Denize hasret, harika bulutlarıyla, yükseklikler ülkesinde: Bolivya

Denize hasret, harika bulutlarıyla, yükseklikler ülkesinde: Bolivya

Gürcan Elbek yazdı

(Birinci Fasıl)

LA PAZ’DA YÜKSEKLİK HASTALIĞI, CADILAR PAZARI VE TİWANAKU

Merhaba!

Bolivya, tebessümle hatırladığım yükseklerde, tozluca, diğer latin ülkelerinden farklı, biraz mazlum ama çok renkli bir ülke. Gözde gezgin güzergahlarından biri. Beş haftadan fazla gezdiğim, harika bulutların mavi gökyüzü üstünde hep gümüş bir takı gibi asılı olduğu Bolivya…

Yerli Quechua halkının bölgedeki birçok ülkeye göre çokluğu, çok renki masklı kostümlü festivaller, dünyanın en büyük tuz düzlüğü “Salar de Uyuni”, Che Guevara’nın hayatının sona erdiği köy “La Higuera”, La Paz’da “Cadılar Pazarı”, çılgın bisiklet parkuru “Ölüm Yolu”, kaşif lakaplı sömürücülerin erittiği gümüş dağın kenti “Potosi”, başkenti Simon Bolivar’ın Beyaz Şehri “Sucre”, Titicaca Gölü, Tiwanaku-İnka Uygarlıklarının izleri ve daha neler neler… Bir tek denize kıyısı yok, o da içlerinde büyük yara.

Mutlulukla ve keyifle hatırlıyorum Bolivya zamanlarımı şimdi. Ama başlangıcı pek parlak olmamıştı. 120 Günlük Güney Amerika sergüzeştimin diğer ülkelerinden oldukça değişikti.

KUZEY ŞİLİ’DEKİ ATACAMA ÇÖLÜNDEN LA PAZ’A…

Şili’nin kuzeyinde dünyanın en kuru çölü olan “San Pedro de Atacama”ya vardığımda gezimin ikinci ayı geride kalmıştı. Atacama’da bedevi çadırından hallice bir yerde kaldım. Kontraplakla desteklenmiş derme çatma yapı, mülteci barınağı benzeri, sözümona bir hosteldi.

San Pedro Atacama önemli bir gezi noktası. Ancak geçmeyen bir yorgunluk hissi ve hafif öksürük istediğim keyfi almama izin vermiyordu. Bağışıklık sistemimin düştüğünü hissedip hemen vites küçülttüm, her tarafı tozlu Atacama’da görmek istediğim temel yerlere turlarla gitsem de genelde bizim “çadır iyisi” barınakta dinlenmeye çalıştım. Oysa ki bisikletlerle doğada gezip göreceğiniz birçok yer ve yapılacak etkinlik var Atacama’da.

Uzun zamanlı yollara düşülen Güney Amerika gezilerinde genelde iki rota olur. Kuzeye tırmananlar ve kuzeyden aşağı güneye inenler. İşte benim gibi taa kıtanın en güneyindeki Patagonya’dan başlayıp kuzeye doğru keşfetmek için dolaşanların Şili gezisi genelde San Pedro de Atacama’da nihayetlenir. Genelde bir sonraki durak Bolivya’daki maceralı Salar de Uyuni Tuz Düzlükleri olur. Sonraki yazılarda Uyuni turunu ayrıntılı olarak anlatacağım. Az da olsa meşakkatli bir gezidir. Atacama’dan dörtçeker araçlarla 6 kişilik gruplarla katılacağınız tur; bölgedeki gayzerleri, doğal göletleri, flamingoları, koskoca tuz tabakasının üzerinde yolculukları, tuz otellerde konaklamayı ve diğer birçok nokta gezisi sonrası Bolivya’nın Uyuni kentine getirir. Hoş Uyuni’ye kent demeye dilim varmıyor ya neyse. Kasaba İrisi diyorum böyle yerlere.

