‘Derin’ Megricilik

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

featured

“Tavşana kaç, tazıya tut” Türk atasözü, iki taraftan birini, diğerini yakalaması için gönderirken, yakalanacak kişiye de önceden haber verip kaçmasını sağlamak anlamına gelir. Tazıya tut, tavşana da kaç dersiniz ki bu kovalamaca bitmesin. Siz de bu bitmez tükenmez kovalamacayı keyifle izlerken, bütün planlarınızı istediğiniz gibi gerçekleştirme fırsatı yakalamış olursunuz.  Gücünüzü, iktidarınızı korur, pekiştirirsiniz. Kaç-kovala döngüsünü istediğiniz gibi yönetebilir; bazen tazıyı bazen tavşanı korurmuş gibi yapıp kovalamacadan belleği yıpranmış iki taraf da sizin belleğinize muhtaç hale gelir. Bu döngüde, rolleri değiştirmek sizin elinizdedir. Tazıya tavşan; tavşana tazı rolünü verir, sonra koşullarınıza göre rolleri yeniden değiştirirsiniz.

İnsanların akıllarını alt üst eden, onları vatanlarından koparan, Türk milletinden soğutan bu vardiyalı kovalamacadan biri kazanç, diğeri yitik olmak üzere iki sonuç çıkar: Kazanan, rol belirleyici güçtür. Bu güç sürekli emperyalizmden beslenir. Tıpkı vardiyalı kovalamaca gibi, emperyalist destek, içeridekileri kesintisiz güçlendirir. Irak, Suriye, Afganistan ve diğer İslam ülkelerinde kovalamacayla başlayan bu süreç, felaketlerle sonlanmıştır. İç savaşın tarafları, aynı ülkenin, aynı milletin ve hatta aynı dinin mensuplarıdır. Ama emperyalistler ve yerli iş birlikçileri için milli birlik ve inanç, etnikçi faşizme ve dinciliğe dönüştürüldüğünde, aşılmaz bir engel olmaktan çıkar. Böylece, din ve milli birlik elden çıkar.

Etnikçi faşizm ve dincilik, vardiyalı kovalamacada bazen tazı bazen tavşandır. Rol verilen ve rolleri, istenildiğinde değiş tokuş edilen taraflar, her seferinde, değişen tarafa değil, değişen rolüne göre düşman tanımı ile karşılaşır. Bugün aynı saflarda canını verdiği insanlar yarın karşı safta canını alacağı rakipler olmuştur. İçiçe geçmiş, birbirine kaynaşmış aynı milletin fertleri için hedef, ironik olarak yine mensubu olduğu halktır, toplumdur. İç savaş tam da böyle bir tüketici kovalamacadır.

Türkiye’de “aklı fikri kısa, hacmi devasa; sayısı çok, aklı kıt; çenesi yüğrük, zihni züğürt” katma değeri sıfıra yakın ama gürültülü bir kesim, yeni bir din icat etti. Bu dinin adı Megriciliktir. Megricilik ikiye ayrılır. İlki popülist Megricilik, ikincisi de seçkinci Megriciliktir.

2009’dan 2015’e kadar, “Milli Birlik ve Kardeşlik Demokratik Açılım Süreci” adı altında, şaibeli ve tehlikeli bir süreç yaşadık. Daha çok popülist özelliğe ile öne çıkan süreçte en seçkin polis ve askerlerimizden 800’e yakın şehit vererek kendi ilçelerimizi kurtarmak zorunda kaldık. Emperyalistler, ülkemizde sanki iki ya da daha çok halk varmış da aralarında “kardeşlik” tesis ediyormuş gibi bölücü terörle koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni iki eşit taraf olmaya zorlamışlardı. Amaçları açılım adı altında Türk milletini birbirine düşürmekti. Popülist Megriciliğin ilk hamlesi, yüzlerce şehit vererek atlatılmış oldu.

Emperyalistler aymaz politikacıları kullanarak son zamanlarda ikinci bir Megricilik hamlesi başlattılar. Terörle yakınlaşmak, “halkların kardeşliği” projesi olarak gündeme bir daha getirildi. Ortada Türk devletinin hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk ile tescil edilmiş terörle mücadele hakkı söz konusuyken, kör döngü tekrar peyda oldu: Sanki Türk-Kürt çatışması varmış algısı yaratılarak popülist Megricilik hortlatılmaya çalışılıyor. Dağda taşta, kışta kıyamette terörle gırtlak gırtlağa mücadele eden güvenlik güçlerimiz terörün üzerine giderken, Megricilik, “tavşana kaç” mesajı veriyor. Mücadele edilen terörist, “mağdur”muş gibi algı yaratılarak tazıdan kaçması telkini yapılıyor. Megricilik, terör ahlaksızlığının mağduriyet etiği ile masumlaştırılması demektir.

“Megri megri ağıtı”, bölücü PKK terörünün ilk dönem isimlerinden asker katili Zeki Yıldız’a yakılmış bir ağıttır. Zeki Yıldız 1980’de Bingöl’de bir köyde saklanır. Asker yerini belirleyince kaldığı ev kuşatılır, teslim olması istenir. Teslim olmayınca hak ettiği şekilde etkisiz hale getirilir.

