Cumhuriyeti savunan kim kaldı?

Cumhuriyeti savunan kim kaldı?

– Cumhuriyet yazarlarının tahliyesi güzel haber, rahatlatıcı, ancak çok geç alınmış bir karar.

– Uğur Dündar’a hâkimin ‘kitap okuma’ cezası vermesi ise çok güzel(!) bir karar. Hâkimi takdir ediyorum(!). İlk gençlik yıllarından beri Cumhuriyet ve Atatürk’le başladığınız yürüyüşünüz hayatınızın son demlerinde sizi etnik milliyetçi Kaftancıoğlu’nun kapısına getiriyorsa, ben nerede hata yaptım diye sil baştan bir daha okumak lazım, yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir.

Ancak kitap okuma cezasını eksik buluyorum, hâkim, Dündar’a Kaftancıoğlu’na destek veren arkadaşlarıyla birlikte ‘toplu okuma’ cezası vermeliydi, topluca okunacak kitabın adını da vermeliydi, benim teklifim: Şıpsevdi!

-Ve bugünlerde yeniden Ahmet Altan ‘imal’ı Ahmet Altan affedilsin feryatları yükselmeye başladı.

Taraftarları Ahmet Altan iyi bir yazardı diye söze başlıyor. 16 Temmuz gecesi öldürülen 250 insan da yaşayabilseydi belki daha iyi yazar olabilirdi.

Allah kader Ahmet Altan ve şürekasına öyle bir ‘ah’ verdi ki halvetgahında yetiştikleri putları şeyhleri ne çabuk unuttular!

Bir sümüklü şeyh tarafından Türk ordusunu Türk hukukunu yıkmak için kurulan operasyon gazetesi Taraf’ı çıkartacak kadar şapşal kullanışlı bir yazardan bahsediyoruz, bitmeyen dinmeyen aptallıklarıyla hüner sahibi olup CIA’lara oyuncak olmuşlar.

İçerden yazdığı yazıda artık  ‘sucuklu yumurta’ yiyemeyeceğini yazıyor, bu cümlenin yarısı yalan, içerde sucuk var da yumurta yok. Bol keseden sallayıp bolca yumurtladığı yıllara saysın.

Sabahların tadını özlediğini yazıyor, ihtilal gecesi haince öldürülen 250 ailenin kararttığı sabahlara saysın.

Kardeşlerim, onca genç masum insan öldürülürken susan ve haince öldürülen yüzlerce insanın tek birine ağlamayan tek bir özür eleştiri yazı yazmayan şu liberal yazarların pişkinliğine hala üste çıkma gayretlerine bakar mısınız?

Kardeşlerim, liberal vicdandan bahsediyorsak ‘insan’dan değil ‘marka’dan söz ediyoruz.

Kırk yıldır bu insanlar yazar sanatçı özgürlükçü vs. başlığıyla ‘insan’ değil ‘marka’ yarattılar, Nazlı Ilıcaklar Ahmet Altanlar, Elif Şafaklar, nicesi, yazıları kaliteleri ahlakları vicdanlarıyla vs. değil ‘marka’ olarak ‘imal’ edildiler ve kullanıldılar.

Dikkat edin ‘marka’ imali hızla sürüyor, yeni ‘marka’ları Kaftancıoğlu, İmamoğlu.

Hayat işte, markaları Türk Ordusuna egemenlik haklarına Türk hukukuna saldırırken çok güzel yaşasın ey büyük özgürlükçü kahraman oluyor.

Ve ama markaları içeri düşüp, köpek gibi ciyaklamaya başlayınca… Hepimiz onun aslında bir marka değil insan yani can taşıdığına şahit oluyor, üzülüyoruz.

CIA ile çalışan cemaatlerin köpeği olmuş bu ‘markalar’ gerçekten insan mı bir can taşıyor mu, sormak lazım.

Katillerin kederi ne zamandır liberaller eliyle yine edebiyat yine hüzün olmaya mı başladı!

Ey liberalizm sen nelere kadirsin, CIA emriyle çalışan tam anlamıyla mükemmel katillerden şimdi hüzün mü damıtmaya başladık!

Bunlar insan değil marka, bu yüzden liberal yazarlar af isteklerini şikayetlerini biz insanlara değil patent enstitüsüne serbest rekabet kurumuna iletsinler.

‘Markamızı Serbest Bırakın’ diye döviz taşıyarak yürüyüşler yapsınlar!

