‘Denizlere vedadan yaşama vedaya…’

‘Denizlere vedadan yaşama vedaya…’

“Baba, bu yoğun hava katil,
Suyu solumayı yeğlerdim.”
Sylvia Plath

Kasım 1983-Nisan 1985 yılları arasında TCG Mareşal Fevzi Çakmak (D-351) muhribinde üsteğmen rütbesiyle Harekât Elektronik Subayı olarak görev yaptım. Gemide sınıf arkadaşım Üsteğmen Berk Erden, Teğmen Rauf Kales, Teğmen Nezih Akçasayar ile kardeş gibi omuz omuza çalıştık.

Onlarca yılı geride bıraktık ama birbirimize olan saygımız ve sevgimiz hiç tükenmedi ve hiç tuhaf şekillere dönüşmedi. Bu zemini idame ettirmenin ne kadar değerli olduğunun farkındalığını hiç yitirmedik. Çok genç ve neşeli subaylardık.

O yıllarda evimiz de zaten gemimizdi. Zaten evli olmayanların akşamları gemi dışında kalması pek hoş karşılanmazdı. Berk, gemimizin Savaş Harekât Merkezi Subayı (SHM Subayı) idi. Bahriyeliler bu görevin ne kadar zor ve zahmetli olduğunu bilirler. Seyirlerde ve tatbikatlarda SHM Subayları neredeyse yatak yüzü görmezdi.

29 Ocak 1985 günü Deniz Kurdu Tatbikatı kapsamında Ege Denizi’nde bulunuyorduk. Ayandon Fırtınası denizi birbirine katıyordu. Hava buz gibiydi.

Tatbikat kapsamında Donanma Komutanlığı unsurları hava savunma, suüstü savunma ve denizaltı savunma harbi eğitimleri icra ederken, Güney Deniz Saha Komutanlığı unsurları 30 Ocak sabahı Doğanbey Körfezi’ne amfibi harekât icra edecekti.

Ocak 29’u 30’a bağlayan gece saat 04.00’da köprü üstünde vardiyamı teslim ettim ve kısa bir süre sonra savaş yerlerine geçeceğimizden savaş harekât merkezine indim. O zamanlar cihazların çoğu lambalı olduğu için oldukça ısınırlardı. Berk, hava radarı ekranının başındaydı. Günlerdir yorgun ve uykusuzdu. Bacaklarını ve ellerini de cihaza adeta kenetlemiş ısınmaya çalışıyordu. Birbirimize baktık. Köprü üstünü kastederek “Yukarda durumlar nasıl?” diye sordu.  “Sıcak çay bile 15 saniyede buz gibi oluyor, dalgalar da tepemizde. Denizaltıdan farkımız kalmadı” diye takıldım. Savaş yerlerine geçince yapmamı istediklerini anlatırken, komuta esas devresinden geçen iki kelimelik mesaj ile irkildik. Denizlere veda. Tekrar ediyorum. Denizlere veda”.

Berk yerinden fırladı. “Bir olay oldu. Bu tatbikatın geçici durdurma kodu!” diye bağırdı ve süratle komutana rapor etmeye gitti. Gemi özellikle dönüşlerde 40 dereceye kadar yatıyor, SHM personeli ayakta durmakta zorlanıyordu. Suüstü radarı ekranına baktım. Çıkarma gemileri denizde, tespih taneleri gibi dizilmişler, çıkarma bölgesine intikal ediyorlardı. Yağmur gibi mesajlar yağmaya başladı. TCG Ç-136, içerisindeki 50 personel ve araçlarla birlikte batmıştı.