Atacama’da dinlendikten sonra da kendimi  güçlü hissetmeyince, bunun üzerine bir de “Salar de Uyuni” yolculuğu beni yatağa düşürür dedim ve rotamı Şili’nin en kuzeyindeki Antofagasta üzerinden Arica’ya çevirdim. Niyetim orada bir iki gün dinlenmek sonra da Bolivya La Paz’a geçmekti. Genç İngiliz yol arkadaşımın teklifiyle, durmadan La Paz’a gitmeye karar verdim. Doğum günüme bir gün vardı. Kendime hediye olarak internetten La Paz’da, o ana dek bu kıtada kaldığım yerlerden çok daha güzel bir otel odası kiraladım. Hasta olursam hastanesi postanesi olan büyük bir kentte olayım düşüncesiyle ilk otobüsle yola çıktım. Ancak sekiz-dokuz saatlik bu yolculuk sonunda deniz seviyesinden 4000 metre yüksekteki bir kente gideceğimi hiç dikkate almamışım…

GEZGİNİN GÖNÜL AKIŞLI ROTASI…

Belli bir kaba planı olsa da, gezginin çok belirli bir rotası olmaz. Uzun süreli gezi demek özgür olmak demek.  Bunun da bir formatı olamaz tabii ki. Belki bir gönül ilişkisi, belki parasızlık, bir iş imkanı, gönüllü teşkilatlarda çalışmak, belki de sadece güruhlardan uzaklaşma hissiyle rotanızı oraya buraya değiştirebilirsiniz uzun süreli gezilerde. Bir yerde uzun süre kalmak hatta yaşamak da size kalmış. Bu durum her zaman uygulamasam da bana çok heyecan veriyor. “Belirsizliğin Hayatın Özü” olması konusu bedbaht gelenekselcilik ve yanlış öğrenmelerin panzehiri. Gezginliğin önemli zenginliği burada zaten. Formatlar içinde yaşanılınca Pablo Neruda’nın da dediği gibi “Yavaş Yavaş Ölünüyor”. Ben gezginliği özgür olmak, bu şekilde öğrenmek ve sabitliğe karşı bir manifesto olarak görüyorum. Kısa süreli özgürlük firarları da bir suni teneffüs sağlar tabii ama bir doyurucu bir soluk değildir. (Bu konuda bloğumdaki gezgin ve turist ayrımına ilişkin görüşümü okuyabilirsiniz.  http://www.gurcanelbek.com/gezgin-olmak/.)

DOĞUM GÜNÜ HEDİYEM 4000 METRE İRTİFALI LA PAZ’DA ‘YÜKSEKLİK HASTALIĞI’

Arica’dan yola çıkan eski bir otobüsle düzlükleri ve deniz görüntülerini arkada bırakıp sürekli dağlara tırmanma halinde ilerliyorduk. 2-3 saat sonra terkedilmişlik hissi uyandıran, tuvaletin bile olmadığı, dağ başında Mad Max film seti gibi yer olan bir sınır geçişine vardık. 30’larında genç bir kadın birden yere yığıldı.Yerel kıyafetli yaşlı bir kadın onu bir şeyler koklatarak ayıltmaya çalışırken biri de yerde yatan kadının ayaklarını kaldırıyordu. Sürekli işemek isteği ve anlayamadığım tepkiler vardı vücudumda. Pasaport kontrolu sonrası bu sıkıcı ortamda bir saate yakın da otobüste bekledikten sonra yola devam ederken nereye geldiğimin endişesi vardı içimde. Kilometreler boyunca yol kenarında çöplerin uçuştuğu ıssız yerlerden geçiyorduk. Farklı bir dünyaya girmiştik sanki. Ama o anda bile bulutların gökteki görüntüsüne hayran olmuştum. Defalarca fotoğraf çektim.

Gezilerimde yaşamı dondurup saklamak için çok sayıda fotoğraf, video çekiyor ve ses kaydı alıyorum. Sonradan izlerken, dinlerken çok canlı bir şekilde gözümün önüne geliyor o anlarım ve tekrar yaşıyorum. Yaşamı podcastlemek sanki. Doğru mu? Tartışılır.

