Devletin gizli işleri

Yavuz Alogan yazdı...

featured

Her devletin gizli işleri vardır. Kanunla kurulan resmî istihbarat örgütleri yasaların işlemediği alacakaranlık kuşağında görünmez adamlarıyla, gizli para kaynaklarıyla faaliyet gösterir.

Devlet gizli hedeflerine ulaşmak için her şeyi yapar. Yasa dışı örgütlerin içine adam sokarak onları manipüle eder; işine yarayacak unsurları parayla satın alıp kullanır; mafya örgütlerini yönlendirir, hatta alternatif mafya örgütleri kurar; sırlarını ifşa edenleri ortadan kaldırır. Bu faaliyetler sürekli bir arıtma sistemini ve sağlam bir kanalizasyon şebekesini gerektirir.

Güçlü devletlerin istihbarat örgütleri köklü bir tarihe sahiptir. Ruslar mesela bu konuda müthiştir. Ekim Devrimi’nden sonra ÇEKA, GPU, OGPU, MVD, NKVD, KGB, günümüzde FSB (iç istihbarat) ve GRU (dış istihbarat) gibi çeşitli isimler almasına rağmen gizli polis ve casusluk örgütlenmesinin kökeni 19. yüzyılda Çar III. Alexandr’ın kurduğu Ohranka (ya da Ohrana) örgütüne kadar uzanır. Otantik bir yapıdır. Bolşevikler örgütün arşivinden yararlanmışlar ve onu taklit ederek yöntemlerini geliştirmişlerdir. Ohranka’yı kazıdığınızda, altından siyah giyinip siyah atlarla gezen, işaret olarak köpek kafası ve süpürge taşıyan, Müthiş İvan’ın “Cehennem Karanlığı” adını verdiği özel polis teşkilatı çıkar.

Pratik faydacı, dar kafalı Amerikalı ise istihbarat konusunda da kopyacılık yapmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Alman istihbaratının arşivini ve teşkilat yapısını, tıpkı roket teknolojisi gibi araklayarak, o zamana kadar Stratejik Hizmetler Bürosu (OSS) olarak anılan istihbarat aygıtını CIA’ya dönüştürmüştür. Savaştan hemen sonra İtalya merkez olmak üzere bütün Avrupa’da siyasî hayatı düzenleyen CIA terörünün ve Gladyo’nun altında Nazi generali Reinhard Gehlen’in istihbarat arşivi, örgütlenme şeması, hatta uzmanları yatar. Yankeeler, Nazilerin yenilgiden sonra faaliyete geçirdikleri Werwolf direniş örgütünü de olduğu gibi devralıp komünistlere ve anarşistlere karşı kullanmışlardır.

Neyse, konuyu dağıtmayalım…

Güçlü devletler zayıf ve bağımlı devletlerin istihbarat örgütlerini bizzat kurarlar, kadrolarını eğitirler ve onları yönlendirirler. NATO’ya girdikten sonra (1952) bize de aynı şeyi yaptılar. Nitekim “efsane” olarak adlandırılan Fuat Doğu, MİT Müsteşarı olduğu dönemde (1966-1971), CIA’nın şube müdürü gibi çalıştığını yıllar sonra itiraf etmiştir.

Böyle bir bağımlılığın nasıl mümkün olduğunu anlamak bugünden bakıldığında çok zordur. Abdülhamit’in Umur-u Hafiyesi’nden İttihatçıların Teşkilat-ı Mahsusa’sına, Kurtuluş Savaşı sırasında Kara Vasıf Bey’in Karakol Teşkilatı’ndan Millî Amele Hizmet (MAH) teşkilatına kadar uzun bir geçmişi olan istihbarat aygıtı nasıl olup da 1965’te MİT’e dönüşerek CIA’nın uzantısı olmuştur?

Bu konularda önemli ve belirleyici olan, son tahlilde, Devlet’in sürekli ve kalıcı, hükümetlerin ise kesintili ve geçici olmasıdır. Devlet, bütün anayasal kurumları ve elbette istihbarat örgütüyle birlikte kalıcı ve süreklidir; hükümetler ise gelip giderler. Normal demokrasilerde iktidar partisi Devlet’in kurumlarını ele geçirip onları ortadan kaldıramaz, rejimi değiştiremez, kendi kafasına göre anayasa yapamaz ve elbette devletin istihbarat örgütünü ele geçirip kendi partisinin çıkarları, iktidarının bekası için kullanamaz. Devlet kurumları buna izin vermezler.