Havanın aydınlanması ile aralarında TCG Mareşal Fevzi Çakmak’ın da yer aldığı 6 muhripten oluşan arama – kurtarma birliği bölgede günlerce arama harekâtı yaptı. Hepimizin elinde dürbün denizde ne görsek gemi oraya yöneliyordu. İki can salı tespit ettik. Umutla gittik, içleri boştu. Sonra Berk’in işaret köprü üstünden sesini duyduk. Kırmızı bir can yeleği görmüştü. Can yeleğini almak için yanaştık. Çok acı veren bir tablo ile karşılaştık. Can yeleğinin altında, askısı avuçlarının içinde, Kara Kuvvetleri mensubu tam teçhizatlı bir Mehmetçik vardı. Şehidimizi güverteye aldık. Berk ağlıyordu.

Bu olayda batan geminin personelinin bazıları kurtarıldı. Ne yazık ki kalanlar şehit oldu ve şehit olanların bir kısmının da naaşları bulunamadı.

* * *

Berk ile meslek rotamız Deniz Harp Akademisi’nde de çakıştı. Akademiyi benden bir yıl sonra kazanmıştı. Bu sayede bir yıl beraber olma imkânı bulduk. Rütbemiz artık yüzbaşıydı. Ona hep “SHM konularında sen benim ilk öğretmenimsin” derdim. Bu ifade ne zaman ağzımdan çıksa mahcup bir yüz ifadesi takınırdı. Ama gerçekti. Saygıdeğer eşi ve sevgili evladı ile örnek bir aileydi.

Rotalarımız son olarak Refakat ve Karakol Filosu’na Kurmay Başkanı olarak atandığında çakıştı. Ben de Komodor olarak atanmıştım. Sınıf arkadaşımız Deniz Kurmay Albay Halil Gaziler de o dönemde Güney Deniz Saha Komutanlığı’nda Harekât Başkanı idi. Üçümüz gıpta edilecek bir uyum ve dayanışma içerisinde çalıştık.

Bu dönemde oldukça etkili ve yetkili makamlardaki FETÖ’cü iki çakalın da takibindeydik. Çakallardan biri örgüt içerisindeki kod adıyla “Mustafa Abi” diğeri de benim tanımımla “Vietnam Sapığı” idi. Şimdi biri tutuklu diğeri firarda…

* * *

2010 yılıydı… FETÖ’cü çakallar uluya uluya ortalıklarda dolanıyor, istediklerini özgürce yapıyorlardı. Her taraf kusturacak kadar FETÖ kokuyordu. Berk, Deniz Gözetleme Komutanlığı’nda, Komutan olarak görev yapıyordu. Kendisini paralarcasına ama zevk alarak çalışıyordu. Mesleğine ve görevlerine örnek seviyede bağlıydı.

Bu nitelikleri komutanlarımızın gözünden kaçmamış ve durumu Yüksek Askerî Şûra öncesi yapılan Amiraller Kurulunda değerlendirilmek üzere gündeme getirilmişti. FETÖ’cü çakallar bu haberi alır almaz Berk’i acilen yok etmeye karar verdiler. Planları ise FETÖ’cülerin ve çıkarları için onların değirmenine su taşıyanların tamamını tanımlayan “Şerefsiz, namussuz, kiralık” sıfatlarını teyit eden niteliktedir. Ailesini hedefe aldılar.

O kara güne kadar hiçbir duyumum olmamıştı. Arkadaşlardan kimseye bir şey söylememiş sadece son iki haftadır servis otobüsünde eski neşesinin olmadığı ve yalnız oturmaya çalıştığı fark edilmiş.

Canım kardeşim, değerli sınıf arkadaşım, silah arkadaşım, SHM konularındaki ilk öğretmenim, Deniz Kurmay Kıdemli Albay Berk Erden, 8 Şubat 2010 tarihinde makamında yirmi sayfalık bir mektup bırakarak yaşamına son verdi. Mektubunda devletin en tepesinden itibaren bütün sorumlulara mesajları vardır.

Berk’in cenaze töreni için cami avlusuna girer girmez ilk olarak sevgili eşi, hanımefendiye yöneldim. Cami avlusu şu sözlerle yankılandı “… Bizi mahvettiler. Bizi mahvettiler…” Sonra sevgili evladına sarıldım.

