Devlet artık üvey baba gibi değil mi?

Devlet artık üvey baba gibi değil mi?

Şimdi düşünün ki babanız vefat edeli epey olmuş, çok da değerli ve ilkeli bir insanmış ve ömrünüze çok şey katmış; hayatınıza yön veren değerleri, aldığınız dünya çapındaki eğitimi, oturduğunuz evi, epey de arsayı filan… Anneniz ise (hikaye bu ya, öyle varsayalım, yoksa tabii ki tüm anneler kutsal) nasıl diyelim, güzelmiş güzel olmasına, ama pek de akıllı bir kadın değilmiş maalesef.

E kadın güzel ya, elalemin gözü üstünde; babanızın vefatından kısa bir süre sonra başka biriyle evlenmiş… Üstelik adamın da epey kalabalık bir ailesi varmış, biraz da kabadayılık varmış serde ve peşinde de bir dolu çömez. Ama daha önemlisi, valizde bir de üvey kardeşler… Gelmişler, yerleşmişler sizin eve. Hayat bu, anneniz de yalnız kalmasın diye göz yummuşsunuz sizde bunlara. Üvey baba başta iyi davranırmış size, siz de üvey kardeşlere; görgüsüzlüklerine ve kaprislerine bile katlanmışsınız epeyce.

Amaa … gel zaman git zaman, üvey baba annesini, halasını ve şürekasını da eve taşımış. Ev dar gelmiş, sizin arazilerden satarak konağa geçilmiş. Orada da bitmemiş; yine sizin babadan kalma arazileri, ah o anneyi de razı edip, üvey kardeşlerin üzerine geçirmeye başlamış. Üstelik de sizin harçlığınızı azaltıp dururmuş bir taraftan da. Siz artık kendi evinizde sığıntı gibi hissetmeye başlamışsınız … Zaten üvey baba da sık sık size gidip yurtdışında yaşamanızı salık verirmiş. Evet, bu duruma isyan eder duruma gelmiş de olsanız, siz baba evini ve malını mülkünü terketmeyi hiç de düşünmezmişsiniz.

Aslında gizli gizli annenizi ikna edip bu adamdan boşanmasını istermişsiniz… Ama, ah o ana pek safmış; yok, açıkça akılsızmış işte… Alışkanlık, aşk ne derseniz artık, ayrılamıyormuş bu adamdan. Anneniz de babanızdan kalan mülklerin bir bir elinizden çıkmasına üzülürmüş üzülmesine de pek de elinden birşey gelmiyormuş. Kendi oğlunun çektiklerini bile göremiyormuş ya da görmezden geliyor, yeni eşine pek de engel olamıyormuş.

İşte biraz böyle hissetmiyor muyuz bizde? Kendi ülkemizde, kuruluş değer ve ilkelerimizi reddedip haksızlık ve sömürü düzenini bize dayatan| kamu mallarımızı çarçur eden, yandaşa ve yabancıya dağıtıp halkı borca batıran bir üvey baba gibi değil mi artık devlet? Ve bu gidişata bir türlü engel olamayan saf anne gibi değil mi muhalefet?

*Bu hikayede sözü edilen üvey babanın altın kalpli üvey babalar ile alakası yoktur, onları tenzih ederek.