Hadi diyelim ki siyasî iktidar bunu yaptı, mevcut Devlet’i yıkıp kendi devletini kurdu, mafyalaştı… Gizli işlerini yürütürken açık vermemesi, kullandığı unsurların ortalığa (sosyal medyaya) dökülüp sabah akşam Türkiye’yi rezil etmemesi için önlem alması gerekmez mi? Bunu yapamıyor! Devletin içinden gelip kamunun malına çöken yarı-resmî unsurların, tarikat ve cemaat vakıflarının, uyuşturucu baronlarının, silah kaçakçılarının manoyu adil biçimde bölüşmelerini bile sağlayamıyor. Bunlar birbirlerini öldürüyorlar, şantaj ve tehditle iş yapıyor, paralarını ülkeden kaçırıyorlar.

İktidar çevreleri Reza Zarrab ABD’ye hangi devlet sırlarını verdi, SBK CIA’ya hangi belgeleri teslim edecek diye merak içinde. Paramount Hotel’de ya da başka mekânlarda cima ederken ya da rüşvet muhabbeti yaparken video-kapana yakalanan vahşi devlet ricâlinin kasetleri sosyal medyaya düşer mi; uyuşturucu baronlarının nasıl icazet aldıkları, kara para trafiğini kimlerin yönettiği açığa çıkar mı diye dehşet içinde bekleşiyorlar. Sedat Peker kardeşimiz seçimlerden iki ay önce bütün rejimi, medyası, yargıcı, polis şefi, bakanı ve milletvekiliyle kibrit kutusuna koymaya hazırlanıyor: “Vallahi namussuzsunuz lan siz?” Saray’ın Ukrayna’dan getirttiği unsuru konuşturarak, potansiyel devlet içi muhalefeti yıldırmak için komplo hazırlamakta olduğu herkesin diline düşmüş. Böyle bir şeye Devlet denir mi? Devlet’in bağırsakları dökülmüş, ipliği sosyal medya pazarına çıkmış!

Boşuna kafanızı yormayın. Biz hiçbir şey bilemeyiz. Malzemenin bir kısmını birleştirip kendi senaryonuzu elbette yazabilirsiniz. Fakat siz daha yazma aşamasındayken oyunun rejisörü karar değiştirir, başka artistler sahneye girer. Bir ışıkta kahraman vatansever gibi görünen karakter, başka bir ışıkta alçak bir mücrim gibi görünmektedir… Hangisine inanacaksınız?

Bu heyecanlı esrarengiz hikâyelerin sürükleyici cazibesi devlet sisteminin çürümüşlüğünü gizliyor.

Parça parça servis edilerek “ben çok şey biliyorum yakarım sizi” mesajı veren yırtık fotoğraf parçalarını birleştirip büyük resmi olanca çıplaklığıyla göremezsiniz. Kimse, hatta bu işlerin içinde olan unsurlar bile -bu kadar farklı yoruma bakılırsa- partileşmiş devletin karanlık yüzünde olup bitenlerin sırrını çözemez. Fakat çözmek gibi bir derdi olmayan yabancı istihbarat örgütleri kişileri ve olayları pek güzel yönlendirir. Beka sorunu işte budur!

Devletin Devlet olduğu normal ülkelerde istihbaratın kullandığı unsurların işledikleri suçlar deşifre olunca, Devlet hemen yargıç cüppesini giyer, kanun kitaplarını açar, feda etmek zorunda kaldığı unsurları yargılar ve cezalandırır. Hüküm giyen unsurlar devletin hamiyetine ve af ihtimaline sığınarak sessizce cezalarını çekerler. Sırt çantasıyla sağda solda yakalanmayacağından emin olarak dolaşıp poz verirken, sosyal medyaya “devleti başınıza yıkarım lan sizin,” diye mesaj gönderip şantaj yapamazlar.

Devlet mafyalaşmıştır. Devlet olma vasfını kaybetmiştir. Onu diğer suç örgütlerinden ayırmak zorlaşmıştır. Bakın dikkat edin, suç örgütlerinin ve mafya unsurlarının Devlet’e hitap ederken kullandıkları dil giderek kendi aralarında kullandıkları racon kesme diline benzemektedir.