* * *

Cezaevinde iken, 7 Ocak 2013 tarihinde, Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığına avukatım aracılığı ile başvurarak soruşturmaya katkı sağlayabilecek tespitleri ilettim ve soruşturma dosyasına müdahil olmak istedim. Mümkün olmadı.

* * *

O kara günden yaklaşık 9 yıl sonra, 12 Eylül 2019 günü, Berk’in babası Emekli Tuğgeneral Nedim Erden de sevgili evladına kavuştu.

Emekli Tuğgeneral Nedim Erden’in vefatı üzerine Akit Gazetesi yazarı Ali Sandıkçıoğlu, 21 Eylül 2019 tarihinde köşesinde dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

“Süleymancılar” olarak bilinen cemaatten olduğunu yazan Sandıkçıoğlu, oğlu İrfan’ın 9 yıl önce FETÖ’cülerle birlikte zaman geçirdiğini ve kendisinin de o dönem bunu onayladığını ifade etti.

Oğlu İrfan’ın emekli Tuğgeneral Nedim Erden’le de yakın ilişkisi olduğunu anlatan Ali Sandıkçıoğlu, Emekli Tuğgeneral Nedim Erden’in oğlunu FETÖ’cülere karşı uyardığını, ancak o dönem kendisinin bu uyarıdan dolayı Erden’e kızdığını, yıllar sonra FETÖ’cülerin gerçek yüzünü gördüğünü, Nedim Erden’den de özür dilediğini yazdı.

Sandıkçıoğlu yazısının son bölümünde de, Süleymancılardan olmasına karşın Türkiye’deki tüm cemaatlerin, cemaat şirketlerinin, para akışlarının, müritlerinin devlet tarafından denetlemesi ve kontrol edilmesi gerektiğini vurguladı.

* * *

Berk, öldürmeyi, kan dökmeyi, kumpası, ihaneti, tecavüzü çok seven FETÖ’nün kiralık katilleri tarafından katledildi.

Bu bir cinayettir.

FETÖ’nün kiralık katilleri bu cinayeti zevk alarak işlediler.

Bugünlerde yurt dışında keyif çatan FETÖ’nün elitleri işledikleri cinayetlerin üstünü örtmek ve hedef şaşırtmak için sosyal medya üzerinden soytarılıklar yapıyorlar. Yaptıkları soytarılık karşılığında oralarda oturma ve çalışma izni, sonrasında da pasaport alıyorlar ve para kazanıyorlar.

Bunlar kötülükten ve alçaklıktan keyif alıyorlar. Bu nedenle onlardan iğreniyorum.

Hayat bunlara ne olduklarını ve ne olamadıklarını mutlaka gösterecektir. O gün barındıkları düşünsel ve fiziki mekânların kumdan kaleler olduğunu anlayacaklardır. Nasıl mı? Bu yazıyı okudukları günün akşamında, uyumak için kafalarını yastığa koyduklarında tavanlara ve duvarlara baktıklarında ipuçlarını göreceklerdir.

Örgütün çakallarından “Mustafa Abi(!)” ve “Vietnam Sapığı”… Sizi unuttuğumu sanmayın.

O kara gün sonrası bazı yazıların ve söylemlerin sahiplerine ve elbette bunlara sessiz kalmayı tercih edenlere gelince… Onların bu cinayetin aktörlerinden farkları var mıdır, vicdanlarında sorgulasınlar. Kendilerini bağışlatacak bir makam bulabilirler mi bilmiyorum.

* * *

Deniz Kurmay Kıdemli Albay Berk Erden, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Donanmasının çalışkan ve yiğit bir evladıydı. Yaşama devam edebilseydi bahriyemize çok değerli ve kalıcı katkılar sağlamaya devam edecekti.

Kendisini minnet ve saygıyla anıyorum.

Eşi saygıdeğer hanımefendiye, sevgili evladına, kardeşlerine ve yakınlarına sağlık ve huzur dolu uzun ömürler diliyorum.