La Paz’daki ilk gecemde nefes açlığı çekip soluduğum hava yetmeyince odada bir ileri bir geri dolaşmaya başladım. Çok can sıkıcıydı. Sabah enerjisiyle güne başlayacağımı sanırken otel kapısından yüz metre ileriye yürüyemeden geri döndüm. “Bana ne oluyor?” dediğimde “Yükseklik Hastalığı” dediler.

Devam eden 5 gün genelde odada yatar durumda, koka yaprağı çiğneyip, koka çayı içip, Yükseklik Hastalığıyla ilgili arkadaşlarımla yazışmak, okumakla geçti. Doğal koka yaprağı burada her yerde satılıyor. Kokain ile ilgisi yok. Doğal bir enerji artırıcı diyorlar. Ben çok bariz br etkisini hissetmedim ama ne yaparsınız, ne derlerse deniyorsunuz o durumda. Zamanında Potosi’de 5000 metrelerde madende çalışan işçiler bu yapraklar verilmezse o gün girmezlermiş madene.

Ertesi gün gezginlerin tercih ettiği, merkezdeki Sagarnaga’da çok iyi otel kalitesinde bir hostel olan Naira’ya yerleştim. Koloniyel tarz binadaki odada o günlerin gündemini işgal eden Nicolas Maduro’nun bana hiç güven vermeyen samimiyetsiz gülüşü ile yaptığı seçim konuşmalarını uzun uzun dinliyor, kendimi zorlayarak sadece yemeğe kalkıyor, hemen yanmızdaki San Francisco Katedrali’nin önündeki meydanda merdivene oturup uzun süre etrafı izliyordum. Daha fazlasına mecalim olmadı bir süre.Dördüncü günden sonra çıkıp “Cadılar Pazarı”nı, müzeleri, Ay Vadisini (Valle de la Luna) gezdim.

Yüksekliğin verdiği etki ile kısa şehir gezilerinde de yoruluyordum ama bir hafta sonra Cochabamba otobüsüne bindiğimde az da olsa alışacaktım bu hale. Hele Cochabamba’ya geldiğimde 2300 metrelik irtifa bana Kuzey Ege’deymişçesine dolu dolu nefes almanın mutluluğunu yaşattı. La Paz’da bunalmışlığım Ege ferahlığına bırakacaktı bu sokakları çiçekli şehirde dolaşırken. Rahatça nefes almanın gücünü nefes alamayanlar, bir de nefes almayı iyi bilenler bilir. Bolivya hep yüksek olacaktı ama 4000 metre altına inmiştim ve artık oldukça alışmıştım.

CADILAR PAZARI…

“Cadılar Pazarı” Sagarnaga’da turistik hale gelmiş gerçekten büyü ile ilgili malzemelerin satıldığı bir sokak. Sokakta yerel dokuma ürünlerinden, mutfak eşyalarından tutun da gezginlerin ihtiyaç duyacağı malzemeden gramofona kadar her şey var. Bir de yanınıza çok gizli bir şey yapıyormuş süsü verip gizemli biçimde yaklaşarak içinde fosil kalıntısı olan taşları size satmaya çalışan sahtekar ile girişimci arası adamlar.

Bu sokakta lama fetusları asılı tezgahlarda kurutulmuş kurbağadan, denizyıldızına, ufak taş objelerden, minik cam tüplerde ayinler esnasında kullanıldığını söyledikleri tozlara kadar her şeyi barındıran büyü malzemesi satan dükkanları dolaştım.

Bir büyü dükkanında çipil çipil gözleriyle, kan toplamış koskoca kızıl esmer yanakları ve insan olanın içini eritecek gülümsemesiyle Melinda ile sohbet ederken bu batıl duyguların hiçbirinin o tertemiz çocuk yüreğine henüz ulaşmadığını görüyordum. Oysa ki bu bölgelerde hurafeler, hamasi öyküler ve körüne inanışlar hala oldukça hakim.

