Dinsizliğin resmini çizebilir misin?

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı...

Dinsizliğin resmini çizebilir misin?

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “tarihte görülmediği kadar, sosyal medyada ve iletişim kanallarında çocuklarımıza ve gençlerimize sürekli dinsizlik aşılanıyor; Hz. Muhammed’in en büyük vasfı uyarıcılık olduğu için biz de uyarıcılık görevini yapmak durumundayız”  diye, 08.11.2021 tarihinde yeni bir açıklama yaptı.

Gerçekten de çocuklarımıza dinsizlik mi aşılanıyor? Başkan dinsizlikten neyi kastediyor? Kendi yorumladığı gibi bir din anlayışına uymayan her yorumu dinsizlik olarak mı kabul ediyor?  Hz. Muhammed bir uyarıcı idi; peki Başkan bu görevi Peygamber’den mi devraldı? Bu yetki ve salahiyeti Hz. Peygamber vermediğine göre, Başkan’ın bu yetkiyi laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nden almış olduğunu düşünebiliriz.  Ama hayır, Diyanet’in görevi insanları dinli-dinsiz diye ayırmak değil, İslam dini hakkında dileyen yurttaşları aydınlatmaktır. Ama heyhat! Aydınlatmak nerede, Başkan nerede?

Baştan başlayalım, sosyal medya ve iletişim kanallarında her türlü haber ve bilgi akışı, alışverişi, Başkan’ın da dediği gibi tarihin hiçbir döneminde görülmediği kadar yoğundur. Sorun, iletişim teknolojilerinin günümüzde her türlü bilgi, belge ve habere anında ulaşmamızı sağlaması değil, Başkan’ın bu kanallar karşısında ne yapacağını şaşırmış olması; çocuklara ve gençlere aydınlatacak elle tutulur, çağla uyumlu ve işe yarar bir bilgi verebilecek donanım ve duyarlılıkta olmamasıdır. Dinsizliği yayıyor diye iletişim kanallarından şikâyet etmek, Donkişot’un yel değirmenlerine hücum etmesinden farksızdır.

Peki, aşılandığını savladığı şey, dinsizlik mi? Acaba dinsizlik ona göre nasıl bir şeydir?  Dinsizlikten ne anladığını da söyleseydi, ona göre yorum yapardık. Büyük olasılıkla dinsizlik konusunda bir tanımı vardır. Belki kısa açıklama yaptığı için detaylı bir tanım yapmaya gerek duymamış olabilir.  Ama ben, Sayın Başkan’ın işini kolaylaştırayım.

Önce dindarlık nedir, oradan başlayalım.

Dindarlık;

Dürüst ve erdemli olmaktır.

Yoksulu, yetimi, ihtiyaç sahiplerini doyurmak, barındırmak ve giydirmektir.

Yaşadığı ülkenin iyiliği, refahı ve geleceği için çalışmaktır.

Haram maldan, mülkten, kazançtan sakınmaktır.

Gösteriş ve israfa düşkün olmamaktır.

Büyükleri saymak, küçükleri korumaktır.

Mevki ve makamı, iyilik için kullanmaktır.

İnsanları eşit görmek;  onlara iyilikle muamele etmektir.

Vatanı, milleti, kendisi de dâhil, her şeyden üstün tutmaktır. Çünkü vatansızın yaşayacağı yer olmayacağı için, dini-imanı da olmaz.

Dini kötüye kullanmamaktır. Ticarete, siyasete, mevki ve makama kurban etmemektir.

Mevki ve makamını, 11 savaşı zaferle kazanan Atatürk’e ve onun silah arkadaşlarına borçlu olduğunu hep aklında tutmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu su Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü minnet ve rahmetle yad etmek; onun kurduğu Diyanet’i onun belirlediği amaçlar doğrultusunda çalıştırmaktır.

Aleviyi Sünniyi Türk halkının ayrılmaz birliğinde görmektir.

Allah’ın vekili değil, sorumlu kulu olduğunu aklından çıkarmamaktır.

Aile ve evlilik dokunulmazlığına ve kutsallığına kem söz etmemelidir.

Taciz, tecavüz ve sapkınlığa kesin bir ahlak diliyle karşı çıkmalıdır.

Halkı değil, yetkili mevkide olanları uyarmalıdır, hatta aydınlatmalıdır.

