Cumhuriyet sahipsiz değildir

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

İstiklal Marşımızın yazarı merhum Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale Şehitleri için,

“Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi

…………….

Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela…”

Diye yazmıştı. Hala geçerliliğini koruyor.

Uzun şiirinden alıntıladığım bu birkaç dize her şeyi anlatıyor. Çanakkale’ye emperyalistler bütün güçleriyle abanmışlar; en küçük bir başarısızlık olasılığına dahi katlanamayacaklarını kanıtlarcasına Türk milletine en şiddetli darbeyi vurup Anadolu’dan sürüp çıkarmayı kafalarına koymuşlardı. Bütün cihan ordularını Çanakkale’ye yığarak her yerden, her yönden ve her araçla acımasızca saldırmışlar; mutlak bir başarıya kilitlenmişlerdi.

Türk Milleti bütün varını yoğunu ortaya koyup 250 binden fazla şehit vererek bu hayasız saldırıyı püskürtmüş ve tartışmasız bir zafer kazanmıştı. Çanakkale’de destan yazan Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’mızda bu destanı efsaneye dönüştürmüştü.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti işte bu zaferler üzerinde kuruldu ve yükseldi. Anadolu’muzu kurtarmak için yüzbinlerce şehit verdik.   Şimdi ise Anadolu’muzda kalmak için yurt içinde ve dışında neredeyse çocuklarımızı her gün şehit veriyoruz. Cumhuriyet kuruldu ama Atatürk’ün dediği gibi, bu cumhuriyeti korumak ve yaşatmak Türk milletinin en asli görevi olacaktır. Çünkü Cumhuriyetin sahibi şehitlerimiz ve o şehitleri bağrından çıkaran Türk milletidir.

Çanakkale Zaferini ve Başkomutanlık Meydan savaşını kazanmamızdan bu yana emperyalist güçler, dün olduğu gibi bugün de “Hindu”larını, “yamyam”larını ve “bela”larını Türk milletinin üzerine sürüyor; Cumhuriyetimizi hedef alarak farklı yöntemlerle saldırtmaya devam ediyor. Bu “kesif” emperyalist ordular, artık içeride Hindulaştırdığı, yamyamlaştırdığı, belalaştırdığı ileri karakollarını kullanıyorlar. Bu yamyamlar topla tüfekle değil, görevlendirdikleri aktörlerle saldırıyor. Cumhuriyeti yıkıcı silahlar bu aktörlerin ellerinde değil dillerindedir. Ama bu dil, savaşlarda kullanılan silahlardan daha tehlikeli ve yıkıcıdır.

Mehmet Akif’in deyimiyle bu yamyamlar, Türk’e ait ne varsa hepsini hedefe koymuşlardır. Ancak bu düşmanlıklarını açıktan yapmak yerine, emir aldıkları odakların öğretmesiyle en duyarlı kavramları kullanarak sinsice gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. “Demokrasi, halkların özgürlüğü, kardeşlik, barış” sözcüklerini her fırsatta dillendirip sanki Türk milleti içinde birbirleriyle çatışan kesimler varmış gibi, bu “barış güvercinleri”, kendilerini çözümün kaynağı gibi göstermektedirler. Oysa asıl sorunun kaynağı tam olarak kendileridir. Her din, mezhep ve etnik kökenden olan insanları Türk Milleti kavramı altında toplayan ve onları aşiretçi-kabileci ilkel yapılarından kurtarıp ulus haline getiren Türk milliyetçiliğini ırkçılıkla suçlayan bir avuç patolojik çevrelerin tek sorunu, ruhsal rahatsızlıklarıdır. Dinamik bir ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyeti felsefesini henüz kavramaktan uzak bu kesimler ve aktörler, Türkiye’de cemaati, tarikatı, etnik kalkışmaları, bu kalkışmaların ele başı olan Seyyit Rızaları, Şeyh Saidleri, Said-i Nursileri, sığınmacıseverliği ve daha bilmem ne belaları, birikmiş cehaleti kemikleştirmek için  barış ve demokrasinin güvercinleri gibi gösterme yarışındadırlar. Gerçekte kendileri nasıl bir patolojik hal içinde bulunduklarının ve tepe tepe kullanıldıklarının farkındadırlar. Ama gel gör ki, emperyalist sahipleri ne görev verdi ise onu sonuna kadar yerine getirmeye mahkûm olduklarını akıllarından çıkarmamakla yükümlü olduklarının bilincindedirler.

Kendisini uygarlaştıran, eşit bir yurttaş, çağdaş bir birey yapan Cumhuriyete, “yıkım süreci” diyecek kadar akıldan, irfandan insaftan yoksun olanlar işte bu yamyamlardır. Türkçemize meydan okurcasına Batı ve doğu dillerine hayranlık duyanlar da öyledir. Dünyanın ilk beş dili arasında sayılan kudretli Türkçeyi, derme-çatma etnik dillerle tartmaya kalkışarak sözde hak-hukuk talebinde bulunuyor görüntüsü verenler, milli birlik ve bütünlüğe kast edenlerdir.  Arapçayı kutsallaştırıp Türkçeyi din ve uygarlık alanından uzak tutmaya çalışanlar ile dini Türk milletine bir şantaj aracı haline getirip istismar edenler yine bu yamyamlar ve “Hindu”lardır.

