu sözlerimi çöpe atarsınız. Mahremiyetle ilgili olanları çöpe atın.”

18 Ağustos 2016, Fethullah Gülen “Sivrilirsek Sonumuz Cezayir gibi olur” Erişim Tarihi: 13.02.2021).

“Zemin ve şartlar daha uygun olduğunda Anayasa'nın ilk dört maddesi üzerinde de konuşulabilir”(Ali Babacan)

Açıklamalar görünüşte iki ayrı kişiye aittir. Başta söylediğim gibi, felsefe her şeyi metin olarak okur. Şimdi ikisi de metindir. Hedefleri aynıdır. Anayasanın ilk 4 maddesi, her iki metnin de hedefidir. Önce bu maddelere bakalım , sonra metin analizi yapalım:

Madde 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.

Madde 4: Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

 

Önce bu maddelere bakalım:

  1. Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir: Kaldırıldığında ne olur: “Türkiye Devleti bir Cumhuriyet değildir” , olur. O halde bu devletin adı ne olur? Şeriat olur mu? Olmaz. Neden? İslam tarihinde şeraitin düşünsel ve siyasal bir temeli olmadığı gibi, herhangi bir pratiği de yoktur. İran ve Suudi Arabistan’daki uygulama eğer şeriatse, şeriati savunanların tümünün bu ülkelere hicret etmesi gerekirdi. Demek ki kendileri de inanmıyorlar. Fetö’den yargılanan Ali Bulaç’ın Hz. Muhammed’in Medine’de diğer din mensuplarıyla bir arada yaşamalarına dönük 42 maddelik Medine Vesikasını “İslam Anayasası” olarak uzun süre yazıp çizdiğini biliyoruz. Hukukçu uzmanlarımızın bu maddelerden oluşan anlaşma metnini bir Anayasa olarak tanımlamayacaklarını, bu propagandayı ciddiye almadıklarını biliyoruz. Birlikte yaşama sorunu, tam olarak laiklikle çözülür. Nitekim Cumhuriyetimiz bir fazilet rejimi olarak bu sorunu kökten çözmüştür. Neyi kaldırıp neyi koyuyoruz?

Veryansıntv’deki köşe yazılarımda bu konuyu detaylıca işledim. Oradan bakılabilir. Salgınla birlikte Ulus Devlet kavramı daha da güç kazanmış, her din ve mezhebi bir arada onurluca yaşatan Cumhuriyet rejimi hiçbir alternatife pabuç bırakmayacak bir olgunluğa erişmiştir. Faziletten düşüş, yenilik ve çağdaşlık olamaz.

  1. “Toplumun huzuru, milli dayanışma, adalet, insan haklarına saygı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti”. Atatürk milliyetçiliği, bu maddede sayılan bütün hukuki ve ahlaki değerleri içermektedir. Bu kavramın içeriği söz konusu değerlerden oluşur. Atatürk milliyetçiliği çatıdır; sayılan değerler bu çatının duvar ve kolonlarıdır. Örneğin toplumun huzuru esastır; Türk halkı huzur ve barış içinde yaşayışını adalet, insan haklarına saygı, demokratik, laik ve sosyal bir devlet çatısı altında gerçekleştirebilir. Bu değerler yalnız Anayasamızın değil, ona dayalı olan devlet ve milletimizin varoluşunun da temel gerekçesidir.

Öyleyse, bu maddenin kaldırılmasını istemek;

Toplum huzurlu olmasın din, ırk, mezhep-meşrep kavgaları mı olsun?.

Milli dayanışma olmasın içeride ve dışarıda darmadağın olmuş bir toplum mu olalım? İç barış olmasın mı? Dağlık Karabağ’da, Suriye’de, Libya’da   ve Mavi Vatan’da olmayalım mı? Büyük ülkeler her yerde olsun, biz hiçbir yerde olmayalım mı? Hatta Anadolu’da bile olmamız sorgulansın mı?

Adaletle ilgili sorunlar bu ikinci maddeden mi kaynaklanıyor? İkinci madde ile birlikte adalet kavramını kaldırırsak, adaletle ilgili sorunlarımız çözülecek mi? Adaletsizliğin kaynağı, yukarıdaki cemaatçi-tarikatçı saptırma değil de nedir?

Demokratiklik,Türk milletinin egemenlik hak ve yetkisiyle kendini fazlasıyla kanıtlamıştır. Sadece Cumhuriyet döneminde değil Türk tarihinde egemenliğimiz altındaki her din, mezhep ve ırk mensubu topluluklar, hayal edemedikleri özgürlüklere kavuşmuşlardır. Cumhuriyet demokrasinin taçlandırılmış şeklidir.

Laik, dine dayalı bir yönetim şekli, rejim ya da devlet düşüncesi ve pratiği olmayacağını, olmadığını fark etmenin ifadesidir. İslam dünyası laikliğe Hıristiyan dünyasından daha çok muhtaçtır. Ortadoğu’daki boğazlaşmalar laik olduklarından değil, olmadıklarından kaynaklanmıyor mu? Laiklik, Yüce Tanrı’nın siyasal erk devrine ihtiyacı olmadığını ve Müslüman’ın Müslüman’dan korunması gerektiğini anlamaktır. Bunun nesini kaldıracaksınız?

