Dijital dünyanın cilveleri ve nakitsizleşme

Bilin Neyaptı yazdı...

Dijital dünyanın cilveleri ve nakitsizleşme

Geçtiğimiz hafta içinde Endüstri 4.0’ın finansa yansımalarına ilişkin iki önemli olay gündeme geldi. Birincisi, ABD’de milyona yakın ve Almanya’da binden fazla bilgisayarın kitlenmesine yol açarak binlerce şirkete fidye yazılım yoluyla şantaj yapan bilgisayar korsanlığı; ikincisi ise, Akbank’ın iki gün mobil ve internet hizmeti vermesini engelleyen bir problem, ki bunun siber saldırı olduğu yalanlansa da tatmin edici bir alternatif açıklama yapılmadı. Akbank’taki bu durumun dünya tarihinde bir ilk olarak tarihe geçtiği yorumu yapılıyor.

Türkiye internet bankacılığı teknolojisinde oldukça ileri. Kişisel deneyimimden, 1990’larda daha Dünya Bankası’nın Credit Union’ı çevrim içi olmadan, Türk bankalarının bunu uygulamaya koymuş olduğunu hatırlıyorum. Yani, sorunun Türkiye’nin teknoloji adaptasyonu değil, bu teknolojilerin siber saldırı ve korsan yazılımlara karşı güvenliğini sağlayacak sistemlerin yüksek maliyetinden kaçınılmış olmasından kaynaklandığı olası.

Bankalar ve finans dünyası, Endüstri 4.0 dediğimiz her şeyin internet ortamına taşındığı dijital devrimin en başta etkilediği alanlardan biri. Finansal işlemlerin büyüklüğü ve sektörün oligopolistik yapısı, fınansın işlem maliyetlerini düşürecek teknolojik gelişimlere hızla adapte olmasının önemli bir sebebi. Finansın ekonomiyle sıkı bağı ve küresel geçişgenliği göz önüne alınırsa, hem yeni teknolojilerin kullanımında geri kalınması pek söz konusu değil, ama hem de yaşanan bir sorunun geniş etkilerinin önüne geçilmesi zor.

2020’de dünyadaki nakit para miktarı yaklaşık 7 trilyon dolar, bunun 5 katı kadar vadesiz mevduat; tüm parasal varlıklar ise yaklaşık 100 trilyon (yaklaşık küresel hasıla kadar), ki bunun yaklaşık 3 katı kadar da küresel borç mevcut. Çarpıcı olan durum ise, “türev varlık” denilen, reel varlıklara değil, finansal teknolojilere dayalı varlıkların ise küresel hasılanın 10 katı civarında oluşu. 2008’e kadar genişleyen bu türev varlıkların değer kaybı nedeniyle oluşan küresel kriz sonrası alınan politika kararlarının gelir dağılımını yoksul aleyhine daha da bozuşu, kapitalizmin krizini saklanamaz hale getirdi. Bu durumda, finansal inovasyonların kapitalizmi koruma ya da zayıflatma potansiyelini öngörmek önemli.

Teknolojik gelişmeler kaçınılmaz, ama onların ekonomideki verimlilik ve toplumdaki bölüşüm etkilerini denetlemek ve düzenlemek devlet yönetiminin sorumluluğu. 2008 Büyük Resesyonu'nun ve pandeminin dünayaya verdiği dersler, teknolojinin zengin azınlık için değil, kamu hizmetinde kullanımının istikrarlı, sürdürülebilir bir ekonomi için gerekliliği. Blok-zincir teknolojilerine dayalı ya da kripto varlık borsalarının denetimi de bu bağlamda çok önemli.

