Devletin kişiliği ve yeni insan

Yavuz Alogan yazdı...

Devletin kişiliği ve yeni insan

Siyaseten azgelişmiş, kültürsüz ve pusulayı kaybetmiş yeni insan Devlet’i tüzel kişilik, tekil bireylerle tanımlanmayan hükmî bir şahsiyet olarak değil, gerçek kişi gibi görme eğilimindedir.

Siyaseten azgelişmiştir; çünkü siyasi süreçlere katılımı askerî darbelerle defalarca kesintiye uğratılmış, son yirmi yılın yavaşlatılmış sivil darbe süreci örgütlenme imkânlarını ortadan kaldırmış; sendikalar, meslek örgütleri, dernekler kuşatılmış, yıpratılmış ve etkisizleştirilmiştir. Bu yüzden siyasete dışarıdan bakar, magazin gibi izler, kendi takımına tezahürat yapan futbol seyircisi gibi davranır. Gönül verdiği siyasî partinin programı ile icraatı arasında tutarlılık arayışından çoktan beri vazgeçmiştir. Siyaset artık ağız dalaşından, rakibi açığa düşüren hamlelerden, “çok çarpıcı açıklamalar”dan, bir dizi taciz rezalet ihanet ve komplodan ibarettir. Seçmen/müşterinin bu eğilimini gayet iyi bilen siyaset erbabı onu tatmin edecek şekilde davranır, onun hoşuna gidecek malzemeyi üretir, sesini giderek daha fazla yükseltir, yeni düşmanlıklar bulup çıkarır ve rakip safları bir ihanet radarı gibi tarayarak dikizler.

Bu şartlarda Cumhuriyetçi olmak; laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti istemek yeni insanı artık kesmez, ona yeterli gelmez. Ne olduğunu tam olarak bilemediği başka bir şey istemektedir. Ailesinden, geçmişinden ya da mensubiyetinden gelen ideolojik esintilerle, tam olarak tanımlayamadığı aşkın bir yönetim biçimini özler. Zira darbeci generaller ve siyasî iktidarlar demokratik ve sosyal bir hukuk devletinin mümkün olmadığını, aslında iyi bir şey de olmadığını kanıtlamak için uzun yıllar boyunca ellerinden geleni yapmışlar; bunu yaparken, hem demokratik hem de sosyal bir devleti yönetmekte olduklarını iddia etmekten de geri durmamışlardır.

İnsan kendi hayatında hiçbir etki ve değişiklik yaratmamış olan, gündelik hayatında varlığını bile hissetmediği hukukî bir tekerlemeyi niye savunsun? Ancak Jakoben yöntemlerle dayatılırsa, mecbur tutulursa benimseyecektir. Özgürlük ile refah arasında bağlantı kurmasını sağlayacak bir deneyim edinmemiştir. Geçmişte böyle şeylerin faydasını görmemiştir. Şimdiki zamanda ise hürriyete ve hukuka değil, paraya ihtiyacı vardır. Karnını doyuracak, borçlarını ödeyecektir.

Kültürsüzdür; okuma alışkanlığı gelişmediği, yeterli eğitim görmediği için evrensel kültüre zaten yabancıdır, giderek Anadolu halk kültürüne, yerel göreneklere de yabancılaşmaktadır. Zihinsel yapısının temellerine tüketim kültürü yerleşmiştir; borçlanarak tüketmeye alıştırılmış, hayat standardının neden ve nasıl yükseldiğini anlayamadan “şahane hayat” yanılsamasına kapılmıştır. Cumhuriyet kültürü iktisadi altyapısıyla, ilerleme ve Aydınlanma ideolojisi ve hedefleriyle uzun yıllar boyunca yıpratılıp yok edildiği için ya Vahabi-Arap kültürüyle bütünleşmiş ya da bu kültüre tepki olarak sembolik Atatürkçülüğe, 20. yüzyılın kavramsal sosyalizmine, 1940’ların Türkçülüğüne ya da daha eski efsanelere, ilkel mitolojilere sığınmış, ülkenin rejimi değişirken, kaynakları yağmalanırken aval aval bakmıştır. Mitolojiye bağlanma, artık var olmayan bir geçmişe duyulan nostalji, işaret bekleyen halk faşizminin en bariz özelliğidir.