İnsan haklarına saygı, Cumhuriyet rejiminin bir erdem rejimi olduğunu gösterir. Bu rejimde kim hangi din veya ırktan olursa olsun, liyakat esasına göre değerlidir. Ölçü, evrenseldir. Yoksa ölçümüz öznel ve kişisel olsun mu diyeceğiz?

Sosyal bir Hukuk devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, mazlum, mağdur ve ihmal edilmiş Anadolu Türk’ünün devletidir. Güçlülerin haklı olduğu değil, haklıların güçlü olduğu, hukukun her şeyin ve herkesin üstünde olduğu bir devlettir. Bu mu bizi rahatsız ediyor?

  1. Devleti ve milletiyle Bölünmez bir bütün olmak çok mu tehlikeli mi? Dinlere, ırklara, mezheplere, tarikatlara, cemaatlere göre bölünmek çağın gerisine düşmektir.

Ortadoğu’nun tüm hesaplaşmalarında taraf olmaktır. Türk milleti bölünmez. Birlik ve bütünlük bu milletin temel karakteridir.

 

Türkçe, sadece resmi değil, aynı zamanda ana dilimizdir. Dünya dilidir. Bu devletin ve bu milletin dili elbette Türkçedir. ABD’den Pekin’e konuşulan bir dildir. En köklü ve en güçlü dünya dilleri arasındaki Türkçeyi, Türk’ün Anayurdunda eleştirmek, aynı güçte başka diller varmış gibi hayal üretmek “idraksiz kavram üretmek”tir.

Bayrak, nasıl tartışılabilir? Bu madde kalkarsa nasıl bir bayrak ya da bayraklar olacak? Kimsenin haddi değildir.

İstiklal Marşı, önce onu yazan merhum Mehmet Akif’in aziz hatırasına saldırılar düzenlenerek yıpratılmaya çalışıldı. Şimdi de ilgili bu maddeyle birlikte tartışmaya açıldı. Türk halkına, “ilk dört maddeyi kaldıracağız” yerine,  “sizin bayrağınızı da, marşınızı da, toprağınızı da her şeyinizi de ortadan kaldıracağız” diyebilir misiniz? Bu maddelerle birlikte neleri kaybedeceklerini söyleyebilir misiniz?

Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’dır. Başka bir başkent olamaz.

 

Şimdi Fetullah ve Babacan’ın sözlerine bakalım:

Her ikisi de,

Anayasamızın  bu ilk 4 maddesini hedef almaktadır.

Cumhuriyet’in bir erdem rejimi olması, erdemsizliğe ağır gelmektedir.

Şartlar olgunlaştığında sayılan tüm bu değerlere saldıracaklardır. Nitekim Fetö bunu göstere göstere yaptı. Vazgeçmiş değildir.

“Uygun iklim beklentisi” bir Fetö klasiğidir.

Fetö, geride bıraktıkları sayesinde bu söylemi diri tutuyor.

Cumhuriyet’i ortadan kaldırmak için gerekli güç toplanıncaya kadar her türlü yalan, hile, desise, din tüccarlığı, kutsal ticareti, erdemsizlik ve hayasızlık meşrudur, mübahtır. Hedefe varmak için çiğnenmeyecek hiçbir ahlak, hiçbir kutsal yoktur. Hiçbir din yoktur ki hedef için kullanılmasın.

Peki ya hedefe varınca, erdemli olunacak mı?

Hayır, erdem sadece kendisine tabi olanlar için geçerlidir. Çoğunluğu oluşturan “diğerleri”ne  karşı erdemli olmak gerekmez.

Toparlarsak,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasa’nın ilk 4 maddesine dayalı olarak var olmaktadır. Varlık gerekçesi bu maddelerdir. Bu, soyut bir devlet kavramının varlığı yokluğu sorunundan çok ötedir. Türk halkı bu maddelerle somut olarak nasıl bir zenginliğin çatısı altında oturduğunu, kaybettiği takdirde de nasıl bir yokluğa mahkum edileceğini anlayacak irfana sahiptir.

Cumhuriyet ilkelerinin ruhunu oluşturan bu maddeler, evet dogmadır; değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Çünkü Anadolu’yu yurt edinmemizin ve burada ilelebed varlığımızı sürdürmemizin yegane şartı bu maddelerdir. Varlık nedenimiz bu maddelerde özetlenmiştir. Bu maddeler ahlaksal dogmaları içerir.Ahlakın ve hukukun üstünlüğü ilkelerine yaslanır. Temel ahlaksal ilkeler insanlık tarihi kadar eskidir ve değişmez.

Yüzyıllarca Mehdi beklemeye alışık olanlar, “uygun iklim”i daha da çok bekleyeceklerdir.

“Vesayet” ve “jakobenlik”ten dem vuranlar, cemaat ve tarikat aynasına baksın. İsterseniz oradan başlayalım.