Bakın Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak’ı en çok diline saran Kılıçdaroğlu’dur, her meclis grubunda ‘özgürlükçü yazarlar’ diye alkışlatıp bağırtıyor, ki, kendisi de bir ‘markadır’.

Markalar, şirket logoları ve piyasayla ilgilidir, insanların çektikleri acılar, fikir düşünce özgürlüğüyle hiç alakaları yoktur. Bu yüzden Avrupa topraklarında etnik-milliyetçilik ‘özgürlük’ten asla sayılmaz, yasaktır.

İşte liberaller bu siyasi yasakları CIA’nın kurguladığı projelendirdiği ‘markalarıyla’ delmek istemiş ve bir ihtilal gecesi ülkeye ihanetten suçüstü yakalanmışlardır.

Dün olmayan ruhları bugün nasıl parçalanmış, dün olmayan vicdanları bugün nasıl sarsılmış, anlamak mümkün değil.

Sanırım ‘hapishane’ şartları, eksik insani parçalarını onlara hatırlatmış.

Bu hayırlı bir süreç. Bence de öz eleştiri yapan özür dileyen hatalarını yanlışlarını edebi dille anlatabilme yetilerine yani mükemmel bir insan oluncaya kadar (halk deyimiyle, akıllanıncaya kadar) pek uzun süre yatmasında hapishane şartlarının faydalarını umuyor, bekliyorum.

MUHARREM İNCE ADAYLIĞINI KOYUYOR

– Akşam Habertürk’ü izliyoruz, Muharrem İnce yine adaylığını koyuyor. Kırk katır mı kırk satır mı politikasına devam. Artık önünüzdeki üç-dört sene İmamoğlu mu İnce mi diye boşu boşuna tartışın çok değerli aciliyet isteyen siyasi zamanlarınızı çarçur edin harcayın durun.

Buradan hayır gelmez, çünkü yeni CHP’nin mirasçısı olduğu hiçbir siyasi değeri kalmamıştır?

– Habertürk bir şirket tv’si, zamanında FETÖ’cülerin kalesiydi, on yıllar boyu, Türkiye’yi etnik mezhep tartışmaları uyutmakla görevliydi.

Hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam ediyor, sabaha kadar cemaat tarikat Kürt Türk tartışmaları gırla gidiyor, yine ihtilal öncesi eski neşelerini bulmuşlar.

Şirketler etnik mezhep tartışmaları dışında bir meseleyi dert edinir mi, edindi mi?

Bayram günleri gelirse bir günlüğüne koy Atatürk resimleri belgeselleri, ohh ne ala.

Ekrana çıkartılan gazeteciler düpedüz Cumhuriyet düşmanı!

Ülkeyi bölmenin ne büyük demokrasi olduğunu memlekete çok iyi geleceğini çekinmeden utanmadan arsızlık ve şirretlikle saç baş yolar gibi sabahlara kadar konuşuyorlar.

Kimsesizlerin kimsesiydi Cumhuriyet, ne günlere kaldık, şimdi kendisi kimsesiz kalmış Cumhuriyet!

FOX TV, HALK TV, CUMHURİYET, T24, KARAR, TARAF, SABAH, YENİ ŞAFAK …

– Fox TV, en son kime satıldı, yabancı şirket, halkımız, en iyi muhalefeti Fox TV yapıyor diyor, kemalist Atatürkçü kitleler oturmuş Fox TV izliyor.

Kimlere kaldık ey vatan! Bu küresel ve şaibeli şirket, Cumhuriyet’i Murdoch mı savunacak.

Cumhuriyet’i savunmak, muhalefet etmek, şaibeleriyle İngiltere ve Amerika’da ibreti alem rezillikleriyle belgeselleri yayınlanan Murdoch’a mı kaldı.

– Cumhuriyet Gazetesi, ODA TV, Halk TV, Sözcü ve Çağdaş Kadınlar Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği, uzun zamandır Yeni CHP’nin HDP ittifakından yana.

HDP kimdir, Amerikan ordusu PKK’nın partisi. Bir kısmı sessizlikle bir kısmı utana çekine bir kısmı HDP ittifakına her Allah’ın günü yana yakıla feryat figan destek verdiler.

Ey memleket, cumhuriyeti ve egemenlik haklarını bölücülerle siyasi işbirliği yapanlarla mı savunacaksınız?

– T24, kaldığı yerden devam ediyor, Ahmet Altan’a kahraman mektupları yazıyor, Halk TV çoktan dönüştü T24’le aynı kardeş yayınlar yapıyor.