ÖLÜM YOLUNDA BİSİKLET (CAMİNO DE LA MUERTE)

“Ölüm Yolu” anlamındaki “Camino de la Muerte”, La Paz yakınlarındaki en yüksek nokta olan 4860 metredeki La Cumbre’den başlayıp 1700 metredeki Coroico’da sona eriyor. Başlangıçta biraz yokuş sonrasında tamamen iniş olan 64 km’lik parkur, meraklısı için harika ötesi bir deneyim. Üstelik mevsim bile değişiyor indikçe. https://youtu.be/LSR6JEGjxcY

Bisiklet pek benim tercihim olamıyor. Görece fiziken gençken yollara düşülürse bu riskli işleri yapmak için daha gözükara olunabilir. Kişiliğe de bağlı tabii. La Paz’daki “Ölüm Yolu” bana göre değildi.  Tur şirketi yetkilisine “Tehlikeli mi?” diye sorduğumda “Hayııır! Son 10 yılda bu parkuru yapan on binlerce kişiden sadece sınırlarını oldukça fazla zorlayan 18’i öldü.” demesi bana yetmişti. Muhtemel macera arayan gençlerdi onlar, ama yine de bir de o zamanki tıknefes halimle uzak durmaya karar verdim bu işten. Size yazıyı hazırlarken maalesef sayının artmış olduğunu öğrendim. 

AY VADİSİ

Kısmi Kapadokya’nın La Paz’a yakın bir banliyöye koyulmuşuna “Ay Vadisi” diyorlar burada. Kil ve kireçtaşı oluşumlarının taşlaşması ve yıpranmasıyla meydana gelmiş bu doğal alanı bir park haline getirmişler. Burası geçen yıl İran’da Tebriz yakınlarındaki gezdiğim “Kondovan” köyündeki oluşumlara çok benziyor.

Burayı ziyaret eden Neil Armstrong da aya benzetmiş ama bunu fazla Amerikanvari, zorlama bir heyecan ifadesi olarak algıladığımdan kalbime işlemiyor. Belli de olmaz tabii kendisi iyi bir gezgin, Ay’ı bile yerinde bizzat görmüş biri.

‘MİCRO’… KAMYONDAN BOZMA OTOBÜSLER

Ay Vadisi güzeldi ama ben La Paz’da burunlu kamyondan bozma, birçok Latin ülkesinde “Micro” dedikleri halk otobüslerini izlemeye ve onlarla gezmeye hayranım. Bazısı çok süslü bazısı pejmürde. Nikelajlı jantlar ve tamponu, tahta saplı vitesi, telli kolla açılan kapısı, bıçkın şoförleri, sürekli Bolivya’da naylon torbalarda satılan sıvı içecekleri emen fakir yolcuları.

En fazla bir-iki lira tutan bir otobüs biletiyle o anda gittiğim yeri bilmeden yaptığım yolculuklarda gözlem ve etrafla sohbet ile günü geçirmeyi seviyorum. Daha fazla ve hormonsuz girdi sağlıyor bana. Bunlar o ülke veya bölgeye ait algının öz değerli tabanını oluşturuyor. Size empoze edilen değil de bilgiyle birleşen algılarınızla öğreniyorsunuz.

TİWANAKU VE PUMA PUNKU

La Paz’ın sadece 70 km kadar uzağında İnka öncüsü Tiwanaku Uygarlığından kalan bir ören yeri bulunuyor. 70 km’lik bu mesafe La Paz ve Bolivya şartlarında 2 saati aşan bir yolculuk demek. Küçük tur minibüsümüzden Yüksek Mahalle diyeceğimiz El Alto’nun yanından geçip Tiwanaku’ya yol alırken etrafta kerpiçe benzettiğim evler, çocukluğumun Anadolu yolculuklarında otobüsün camından seyrettiğim görüntülere götürüyordu beni.