Türk’ün kanıyla canıyla elde ettiği zaferleri küçümseyen ve din görüntüsü altında Araplaştırmayı dindarlıkmış gibi dayatmaya kalkanlar bu güruhtur.

Atatürk’ün partisine çöreklenip Cumhuriyet ve Türk düşmanlığı yapan zihniyet, kişiler ve aktörler de bu Cumhuriyeti sahipsiz sanan patolojik kesimdendirler.

Tunceli’ye Dersim diyenler, solcu görünüp Fetö artıklarıyla iş tutanlar, milliyetçi görünüp Amirallere “zevzek” diyecek kadar Montrö’yü hedef alanlar ve muhalefetmiş gibi görünüp mevcut siyasi iktidarın sürmesinden nemalanan “çakma muhalefet” de aynı sınıfın içindedir.

“Benim oğlum sığınmacıların uyum sürecinde görev almıştır” diyerek övünen ve az önce terörist dediği HDP ile görüşülmesini eleştirenleri neredeyse vatan hainliği ile suçlayacak kadar mantık tutulması yaşayan çakma milliyetçi siyasiler, Cumhuriyeti ve Türk milletini hedef tahtasına koyduklarını idrak etmekten bile uzaktırlar.

Siyaset, bir insanlık sanatıdır. Aristoteles siyaseti ahlakın ayrılmaz bir parçası görür. Parça siyaset, ait olduğu bütün ise, ahlaktır. Bütün olmadan parçadan söz edilemez. Siyaset-siz ahlak olur ama ahlak-sız siyaset olamaz. Kara ile ak arasındaki mesafe yerle gök kadardır. Bir gün kara denilene ertesi gün nasıl ak denilir? Akla, mantığa, ahlaka sığmayan bir çelişki siyaset yöntemi gibi dayatılamaz.

Siyaset bir eğitim sürecidir; insanlaşmanın yönetsel bölümüdür. İnsanlaşması olmayan insanlar insanlık yöntemi öğretemez.

Demokrasi, barış ve özgürlük terörün değil, çağdaş, aydınlık ve hukuka, Anayasaya saygılı olan milletlerin kutsallarıdır. Bilim, birlik ve barış ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığı ve gücü ile gerçekleşir. Kimse Türk’e kefen biçemez.  Dinin ardına gizlenerek Türk milletine yabancı kültür aşılanma devri bitmiştir. Türk milleti, istismar edilen bu kavramların ardındaki düşmanlığı fark etmiştir.

5000 yıldır kimin dost kimin düşman olduğunu en iyi bilen Türk milletidir. Onun egemen olduğu topraklara ve kurduğu devlete yönelik saldırıların yönü bellidir. Eşitlik, adalet, laiklik, hukukun üstünlüğü ve sosyal devlet anlayışı insanlaşmanın vazgeçilmez ilkeleridir. Bunun tam karşısında, etnikçilik, cemaatçilik, mikro-ırkçılık, adam kayırmacılık, dincilik, güçlünün hukuku ve seçkinlerin devleti konulup halk, mağdur edilir. İşte Cumhuriyet bunların karşısındadır.

Cumhuriyet, sahipsiz değildir. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır. Onu kuran Mustafa Kemal Atatürk’tür ve bu topraklarda Türklük, egemen bir irade ve belirleyici bir özne olarak daha binlerce yıl yaşayacaktır. Türklük yıkılmadıkça, bu topraklarda yaşayan herkes, insanlaşmanın onurlu bir üyesi olarak kalacaktır.

Türklüğe saldırı Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türkçemize, eşitliğe, özgürlüğe, bireyleşmeye, bilime, birliğe ve barışa düşmanlık etmenin özetidir. Dinci-gerici Bartholomeus’un ekümeniklik safsatası da Türk düşmanlığıdır; Haçlı ruhunun hortlamasıdır. Türk milleti bu oyunun da farkındadır.

10 Kasım’da bir Atatürk öldü; binlercesi doğdu. İşte bu yüzden Cumhuriyet sahipsiz değildir ve sahipsiz de kalmayacaktır.

Cumhuriyet sahipsiz değildir

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 2 hafta önce

    Cumhuriyet ilelebet , evelallah

  2. Veryansın TV vasıtasıyla sizi tanıdım iyiki varsınız yüreğinize sağlık Tanrım sizi ve Türk Milletini korusun ve muzaffer etsin.

  3. 2 hafta önce

    Degerli Hocam, yine cok bilgiledirici ve birlestirici bir harkulade yazi olmus!

    Emeginize ve cesur yüreginize saglik!

    Size ve tüm degerli Veryansintv ailesinin karsinda saygiyla egiliyorum ve minnet icindeyim!

    Iyi ki varsiniz!

    Saygilarimla

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!