Karar Gazetesi utangaç Taraf Gazetesi, Cumhuriyet düşmanı liberal Ali Bayramoğulları İslamcı Mehmet Doğan’lar kafa kafaya her gün Cumhuriyet’in altını oyuyorlar.

Yeni Şafak, Sabah, nicesi, sarayın gazetesi, malikaneler tarikatlar cemaatler korunuyor, devlet ordu hukuk, ihaleler, yandaş tarikatların serveti haline getirildi.

CUMHURİYETİ KORUYACAK KİM KALDI?

Toplayın hepsini, kördüğüm siyasetin içinden çıkamıyorlar, al birini vur ötekine.

Şirketler topla tarikatlar topla İslamcı gazeteler topla partiler topla FETÖ’cüler topla Abdullah Gül topla İyi Parti topla Kavala topla Ahmet Altan topla Amerikancı NATO’cu, hepsini topla SIFIR ELDE VAR SIFIR.

Cumhuriyet’i koruyacak kim kaldı!

Hukuk karşısında herkes eşittir’in aydını akademisi yasası kaldı mı?

Liyakatin fırsat eşitliğinin sahibi kaldı mı?

Ulusal toprak bütünlüğüne egemenlik haklarına bağımsızca ve cesurca kim sahip çıkacak.

Boşluğu hiç bir zaman kapatılamayacak Cumhuriyet çekip gitti.

Dürüstçe kendinize sorun, cumhuriyet’in ordusu basını akademisi, cumhuriyet’in medyası bakanlığı kurumu kaldı mı?

Kendinizle ülkenizle hesaplaşın, cumhuriyet’ten geriye bir küçük köy çeşmesi kaldı mı?

İnsanı nasıl bir hayıf basıyor, kendini yiyorsun, bir küçük çeşmesi bir akademisi bir yazarı bir kurumu bir kenarda kalmış olsa da, avuç avuç içiversek.

Ve yetmedi alternatif olması gereken sosyal medya tweet’i sözlükleri de bonusu işte yukarıdaki güçlerin trolleri danışmanlarıyla kuşatma altında.

Hala PKK sevdası, hala FETÖ’ye af özlem yazılar, hala tarikat-cemaat övgüleri, hala, eyalet mi federasyon mu tartışmaları her ekranda.

Bu ne büyük yalnızlık, eşitleyici bölüştüren üreten kooperatifi yerli sanayini tarlalarımızı çalışanları işsizleri konuşan tek kişi yok!

Kaz Dağları’ndaki eyleme sanatçıları peşine takmış en başta HDP koşar, yirmi ayrı yerde PKK ormanları yakar, anneler oğlumu ver diye HDP önünde ağlar, bu ağır trajediyi Cumhuriyet Gazetesi dahi politik çirkeflik diye yorumlar ve bu şarlatan sanatçılardan ses çıkmaz.

Ey ahali, Cumhuriyet’i hukuku vicdanı toprağı iklimi dağları bağımsızlığı yok olan  kurumları bu şöhret budalaları katillerin .ötüne girmiş bu korkak sürüsüyle mi savunacağız.

İHANETE SES ÇIKARMAMAK

-Hükümet ABD’ye PKK devleti kuramazsın diye nara atar, peşinden güvenli bölgede gizlice anlaşır, daha vahimi.

ABD ‘meşru müdafaa’ olmadan (yani PKK sana silah çekmeden sen de çekemeyeceksin) PKK’lıları vuramazsın diye şart koşar, medyamızda ses yok.

Yetmedi, insansız hava uçakların benim gösterdiğim boş harita boş tarlalar dışında takip yapamaz, diyecek, medyada ses yok.

Ve hatta İHA’ları SİHA’ları yeni geliştirdiği ve PKK’ya verdiği silahlarla keklik gibi düşürmeye başlayacak, kimseden ses yok.

Yine eski tas eski hamam, hatırlayın PKK eylem yaptıkça otuz yıl gidip boş kayalıkları bombalayıp göz boyadığımız işte o uğursuz içerden elimiz kolumuz bağlanmış o günlere geri döndük, içerden elimizi kolumuzu bağlayanlar kimdir, ses yok.

CUMHURİYETİ SAVUNAN KİM KALDI?

-Kardeşlerim, cesur olun, kendinize itiraf edin, Cumhuriyet’in toprak bütünlüğünü, Cumhuriyet’in egemenlik haklarını, Cumhuriyet’in anayasasını konuşan tartışan SAVUNAN kim kaldı?