Geleceğin Kurucu Meclis Hükümeti kapsamlı bir tanık koruma yasası çıkararak parçaları birleştirecek ve bütün sorumluları kesinlikle yargılayacaktır. Saray Devleti düzeltilemez. Anayasası ve bütün kurum ve aygıtlarıyla birlikte Devlet’i yeniden kurmak gerekecektir.

Şu bunaltıcı pazar gününde herkese parti devleti yüzünden Türkiye’nin düştüğü utanç verici durum hakkında derin düşünceler dilerim. [email protected]

Devletin gizli işleri

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

6 Yorum

  1. 4 ay önce

    Yaşa be hoca!Bence de Mustafa Kemal hukuku (duygu ve ön yargıdan temizlenmiş akıl bilim mantık emrinde bağımsız yargı) ve Türk İstiklal Mahkemesi hiç zorlanmadan söktürür-döktürür-öttürür!Olacak!

  2. 4 ay önce

    Ne pazarı! Her gün bunaltıcı. Hem sıcaktan hem bu pisliklerden. Akşamları bir dizi ya da film haricinde televizyonu bile gün boyu açmıyoruz gına gelen böğürtü ve görüntülerden. Sıcağın bunaltmasına bir derece çare buluyoruz da kanalizasyona dönüşen siyasi ortamın her gün kafamızı bozmasını illa ki bir göz attığımız şu internet yüzünden önleyemiyoruz. Bütün teknolojiden uzak bir dağ başı ya da mağarada epey uzunca bir süre geçirip kafamızı şöyle bir uzatsak Tanrı ortalığı dümdüz etmiş olur mu acaba?

  3. 4 ay önce

    Acinacak durumumuz nesnel bir sekilde anlatilmis.

  4. 4 ay önce

    Yazılarınızdaki kurucu meclis ve yeni anayasa vurgularının sebebi nedir? Bilindiği gibi kurucu meclis olağan üstü dönemlerin ürünüdür. Erk sahipleri tarafından oluşturulur ve yeni anayasa çalışmalarında onlar tarafından yönlendirilir. İktidar değiştiğinde bakkal Kamil Amca, asgari ücretli Mehmet ya da çiftçi Ahmet yönetimde söz sahibi olamayacağına göre güç kimin elinde olacaktır? Yürürlükteki anayasada ne eksiktir ki ısrarla yeni anayasa istiyorsunuz? Anayasa 51. maddeye göre sendikalaşma haktır ama pratikte uygulanmamaktadır. 43. maddeye göre “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” denilse de kıyılarımız paragözlerin işgali altındadır. Yani sorun uygulamadadır. Yaşadığımız olumsuzluklar anayasa değiştirilince hemen düzelecek mi? Yoksa ilk dört maddeyi mi değiştirmek istiyorsunuz? Olağanüstü dönemlerde fırsattan yararlanıp iktidara el koymak ittihatçı kafasıdır. Uzun soluklu bir mücadeleyi göze alıp, her türlü fedakarlığı yapmak, halkını buna inandırmak ve teşkilatlandırmak, doğru stratejiler uygulayarak yılmadan mücadele etmek ise Mustafa Kemal düşüncesidir. Kurucu meclisten bahsederken geçmişteki cunta ile demokrasi getirmeye çalışan 27 Mayıs ve 9 Mart 1971 gibi olaylar incelenmeye değer örneklerdir. Cuntacılık ve komitacılıktan hayır gelmez. Bu güne kadar eline yüzüne bulaştırmadan bu işlerden sıyrılıp çıkan da olmamıştır.

  5. 4 ay önce

    Sanırsın ki eskiden her şey çok güzeldi.. Geç bunları anam babam geç bunları.. Kurucu meclis hayaliniz hep romantik.. Türkiye’de sizin veya benim ideallerim maalesef gerçekleşmeyecek.. Ama ben bulunduğumuz noktadan bir çıkış umuyorum, siz hayal kuruyorsunuz..

    Cevapla
  6. 4 ay önce

    güzel bir yazı.eğer yurtseverler bir araya gelip olaya müdahale etmezse beka sorunu ciddileşir.Radikal önlemler alınmalı radikal çözümler bulunmalı ve uygulanmalıdır.Her şerefsize hesap hemde sert şekilde sorulmalıdır kaybedilecek saniyemiz bile kalmadı.Suçlular imha edilmelidir.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!