Dijitalleşmenin tümüyle nakitsizleşmeye dönüşümü konusu gelişmiş ülkelerde ve hatta bazı gelişmekte olan ülkelerde de güncel tartışma konusu. Bu tartışma, Bitcoin gibi dağıtılmış defter teknolojisine dayalı alternatif para birimlerinin ötesinde, merkezi olarak tüm nakit paranın kaydi paraya dönüşümüne ilişkin. Aslında tüm dünyada kredi kart kullanımı ve internet bankacılığı sayesinde bu dönüşüm büyük ölçüde gerçekleşmiş durumda. Ancak hala küçük ve parakende işlemlerde, kırsalda ve yaşlılık ve engellilik durumlarında nakit kullanımı en dijitalleşmiş toplumlarda dahi yaygın. Hatta İsveç’te nakite dönme zorunluluğu getiren kanun önerisi bile sunulmuş; Avusturalya’da nüfusun 1/4’ü nakiti tercih ediyor.

Paranın ya Merkez Bankası tarafından tüm bireyler için ya da bankalar aracılığıyla tümüyle kaydi hale gelişinin, yani nakitsizleşmenin, yasa dışı işlemlere engel olacağı fikri ise tartışmaya açık. Çünkü böyle bir sistemin kayıt dışını engellemesi ancak banka sistemi dışı Bitcoin gibi alternatif varlıkların da engellenmesi ile mümkün, ki dijital teknolojik ilerlemenin asıl gelişme alanı bulduğu bu tür mecralarda bu denetimin gerçekleşmesi pek mümkün değil. Bu kaygının yanı sıra, teknolojik gelişmelerden hiç geri kalmayan siber korsanlığın da tümüyle dijitalleşen bir parasal sisteme oluşturacağı olası tehditler, mevcut örnekleri itibarıyla ihtiyatlı olmayı öneriyor.

Türkiye de dahil olmak üzere finansal teknolojilerin özellikle son 20 yılda hızlı gelişiminin küresel gelir dağılımına olumlu bir etki yapmadığı, aksine en zengin kesimin artan varlık birikimine yol açtığı açık. Bunun bir görünümü de “dijital uçurum” dediğimiz, internete etkin erişimi olmayan kesimlerin -eğitim dahil olmak üzere- toplumda telafi edilmesi gitgide zorlaşan, dezavantajlı konuma düşmeleri ve fırsatlara eşit erişim için etkin kamusal denetim ve düzenlemenin olmadığı ortamda teknolojinin yıkıcı yanının, yaratıcı yanı ile birlikte artışı.

Özellikle devletin tüm kurumlarıyla şeffaf ve denetlenebilir bir kurumsal yapı oluşturmadığı bir durumda, artan nakitsizleşmenin ve Merkez Bankası Dijital Parasının (MBDP) mali baskınlığa yol açıp açmayacağı, içte ve dışta ulusal para biriminin değerini nasıl koruyacağı ya da dolarizasyonun (ya da dijital bir küresel para biriminin baskınlığının) önüne nasıl geçeceği ve dolayısıyla ulusal politika bağımsızlığını nasıl etkileyeceği konuları önemli. Merkezi olarak kişisel verilerin toplanması ve kullanılmasını temel alan böyle bir sistemin totaliterleşmeyi besleme ihtimali ile faydadan çok zarar getirmesi de olası.

Endüstri 4.0’ın sunduğu, büyük veri sistemleriyle gelişen finansal teknolojilerin işlem maliyetlerini azaltıp verimlilik artışı sağlaması elbette hayatımıza büyük kolaylıklar getirdi ve getirmeye devam edecek. Ancak verimlilik kazanımlarının toplumsal eşitlikle çoğu kez ters orantılı olduğunu geçtiğimiz on yıllar gösterdi. İyi Parti’nin “Artagan” diye adlandırdığı, "gelir eşitliğini ve vergi adaletini sağlayacak, böylece ülke ekonomisine istikrar ve ek kaynak getirecek" diye sunduğu nakitsizleşme projesinin yukarıdaki soruları da göz önüne alarak değerlendirilmesi gerekli. Yoksa sadece avantajlara odaklanıp dezavantajları göz ardı ederek, bir projenin kamusal faydasını tartışmak ancak iktidarın çılgın projeleri kadar ikna edici.