Fitneyi, fesadı, bozgunculuğu ve ayrımcılığı değil, birlik ve beraberliği vaz etmelidir.

Dinini yaşayan gerçek bir dindar laiklikle, hukukla, çağdaş yaşamın gerekleriyle çatışmaz.

Tam da bu nedenle, gerçek bir dindar, laikliğe, başkalarından daha çok sarılmalıdır. Hakiki dini hayatın ancak laik bir devlet yapısında gerçekleşeceğini kavrayacak kadar zeki olmalıdır.

Çünkü gerçek bir dindar zeki ve akıllıdır. Cemaatler ve tarikatlar üzerinden dindar da insan da olunamayacağı hemen kavrayan kişidir..

Dindar kişi, milletin emanetini gözü gibi korur. Haram yemez, yedirmez. Yiyenleri en açık bir dille uyarır.

Yolsuzlukla hırsızlığın farklı olmadığını öğretir; bulaşanları, bulaşmaya can atanları bu konuda uyarır. Harama fetva verenleri dinen, ahlaken ve hukuken afişe eder; oy, para, makam, mevki ve kolay yoldan kazanç peşinde koşanları uyarır; yaptıklarını reddeder.

Allah ve Peygamberinin yerine göz diken bir kısım siyasetçi ve tarikatçılara, İslam adına apaçık bir tavır koyar, sosyal medyayı değil, onları uyarır.

Aile içi sevgi ve dayanışmayı, baldız-enişte çelişkisi yaratıp yıpratmaya kalkmaz. Aileyi korur; kandan ve evlilikten doğan akrabalıklara saygı gösterir.

Başta Fetö olmak üzere bütün bölücü terör örgütlerine; kendi yetkilerini gasp eden cemaat ve tarikatlara açıktan cephe alır.

Vatanın ve milletin iyiliği ve geleceği için çalışır. Hakkı olanı alır, olmayanı hak sahibine bırakır.

Gerçek dindarlık hakkında fikir veren bu ve benzeri genel ilkeleri daha da sayıp çoğaltabilirsiniz. Bunları gözetenler gerçek dindarın özelliklerini taşır. Din içinde olup da dinsiz olmak, bu ilkelerin tam tersini yapmaktır. Maun Suresine bakalım:

“ Gördün mü o, dini yalan sayanı? 

İşte odur yetimi itip kakan; 

Yoksulu doyurmayı özendirmez o. 

Vay haline o namaz kılanların/dua edenlerin ki, 

Namazlarından/dualarından gaflet içindedir onlar! 

 Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar. 

 Ve onlar, kamu hakkına/yardıma/zekâta/iyiliğe engel olurlar.” 

Başkan’ın gençleri ve çocukları dikkatli olmaya çağırıp onları uyarması gereken dinsizlik, “içeriden dinsizlik”tir. Yani Müslüman, dindar, muhafazakâr olduğunu her fırsatta gösterme ihtiyacı duyan bir kısım kişilerin “dinsizliği” çok daha yıkıcıdır. Yoksa “dışarıdan dinsizlik”, hiçbir gerçek dindara zarar vermez.

Öyleyse uyaracaksanız,  “içeriden” kaynaklanan dinsizliğe karşı uyarmalısınız. Bunu yapmak için de, siz, “içeriden dinsizliği” büyütecek fetvalardan, konuşmalardan, yargılardan ve en önemlisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ölümsüz kurucusu Atatürk’e ve arkadaşlarına lanet okumaktan, okutmaktan kendinizi men edeceksiniz.

Sosyal medyada, “tahrip edilmiş, uydurulmuş dine” karşı haklı bir tutum ortaya çıkmıştır. İnsanlar dinsizliği değil, gerçek dindarlığı aramaktadır.  Neden kaygı duyuyorsunuz? Sevinmeniz gerekir.

İsterseniz, “dinsizliğe” karşı, Hz. Peygamber’den menkul uyarı görevini önce kendinizden başlayarak yerine getirebilirsiniz. Böyle bir başlangıç sayesinde, sosyal medya ve iletişim kanalları “gerçek dindarlığı” aşılamak için kendiliğinden harekete geçecektir.

Maun Suresini tekrar okuyun. Dinsizliğin resmini işte bu surede bulabilirsiniz.

Yoksa sizin çizdiğiniz resim, o resim değil.