Devletin asıl sorumluluğu

featured
service

Bilin Neyaptı yazdı

Devletin asli varoluş sebebi, kamu malı üretmektir. Kamu malı herkesin eşit oranda tüketebildiği, bir kişinin tüketiminin diğerinin tüketimini dışlamadığı, ulusal güvenlik, toplumsal huzur, istikrar ve temiz çevre gibi ürünlerdir. Üretim ölçeğinin tüketim miktarına göre değişimini gerektiren eğitim ve sağlık gibi kamu mal ve hizmetlerinin fiziki donanımının ise, yine devlet denetiminde ama yerel birimlerce üretilmesi düşünülebilir. Ancak özellikle aşırı kaynak, gelir ve fırsat eşitsizliğinin olduğu bir toplumda; tüm toplumu etkileyecek büyük dışsallıklar içeren bu kamu mal ve hizmetlerin niteliğinin merkezi yönetimce tasarlanması; her vatandaşın fırsatlara erişiminin eşitlenmesi bağlamında temel kamu hizmetidir.

EN TEMEL KAMU HİZMETİ; TOPLUMSAL VE EKONOMİK İSTİKRARDIR

Kamu mal ve hizmetleri herkesin yararlandığı, ve ama birilerinin nasılsa ödeyeceğini düşünen herkesin de ödemekten imtina edeceği tür ürrünlerdir. Bu “bedavacılık” ancak o üründen fayda sağlayanların (yani aslında toplumda herkesin) maliyeti zorunlu olarak paylaşmalarının tek yolu olan vergiler, ve vergilerden kaçınmanın cezalandırılması yoluyla aşılabilir. Vergilerin kimden ne kadar toplanıp nereye ve nasıl harcandığının hesabını vermek de devlet yönetiminin başarısını ölçmede temeldir. Kamunun kaynaklarına hükmeden devlet, her vatandaş için temel önemdeki saf kamu malı olan toplumsal ve ekonomik istikrarı sağlamakla yükümlüdür.

GÜVEN OLMADAN KALKINMA OLMAZ 

Devlet yönetim sistemi ne şekil olursa olsun, siyasi iktidara ve devletin tüm kurumlarına güven, toplumsal hıuzur ve üretimde istikrar için temelidir. Bu yüzden, en huzurlu ve kalkınmış toplumlar; hükumet eden siyasi partilerin ve diğer devlet kurumlarının hizmet etme sorumluluğunu taşıdıkları halka hesap verebilen toplumlardır. Devlet’e olan güven; bir rol model olarak halkı oluşturan bireylerin de birbirlerine olan güvenini belirler. Siyasi ve iktisadi belirsizlikler ise riskleri artırır ve güven hissini yok eder.

Ulus devletler, aynı dili konuşup anlaşabilen, ortak tarih, coğrafya ve kültürel öğelerin birleştirip bütünleştirdiği toplumlardır ve idealde kamu hizmetini en iyi şekilde verebilme amacıyla organize olmuşlardır. En kalkınmış ülkelerde, hatta federal devletlerde bile, mali açıdan yerelleşme ancak kısmen gerçekleşmiştir. Çünkü ne toplum çapında fırsatlara adil erişim imkanı ve ne de dış ve doğal şoklara karşı korumanın gerektirdiği ölçekte mali kapasite ve irade; piyasa, ya da yerelin görece kısıtlı ve değişken kaynaklarıyla karşılanabilir.

İdealde, kamu mal ve hizmetlerinin niteliği; kültürel tercihler ve kalkınma sürecinin gereksinimleriyle şekillenir. Bu tercih ve gereksinimleri en iyi teşhis edecek ve kaynakları bu kamu mal ve hizmetlerinin üretimine yönelteceğine halkı ikna ederek en etkin şekilde toplayıp harcayacak olan; ulus devlet mekanizmasıdır. Küreselleşme tartışmalarıyla gündeme gelen dünya devleti fikri, ya da küresel şirketlerin tüm ülkelere empoze ettikleri kültürel dayatmalar ve/veya iktisadi politikaların ise, farklı ulusal hedeflere hizmet etmesi mümkün değildir. Ancak elbette iklim, su, gıda, enerji ve küresel maliyetleri olan savaşlar gibi tüm insanlığı ilgilendiren sorunların çözümünde sorumluluğun adil bölüşümü, yani küresel kamu malı üretimi için; etkin yeni küresel kurum tasarımları da gerekmektedir.

Son 40 yılda liberal akımın etkisine giren siyaset, Türkiye’de üretim yapısını artan oranda dışa bağımlı kılmış, emek piyasasını güvencesizleştirmiş ve ülkeyi orta gelir tuzağına adeta kitlemiştir. Son 20 yılın siyaseti ise, bu politikaları pekiştirerek iktisadi ve toplumsal istikrar potansiyelini ciddi oranda geriletmiştir. İktidarın keyfine göre değiştirdiği TÜİK yönetimine ve son 20 yılda elde ettiği tüm imkan ve avantajlara rağmen iyileşme göstermeyen ya da gerileyen makroenomik performansın bazı göstergeleri şöyle özetlenebilir:

Bu çerçevede yapılması gereken, ülkeyi içine düşürüldüğü bu durumdan nasıl çıkaracağını 2 yıllık, 4 yıllık ve 6 yıllık somut politikalarla açıklayan bir siyaseti desteklemektir. Ancak muhalefetteki partilerin çoğunluğunda bu politikaları üretecek bağımsız bir irade, bilgi birikimi, vizyon bütünlüğü ve yetkin kadro maalesef görünmemekte.

Siyasetçinin gerçek niyeti; birlikte yürüdüğü kadrosu, bağlantıları ve söylemlere yansıyan vizyonla anlaşılabilir. Mevcut siyasetin fırsatçılık ve patronaj ilişkileri ile yoğrulmuş bu durumunda, bir süre önce köşemde yazmış olduğum “Devlet Puanı” hayalimin[1] tek çıkış yolu olduğunu düşünüyor ve bu tasarımın daha çok tartışılmasını umuyorum.

Her inovasyonun bir hayalle başlaması gibi, bu tür bir köklü siyasi reform önerisinin de sorunlara çare olmaktan uzaklaşan siyasetin baş edemediği kapitalizmin büyük kriziyle daha çok gündeme gelerek bir gün gerçeğe dönüşeceğini düşünüyorum. Yoksa elbette sadece kısa vade çözümler peşindeki  siyasietçinin bu reformu gerçekleştirmesini beklemek saçmalık olacaktır. Neoliberal paradigmanın yol açtığı ve ulusal ve küresel eşitsizliklerin boyutu büyürken, siyasi ve iktisadi alanda köklü değişimlerin kaçınılmazlığı gerçeğinin idrakı da hız ve yaygınlık kazanmakta.

[1]     26/11/2021 tarihli Veryansın yazım: “Bir Hayalim Var: Devlet Yönetme Puanı”.

Devletin asıl sorumluluğu

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 2 hafta önce

    Ulus Devlet gunumuzde insaligin can simidi, karsisinda ;son 300 yilda olusan emperyalist Yeni Dunya Duzeni/ ulus dusmani Buyuk Sirketler Duzeni. Ulkelerin ,Dunya’nin kaynaklarini ziyan etmekte ve yasami ,dogayi olumsuz etkilemekte. Gelir Dagilimini duzelterek kaynak verimliligine yol acacak ,Ulusa karsi sorumlu Devletler gelecegin kurtaricilaridir. Selamlar, saygilar, tesekkurler Bilin Hnm.

  2. Benden de selam ve saygılar Ayşe Hanım.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!