Yukarıdaki satırları çarpıcı şaşırtıcı cümleler olarak değil basit yalın Olay Yeri Polis Tutanağı gibi okuyun.

Özetle, PKK’ya dahi silah çekmeden izin alacak günlere geldik ve ekranlarımız bunları gizleyip her akşam aksine etnik-mezhep bölücü tartışmalarla yine beyninizi hamur haline getiriyor.

Sevgili millet, dikkat edin, ‘üstü örtülü bir emperyalizm’ dilidir bu.

Ülkenin en büyük silahları vuruluyor ses yok, ülkenin toprak bütünlüğü ihlal ediliyor ses yok, ama ekrandan güya özgürce güya demokrasi barış, etnik-mezhep tartışması, hayırdır?

Etnik mezhep tartışması üç-beş yazarın gevezeliği gürültüsü değil, etnik-mezhep tartışması, çalınmış gerçek sorunlarınız yerine emperyalizmin ikame ettiği bir dildir.

Evet, bizi, ekranlarımızı gazetelerimizi partilerimizi gece-gündüz bu etnik-mezhep diliyle döve döve şekillendiren ’emperyalizm’ ve onun direktifleriyle harıl harıl çalışan yazarları şirketleridir.

Demirel, Özal, Tayyip uzun yıllarında liberal politikalar zihnimizi hamurlaştırmakla görevli yüzlerce liberali sahneye ekrana çıkardı.

Avuç içi yuvalama köfte gibi beyinlerinizi yuvarladı. Ve çok kızgın etnik-mezhep kızartma yağına atıverdi, ılımlı İslamlar, FETÖ’ler, İŞİD’ler, Suriye’ler, hep bu kızgın yağda pişirildi.

Yanisi aynı tas aynı hamam bölücü açılım programına meclisteki partilerin aşağı yukarı hepsi aynı bakıyor, ancak kimi vanilya kimi vişne tadı katıyor sadece çeşnileri farklı.

Etnik-mezhep duya duya duyularınız programlandı, artık her şey çok normalmiş gibi geliyor.

Mesela bir misal, azgın vahşi liberal ekrandan meydan okuya okuya ‘ne yani HDP kapatılsın mı’ diye nara atıyor, kimseler de çıkıp ‘hayır kapatılmasın, ‘etnik milliyetçi siyaset’ yasaklansın’ diyecek bir cümleyi cesareti kendinde bulamıyor.

Detaya da girelim, stand-up gösterisi gibi, ekranda hararetli etnik-mezhep tartışılırken çoğu zaman spiker araya giriyor: ‘Konuşmalarınız anlaşılmıyor, lütfen tek tek konuşun’ diye.

Tercümesi, yani, ülkeyi bölmeyi konuşmak serbest, ancak konuşurken görgü kurallarına uymamak, yasak. Vesupanallah!

– Kardeşlerim, açılım’a destek vermek bir virüs salgını değil bu liberallerin sanatçıların her biri virüs’ün ta kendisi.

Virüs’ten sanatçı olmaz, virüs olursanız sadece şöhret olursunuz.

Hatırlayın TESEV gibi Sorosçu dernekler etnik sayımlar yapıyordu.

Yani her birimizi sığır gibi yere yatırıp alnımıza kızgın damga basıyordu, bu Dadaş bu Laz bu Boşnak diye.

Hatırlayın büyük şehir mahallerini Sünni Kürt Alevi diye haritalaştırıyorlardı. Ülkemizi hayvanat bahçesi gibi görüyorlar, Kafkasya ve Balkanlar örneğindeki gibi nerdeyse her sülaleye aşirete her mezhebe özgürlük diyerek bölge bölge un ufak egemenlik hakları veren sosyolojik çalışmalar yapıyorlardı.

Ne çabuk unuttunuz?

Ve kullanışlı buldukları sanatçı ve yazarları markalaştırarak bu hain emellerini özgürlük hakları gibi savunuyorlardı.

Bu sanatçılar da, beyinlerindeki büyük boşluğu kifayetsizlik urunu bir fırsat mücevhere dönüştürüyor, bol keseden şöhret imtiyaz maaşlanıyor baş köşelerde ağırlanıyordu, ne değişti?

Yani, etnik-mezhep tartışmaları için şirketler tarafından özel seçilmiş siyasi tacizciler günün tabiriyle siyasi troller ekranlarda dünden bugüne hala kahramanca ağırlanıyor.

Bir ülke düşünün, ülkenin sıhhati ve esenliği her akşam ekranlardan bu şirketler ve marka trolleriyle sabotaj ediliyor.