Megrici dinciliğin şıhlarından Şiwan Perver işte bu Zeki Yıldız adlı teröriste aklınca ağıt yakar. “Megri megri” diye bilinen bu ağıt PKK açılımı yıllarında üst düzey yetkililerin katılımıyla Diyarbakır’da Şiwan Perver ve İbo (Tatlıses) tarafından okunur. Emperyalistler aynı oyunun şimdilerde tekrar sahneye konulması için kolları sıvamıştır.

PKK’lılar bu ağıtta Zeki Yıldız için şunları söylüyor:

Esker ketin nav gundan e

(Askerler girdi köylerin içine)

Megri, megri daye megri

(Ağlama anam ağlama)

Va qomandan, be iman e

(Bu komutan imansızdır)

Megri, megri, daye megri

(Ağlama anam ağlama)

Zeki kuştin ber malan e

(Zeki’yi öldürdüler evinin yanında)

Megri megri, daye megri

(Ağlama anam ağlama)

İkinci Megricilik dönemi bugünlerde başladı. AKP Genel başkanı iki gün önce Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesindeki İbrahim Tatlıses Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Gençlik Buluşmaları” programına katıldı. Buluşmada Tatlıses, yine megri megri ağıtını seslendirdi. Şiwan yoktu ama İçişleri bakanı Süleyman Soylu’nun alkış tuttuğunu basından öğreniyoruz. Türk askerini teröristin üzerine gönderirken, teröristi mağdurmuş gibi gösteren ağıta alkış tutmak tam da tavşana kaç tazıya tut atasözünü hatırlatıyor. Ergenekon ve Balyoz kumpasları, emperyalizmin rolleri değiştirerek vardiyalı kovalamacayı tertiplediklerine dair  en somut örnektir. Terör, Türk askerini suçlu göstermeye çalışan Megricilik dininin ilahı muamelesi görüldükçe Megricilik popülistlikten seçkinci aşamaya kolay tırmanabilmektedir.

Seçkinci Megricilik, ilkinden daha kurnaz ve planlıdır. Atatürk’ün kurduğu partiyi önceden kirlete kirlete kendilerine mal ettikleri “demokrasi, barış, özgürlük” gibi ulvi kavramlara ele geçirmeye başlamışlardır. Seçkinci Megricilik dini, dincilikle aynı yoldadır. Kullandığı jargonlar, içerik olarak aynıdır ama söylemleri kıvraktır. Demokrasi, barış ve özgürlük demekte ne var? Bunlar çok masum talepler değil mi? Diye sorulabilir. Kavramlar masum ama aktörleri kirlidir. Seçkinci Megricilik, popülist Megriciliğin aklının ve dilinin yetmediği boşlukları doldurarak onu besler. Muhalefete çöreklenen bu dinin mensup ve meczupları, Tatlıses veya Şiwan gibi resim yapıp bırakmaz, bu resme altyazısını da ilave ederler. Demokrasi, Türk halkının her ferdinin hukuk önünde eşitliğini talep etmek ise, zaten mevcut anayasa bunu temin ediyor. Kuramsal ve pratik olarak var olan eşitlik tutup neden tekrar istenir? İ.Ö. Kleanthes’in ilk kez ortaya koyduğu demokrasi  hemen hemen bu idi. Peki seçkinci Megricilik dininin demokrasisi gibi bir demokrasi türü tarihte var mı? Olmadığına göre bu dinin demokrasisi bildiğimiz gibi değildir. 6’lı masa, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni”nde 1921 anayasasına atfen, yeni icat ettikleri bir Megrici anayasa ve demokrasi tanımı yapıyor. Buna göre her birey kendi etnik, dinsel, mezhepsel ve ırksal kimliğine göre temsil edilecekmiş. Oysa bu ısmarlama mutabakat,  hangi din ve etnik kökenden olursa olsun mevcut anayasada ve demokrasi geleneğinde herkes eşitken, nasıl olur da 85 milyonun her ferdini birbirine düşürerek bu milli birliği parçalayabiliriz demekten başka nedir? Türk milleti tanımı, farklılıkları öne çıkaran değil, birleştiren 1924 anayasasında vücut bulmuşken 1+6 neden rahatsız olmuştur? Anayasamızın ilk dört maddesi milleti ve devleti ile bölünmez bir birlik, barış ve hukukun önünde eşitliği sağlamışken ve bunu Antik Çağdan beri bilinen demokrasi geleneği ile taçlandırmış iken, bu Megricilik dini ne demek istiyor?