Pusulayı kaybetmiştir; çok yönlü ve katmanlı kriz derinleşirken ne tarafa gideceğini bilemez. “Kararsız seçmen davranışı” göstermeye başlar. Bu kez gerçekten kararsızdır; geride kalan dönemin borçlanarak yaşama imkânları hızla daralmakta, aynı hayat standardında tutunmak giderek zorlaşmaktadır. Mevcut siyasî partilerin, uğradığı kayıpları telafi edecek imkânları sağlayamayacağını, sorunun politik değil yapısal olduğunu içten içe sezmektedir. Savunduğu siyasî partiye bağlılığını elbette sürdürür, takımın küme düşmesi onun renklerine olan tutkusunu azaltmaz fakat başka bir partide ışık gördüğü anda saf değiştirmeye hazırdır. Aslında bir “kurtarıcı,” nihai ve kesin bir çözüm beklemektedir. Kararsızlık hayal gücünü devreye sokar. Bütün dünyaya meydan okuyarak şeriat ilân eden yüce imparatorluk ya da Reis’in “millî diktatörlüğü” ya da Bozkurtların Dönüşü ya da Kemalist bir devrimle “hop” diye 1930’ların dünyasına dönüş ya da işçilerin ansızın bir sınıf olduklarını fark ederek harekete geçmeleri gibi şeyler hayal eder. Pek çok kırıntıyı harmanlayarak birleştirir, döke saça ortaya çıkardığı o karman çorman şeyi hararetle savunur.

Devlet’in hukukî şahsiyeti, tüzel kişiliği, denge/fren mekanizmaları ortadan kalkınca, sıradan insanın onu tek bir kişinin şahsında somutlaşan basit bir alet gibi görmesi kaçınılmazdır. Hukukî varlığını kaybeden, yasama yürütme yargı kuvvetlerini tek bir kişide ya da dar bir kadroda toplayan Devlet, gerçekten de ele geçirenin dilediği gibi kullanabileceği bir aletten farksızdır. Başkası da ele geçirebilir ve aynı yöntemlerle kullanabilir.

Bu yapının yarattığı en büyük felaket siyaset alanının dışında duran, parti mensubiyeti olmayan asker ve sivil devlet seçkinlerini dağıtmış olmasıdır. Yönetici oligarşi geleneksel devlet seçkinlerini yıldırmış ve dağıtmış; onların topluca hareket etmelerini, görüş bildirmelerini sağlayan bütün mekanizmaları ortadan kaldırmıştır. Bu boşluğu asla dolduramayacaktır. Devlet elitinin yenilenmesi on yılları alır.

Oligarşik devlet yapısının sahipleri kanunlardan, Anayasa Mahkemesi’nden, Danıştay’dan Sayıştay’dan, muhalefet partilerinden, baskı guruplarından korkmazlar. Hepsini sindirmişler, dört bir yandan kendilerine bağlamışlardır. Artık sadece askerî darbeden, halk ayaklanmasından, sabotaj ve suikastlerden, yabancı devletlerin şantajından korkacaklardır. Bu korku onları dönüşü olmayan bir yola sokacak; siyasî toplumu sürekli bir çabayla ayıklayarak potansiyel yandaşlarını kendi saflarında toplayacaklar, kendilerine benzemeyeni düşman ilan edecekler, olur olmaz herkesi “terörist” diye yaftalayacaklar, hayalî düşmanlarla boğuşacaklardır. Bu yolun dönüşü yoktur. AKP’nin düşüşü başlamıştır.

Rejimin niteliği yumuşak inişe izin vermediği için çarpmanın şiddetini azaltmak, böylece ülkemizi büyük felaketlerden korumak AKP’nin akil adamları dâhil herkesin görevidir. Hasar tespit raporu hazırlamak, hukuku yeniden keşfetmek, yeni bir rejim kurarak laik, demokratik bir hukuk Devlet’iyle yola devam etmek halkı eğiten ve dönüştüren bir kurucu iradeyi gerektirecek, on yıllarca sürecektir. Neticede yeni bir dünya kurulacak Türkiye de orada yerini alacaktır.