Devrimcinin aklı

Devrimcinin aklı

Aşırı rasyonel düşünce devrimciyi bozar. Rasyonel düşünce aşırı olduğu zaman rasyonel olmaktan da çıkar. Elbette herkes var olan koşulların ve imkânların oluşturduğu bir ortamda düşünmek ve davranmak zorundadır. Verili koşullar hareketlerinizi koşullar. Ne kadar ekmek o kadar köfte, denilmiştir.

Fakat burada bütün devrimlerin dinamiğini açığa vuran ince bir detay var. Sadece var olan koşullara göre vaziyet alırsanız, yani olduğu gibi gördüğünüz bir dünyada en rasyonel, en makul, akla en uygun hareket tarzını benimserseniz, bir süre sonra kendi hareket tarzınızın esiri olursunuz ve var olan koşulları değiştirme, onları dönüştürme, yani devrim yapma imkân ve ihtimali size akıldışı bir saçmalık gibi gelmeye başlar. Hayat devam ederken çakıldığınız yerde kalır, böylece sistemin bir parçası olursunuz.

Tarihte bunun sayısız örneği vardır. Mesela 1918’de İstanbul’da yaşayan vatansever bir entelektüelin, verili koşulları dikkate aldığında, Amerikan himayesinin en makul çözüm olduğunu düşünmesi gayet doğal ve akla uygundu. Memleket yakılıp yıkılmış, işgale uğramış, tam bağımsızlık umudu kalmamıştı. Öte yanda ABD Başkanı Wilson, kendi adıyla anılan “14 Prensip” açıklamış, bütün dünyayı kendisine hayran bırakmıştı. Bu prensiplerin 12.sinde, gayet açık bir dille, Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk kesimlerine egemenlik tanınmalı, diğer milliyetlere de özerklik sağlanmalı, deniyordu. Mutlaka bir dış güce, büyük bir güce dayanmak gerekiyordu.  Var olan koşullar dikkate alındığında ne kadar makul, ne kadar rasyonel, üstelik olabildiğince kurtuluş vaat eden bir önerme! Yunus Nadi, Halide Edip, Ahmet Emin (Yalman), Refik Halit (Karay) gibi entelektüellerin hemen bir “Wilson Prensipleri Cemiyeti” kurup Amerikan mandasını savunmalarında şaşılacak ne olabilirdi?

Fakat o sırada Mustafa Kemal’in dünyası çok farklıydı. Zihni muhtemelen ülkenin çeşitli yerlerine dağılmış silah depolarını İngilizlere kaptırmadan emniyete almak, I. Dünya Savaşı’nın ateşinde sınanmış komutanların ve Karakol Cemiyeti’nde toplanacak İttihatçıların nitelikleri ve sadakatleri gibi sorunlarla meşguldü. Koşullar dikkate alındığında, ne kadar gereksiz düşünceler…

Aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş; iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde şahsi menfaatlerini müstevlinin siyasi emelleriyle tevhit etmişler.  Wilson Prensipleri’yle eldekini kurtaracak yerde, silahlı direnişe teşebbüs ediyor; üstelik bir Meclis-i Mebusan toplayarak silahlı direnişin komutasını o mebusanın içinden çıkacak, o sırada  ne yapacağı hiçbir şekilde öngörülemeyen bir hükümete vermek istiyor. Bu düşünce tarzında, verili koşullar dikkate alındığında, herkesin kabul edebileceği bir akıl ve mantık var mıydı?

İşte bu iki farklı dünyayı, bütün görüş ve düşünceleriyle birlikte tek bir harekette evreler hâlinde birleştirip dönüştürebilen iradeye, devrimci önderlik diyoruz.

1917’nin Şubat ve Mart aylarında Rusya’daki devrimciler, mesela   Menşevik Julius Martov ya da Bolşevik Lev Kamenev gayet makul düşünüyorlardı. Şubat Devrimi’yle Demokratik Devrim gerçekleşmiş, çarlık yıkılmıştı. Sovyetler’i Kurucu Meclis’in iradesine tabi kılmak gerekiyordu. Genel seçimle kurulacak bir Duma (meclis) Rusya’nın siyasi yapısını belirleyecek, hükümeti elbette sosyalistler kuracaktı. Hepsinin kafasında Alman Sosyal Demokrat Partisi gibi fraksiyonları, iç grupları olan büyük bir siyasî oluşumla evreler hâlinde burjuvaziyi tecrit edip sosyalizme yönelme düşüncesi vardı.

Fakat borazanlı bir atlı tozu dumana kattı.  Üç Nisan gecesi Kçezinska Sarayı’nda Lenin, Nisan Tezleri’ni açıkladı. Devrim’in burjuva demokratik aşamada kalması hâlinde kesinlikle ezileceğini söyledi; sosyalist aşamaya geçilmesini, burjuvazinin tasfiye edilmesini savundu. Bütün devrimciler, “Adam, aklını kaçırmış,” diye düşündüler. Bolşevik Partisi Lenin’in tezlerini reddetti, parti gazetesi Pravda’da Tezler, yayın kurulunun şu notuyla yayımlandı: “Burjuva devriminin bittiği faraziyesine dayandığı ve devrimin derhal bir sosyalist devrime dönüşeceğini umduğu için kabule değer görülmemiştir.” Lenin istifa edip tabanı partiye  karşı ayaklandıracağını söyleyerek herkesi tehdit etmeye başladı.

Bütün dünya devrimlerinden, Fransız, İngiliz, Rus, Çin, Türk, Küba, hepsinden buna benzer sayısız örnek verilebilir.

Bu kıssalardan çıkarılacak hisse şudur: devrimci, var olan koşulların akla getirdiği akış istikametinde ilerleyen, var olan koşulların içinde kendine uygun yer arayan, alışılmış biçimde akıllı ve mantıklı bir insan değildir. Koşullara teslim olan, var olan koşullar içinde akla gelen ilk makul çözümü benimseyen ya da herkesin ne söylediğine bakarak düşünen, kendi konumunu başkalarının konumuna göre ayarlayan adamdan ya da kadından devrimci olmaz. Aşırı rasyonel düşünce devrimciyi bozar.