Alto’nun çıkışında yol kenarında bir pazar yeri görüyorum. Yerlere açılmış tezgahlar, etrafta dolaşan bir sürü yerli Bolivyalı, sırtlarında bazen yük bazen çocuklarını “Aguayo” dedikleri örtüye sarıp taşıyan, kafalarında İngiliz demiryolu işçileri zamanından kalma garip fötr şapkalarıyla kadınlar, yanık tenli erkekleri yanından geçiyoruz. Şehrin biraz daha dışına çıkınca ufka yakın yerlerde sağ tarafımızda And Sıradağlarının silüeti eşlik ediyor yol boyunca Tiwanaku’ya ulaşana kadar.

Çocukken Erich Von Daniken’in “Tanrıların Arabaları” kitabı hakkındaki konuşmaları dinler ve bu konudaki belgeselleri izlerken İnka Uygarlığının tarih öncesi olduğu gibi bir algı oluşmuş bende. Sandığımın aksine İnka çok yeni bir uygarlık. 16. Yüzyılda hüküm sürmüş ve neredeyse 150 yıl içinde yok olmuş. Oysa Tiwanaku’ların 10.000 yıla uzanan bir geçmişi var diyor bazı uzmanlar. 

Rehber eşliğinde Tiwanaku Uygarlığının bu kalıntılarını ve müzesini gezdik. Anlatılacak ve araştırılacak çok konu var. “Güneş Kapısı (Puerto del Sol)” ve onun önündeki kocaman “Kalasasaya” tapınak alanı, Yüzlerin Duvarı dediğim dört köşe çukurdaki meydanı oluşturan duvarın üzerindeki yüzlerin farklılıkları, harika monolitler (tek parça kayadan büyük insan heykelleri) ve monolitler dahil taşlara oyulmuş şekiller. Tabii ki Güney Amerika’yı talan eden fatihler (!) buradan da birçok arkeolojik kalıntıyı ödün-çalmışlar. 

https://youtu.be/0hR214Kd3Is 

Tiwanaku ören yerinin hemen çok yakınında Puma Punku adı verilen başka bir yer var ki “H” şeklinde düzgün taş bloklar ve değişik tipte kayalardan oyulmuş zeminler, alanlar ve ufak yapılar dikkat çekiyor. Bu alanların önünde devasa uçak pisti gibi alabildiğine düz bir alan var. Antik Uzaylıların araçlarının inme istasyonu olarak kabul ediyor bazı cinfikir araştırmacılar. Tezlerini desteklemek için geometri, taş ustalığı, bu blokların taşınması dahil birçok hikaye anlatıyorlar. Buraları görünce onların bu çıkarımlarını gıdıklayan bir yer olduğunu hissetmemek mümkün değil.

Yükseklik hastalığıyla sıkıntılı başlayan Bolivya’daki 5 haftam değişik etkinliklerle, ama sonunda mutlulukla bitecekti. Bu sevdiğim topraklardaki gözlemlerimi ve duygularımı “Güney Amerika’da 120 Gün” isimli e-kitabımda oldukça uzun ve ayrıntılı olarak anlattım. Hemen yakın zamanda olmasa da sizi buradan tekrar Bolivya ve diğer Güney Amerika yollarına çıkarmak istiyorum.

Nefesin Kıymetini Bilerek Yaşamak…

Nefes almak doğal olarak basit bir refleks gibi yapıldığından çoğumuz dikkat etmiyoruz bile. O yüzden hayatta bizi taşıyan, unuttuğumuz bedenimiz gibi doğru nefes almayı da unutanımız çok. Halbuki bir nefesle başlayıp bir nefesle biten bu yolculukta her nefesin anlamı ve bağlantısı çok büyük. 

İşte Bolivya günlerinin başlangıcı da nefesin ne olduğunu çok zorlayıcı biçimde anlatmıştı bana. Koronanın öncelikli hedef aldığı yer olarak solunum sistemimiz var. Kimse soluksuz kalmadan hayata bağlandığı nefesle güzel günler yaşasın.

Hastalara şifa, sağlıkçılara tekrar güç diliyorum.

Sabırla, sağlıkla kalınız.

Sevgi ve saygılarımla