Üstelik bu şirketlerin hepsi ihaleci hırsız, ve unutmayın, 2007,8,9,10,11,12.. uzayan yıllar, bizleri ekranlardan ‘kodese’ gönderme talimatları veriyorlardı. Unutmayın, şunlarda dışarıda kaldı, şunları da alın diye kudurarak bağıran liberalleri.

Üç-beş maaşlı yalılar verilmiş orospuyla dünyayı başımıza yıkan Türkiye’nin ordusunu hukukunu yıkanları, ne çabuk unuttunuz?

Ve her gün hala, tecavüz ediliyormuş ve sanki tecavüze direniyorlarmış gibi ayak topuklarını ekrandaki izleyicinin boğazına dayayarak etnik-mezhep haklarını kızıl kıyamet çığlıklarla savunmaya devam ediyorlar.

Ve her defasında ekranda kaza mahallinden tecavüz anında konuşan mağdurlar gibi bir dil kullanıyor, ülkenin ordusunu hukukunu paramparça etmişler, doymamışlar, ekrandan bugün ülkesini seven sıradan insanlar için katil, faşist diye suçlamaları hala gırla gidiyor.

O kadar uzun süre kesintisiz ekrandalar, ki, artık emperyalizmin bu liberal oyuncakları stüdyodaki masanın ya da kameranın bir uzantısı parçası gibidir.

Neden?

Çünkü iktidar ve emperyalizm, bu marka yüzlerinden erotik bir enerji alır.

Sevilme ihtiyacını giderir.

Gündemi meşgul tutup el altından işbirlikçi siyasetlerini örterler.

Cilalar parlatır. İktidarın da Pirelli takvimi vardır.

Takvim güzelleri uzun uzun poz verdikçe, egemenlik hakların elinden alınır, işte Akar, Çavuşoğlu, Tayyip aylardır gireriz gireceğiz diye nara atmadı mı, sonunda, “beş km. mi olsun” diye ve daha ileri giden ABD, PKK sizi vurmadıkça siz de vurmayacaksınız diye ‘şart’ koşmadı mı?

EKRANDA KONUŞTURULANLAR SADECE PROJEDİR

Ve sonra kim bilir bir ara, aynada kendi resmine bakarsın, kim bu yabancı, bu ecnebi ülkede ne işin var, diye, ey okuyucu bilmem kendine soru soracak kadar şeklin kimliğin varlığın kaldı mı?

Ekrana ne kadar uzun süre bakarsan kendine ve ülkene o denli yabancılaşırsın.

Ekranda konuşturulanlar ‘bedensiz’dir, ‘teknolojik’tir, yani sadece ‘program’ ve ‘projedir’.

Ekranda konuşulanlar uzay-zaman tüneli gibidir, işte ihtilal öncesi etnik-mezhep tartışmalarının tıpkısı dejavu.

Ekranda yerçekimi yoktur insan yoktur utanç yoktur ekranda emperyalizm zaman-dünya dışı varlıkları ezber bir kaç cümle elli yıldır aynı sloganlarla konuşturur.

Yeni CHP’yi tavandan tabana ikna edip şekilledikleri gibi sizi dönüşü olmayan şu sabit düşünceye getirirler, bölünmeden demokrasi kurulmaz, egemenlik haklarınız ancak ABD çıkarlarıyla mümkündür.

Telkin, tekrar, telkin, artık ekran başında uzayda sürüklenen çöpe dönüşürsünüz, vatansız, ruhsuz, bedensiz, istemsiz, iradesiz bir çöp!

HERKES CEPHEYE KOŞUYOR

(Not: İşte bu yüzden olmalı, daha iki haftasını doldurmayan Veryansın Tv internet haber sitesine hiç beklenmedik şaşırtıcı yoğun bir ilgi?

Neden? Yukarıdaki olay yeri raporundan tüm ülke haberdar, herkes, bu yüzden ‘cepheye’ koşuyor!

Kardeşlerim inanın, herkes ama herkes Cumhuriyet’i ve egemenlik haklarımızı savunacak bir köşe bir çeşme bir kurum bir ses arıyor!

Destek ve kutlama ve mutlaka görüşelim yanınıza gelelim telefonlarına yetişmemiz mümkün değil, çünkü hazin fotoğraf ortada!

Hava değişiyor, gök gürlemeye başladı, hiç şüpheniz olmasın, cumhuriyeti gizli saklı kibirli küstah işbirlikçi döneklere ve sinsi ittifaklarına bırakmayacağız.)