Muhalefet, popülist Megriciliği güçlendirmek için seçkinci Megriciliği hemen sahneye koydu. Atatürk’ün önderliğinde kurulan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, devleti ve milletiyle başta sığınmacı-kaçak sorunu olmak üzere, ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarını çözebilecek her alanda yetişmiş insan ve üretim kaynaklarına sahipken, muhalefet Megriciliği, ayağının tozuyla ilkin bu değerlerimize saldırmaya başlayan dış aktörleri sahneye sürdü. “Dar koridorlarda” sıkışmış Daron’dan, önünü sisten göremeyen Foggo’ya kadar sözde seçkinci Megrici dinin aktörleri, Atatürk’ün partisinde yine Atatürk’ün partisini ve Türkiye Cumhuriyeti devletini hedef alan karalamalarıyla, “Tayyip gitsin de ne olursa olsun” kafasındaki eşantiyoncu Atatürkçülere bir kurtuluş reçetesi gibi sunulmaya başladı.

Uluslararası tefecilere nazı sığdığı düşünülen bu aktörler, Atatürk’e, Kemalizm’e, Cumhuriyet değerlerine ve bütün bunların şahsında Büyük Türk Milletine, eleştiri adı altında en alçaltıcı hakaretlerde bulunsalar dahi sesimizi çıkarmamamız istenmekte; kurtuluşumuzun, kirlettikleri “demokrasi, barış ve özgürlük” sayesinde gerçekleşeceği propagandası yapılmaktadır. Ekmeleddin hamlesindeki hinliğin farkına varanların azlığı sanısı, benzer aktörlerin her fırsatta kurtarıcı peygamberler gibi sunulmasına cesaret veriyor. Üstelik eşantiyon Atatürkçüleri, “Ekmeleddin’e oy vermeyen Atatürkçüyüm demesin” çıkışını yapacak kadar seçmeni Atatürk’le istismar etmişlerdi.

Seçkinci Megricilik, güçlü bir Türk Silahlı Kuvvetleri’nden rahatsızdır. Fetö sevici olmaları, en başat meziyetler gibi gösteriliyor.. Türk ekonomisini ayağa kaldırmak gibi niyet taşıdıklarına inanmak için saf olmak gerekir. Türk milletini aşağılayan, Cumhuriyeti düşman belleyen, “Türk tipi faşizm”den dem vuran, Kemalizm’i despotluk diye karalayan, terörle mücadele eden TSK’yı, “kimyasal silah kullandı, çocukları öldürdü”  diyerek töhmet altında bırakan, bir yandan “başörtüsü özgürlüğü”nü savunuyormuş gibi görünüp başka bir twitinde, Kemalizm  gençleri ya devlet okullarına ya da İmam-Hatiplere yönlendirir” diyerek tarikatları cemaatleri değil de resmi İmam-Hatip okullarını hedefe koyanlar, Fetö ve PKK’ya toz kondurmayanlar, Türk Milletini mikro-etnik faşizme göre kırk parçaya ayırırken herkesin kökeni belirtip, büyük Türk milletinden olanlara “Türkiyeli” diyenler …..kısaca Türk’e düşman eden herkese dost olanlar ve bütün bu patolojik tutarsızlıklarını barış, demokrasi, halkların kardeşliği, tarikatlara özgürlük talepleri ile meşrulaştırmaya kalkanlar Seçkinci Megriciliğin mensuplarıdır.

Devletsiz, milletsiz, kültürsüz ve bilgisizdirler. Emperyalizm bu çevrelere sürekli farklı roller biçer.

Fransız’a Fransız, Ermeni’ye Ermeni, Alman’a Alman ama Türk’e gelince Türkiyeli derler. Çünkü binlerce yıllık Türk milletinin büyüklüğü karşısında eziktirler. Milletsizlik, devletsizlik büyük bir travmadır. Aslında Büyük Türk Milleti’nin dünyada eşi benzeri olmayan adil ve hakkaniyetli necip bir millet olduğunu çok iyi bilirler. Ancak gel gör ki, emperyalistler, fonladıklarını kendi akıllarına, kendi iradelerine bırakmazlar. Bu ruhsal ve zihinsel travma, onları, kendilerinden menkul demokrasi, barış, kardeşlik ve özgürlük gibi taleplerini, güçlü efendileri yerine, hoşgörü abidesi Yüce Türk Milleti’nden istemek zorunda bırakmaktadır.

Popülist ya da Seçkinci olsun, Megricilik her türlü etnik ayrımcılığı, din-mezhep çatışmasını ve Türk Milletine düşmanlığı itikat esası edinmiş bir bölücü projedir.

Megricilik İktidarı ve muhalefeti çepeçevre kuşatmıştır. Popülist Megricilik ile seçkinci Megricilik, bütünleşmesini iktidar-muhalefet benzeşmesi üzerinden gerçekleştirmektedir.

Buna ‘Derin Megricilik’ diyorum.

Muhalefete kaç, iktidara tut ya da tersi. Benzeşenler, her fırsatta rol değiş-tokuşu yapabilmektedir.

Bu kör döngüden dün olduğu gibi bugün de ‘kendi aklıyla düşünmeyi öğrenen’ Kuvay-ı Milliye ruhuyla çıkmaktan başka yol yoktur.

 

‘Derin’ Megricilik

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 2 ay önce

    Yiğit Şahin hocam, değerli uyarılarınınız yerine ulaşacaktır. Çabamızın karşılığı, günü gelince gelecek.
    Elleriniz dert görmesin!

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!