‘Dolar ne olur’ falcılığı ile sorunları çözmek mümkün mü?

Ahmet Müfit yazdı...

featured

Bloomberght’de yer alan habere göre, Danske Bank analistleri risklerin yukarı yönlü olduğunu vurgulayarak dolar/TL’nin 12 ay içinde 20 seviyesini görebileceğini söylemişler. Türkiye’ye borç vermiş olan başka bankalar adına yapılan açıklamalarda aşağı yukarı benzer rakamlar telaffuz ediliyor. YouTube kanallarını dolduran “bizimkiler” de farklı değil.

Ekonomisi, gerek üretmek gerekse tüketmek için dışarıya yani yabancının parasına, yabancının yatırımına -gerek portföy ve gerekse doğrudan- bağımlı hale gelmiş bir ülkede, her geçen gün değersizleşen TL’nin vatandaşın yaşamını daha da zorlaştıracak şekilde hem gelirlerini eriten hem de giderlerini artıran etkisini görüyor olmakta sanırım şaşılacak bir şey yok.

Üstelik de, yabancının parasını, yabancının fabrikasını ülkeye çekebilmek için vatandaşın vergisini, ortak malımız doğal varlıkları, çevreyi, vatandaşın ucuz emeğini yabancının kullanımına tahsis etmek için, 1954 yılında çıkarılan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ile başlayan süreçte, ekonomiye ilişkin kararlarda egemenlik hakkını şu ya da bu oranda yabancılara devredecek şekilde -Anayasayı değiştirmek dahil- her ölçekte mevzuat değişiklikleri yapan bir ülke de. İstediği zaman çekip gidebileceği için her an daha fazlasını isteyerek şantaj yapabilecek, başka ülkeler daha fazlasını veriyor diyerek üzerinizde siyasi baskı oluşturabilecek bir yabancı sermaye bağımlılığından bahsediyorum.

TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç gibi, “piyasacı ekonomistler”, bu durumu “dış kaynağa dayalı büyüme modeli” diyerek, sanki doğal ve iyi bir şeymiş gibi pazarlamaya çalışsalar da işin aslı borca bağımlı olmak. Borç verenlerin ve ardındaki siyasi güçlerin karar ve tercihlerine bağımlı olmak. Yani Duyunu Umumi günlerine, Osmanlı İmparatorluğu’nun hasta adam diye anıldığı günlere dönmek. Lozan’da en sert tartışmaların ekonomik bağımlılığın -kapitülasyonların- ortadan kaldırılması noktasında yaşandığını bilmeyen ya da bilmezden gelen (hangisi daha kötü bilemedim) bu kişiye göre, her yıl yaklaşık 200-220 milyar dolar, yani milli gelirinin %30’u kadar döviz yani taze borca ihtiyacımız bulunuyor.

Gerçek durum yani halimiz buysa, o zaman TL değer kaybedince niçin şaşırmış gibi davranıyoruz?

Şaşırmış gibi davranma nedenimiz, şaşırdığımızdan değil, gerçek nedenin yani 1954’le başlayıp günümüze kadar neredeyse kesintisiz devam eden süreçte, ekonomik ve son kertede siyasi bağımsızlığımızı ortadan kaldıran bu anlayışın geniş toplum kesimleri tarafından fark edilmesini önlemek. Böyle yaparak, yaşanan sorunların temelde yatan ekonomik bağımlılık tercihinden değil, faiz artırıp, artırmamak gibi konjonktürel ekonomik tercihlerden/kararlardan kaynaklandığı izlenimini yaratıyor, dış kaynağa yani borca dayalı, ekonomik ve siyasi bağımlılık yaratan bu sistemi eleştirilerden uzak tutmuş oluyoruz. En azından öyle olacağını varsayıyorsunuz.

Tartışmayı bu şekilde yaparak, ekonomik bağımsızlık kavramının, ulusal bağımsızlıkla, ulusal egemenlikle, ulusal güvenlikle ilgili bir kavram olduğu gerçeğini görmezden gelerek, bağımlılığı meşrulaştırabiliyor, Babacan’ın sıklıkla dile getirdiği gibi, siyasetteki başarıyı, kim daha çok ve düşük faizli borç bulacak noktasına bağlayarak, siyaseti gerçek anlamda işlevsiz hale getiriyorsunuz.

Asıl inanmakta zorlandığım şey ise insanların bu masallara inanmaya bu denli istekli olmaları. Ekonomisi bu denli yabancı paraya muhtaç hale getirilmiş, limanları, fabrikaları özelleştirme, serbestleştirme, imtiyaz devri adı altında yabancılara satılmış, bu konulardaki hukuki yetkilerini Londra’daki mahkemelere devretmiş bir ülke de, farklı olarak ne olması bekleniyordu da olmadı diye kendilerine sormuyor oluşları.

İlk bakışta, kendisi de borç parayla ev araba almaya, tatile gitmeye, kazanmadığı parayı harcamaya alıştırılmış yani suça ortak edilmiş olmalarından, özellikle son yirmi yılda borç parayla yaşanan ödünç refahın, ödünç olduğu gerçeğini görmekten korkuyor olmalarından kaynaklandığını düşünmek mümkünse de, kişisel görüşüm sorunun daha ciddi bir noktada olduğu. Ciddi nokta derken kastım, ekonomi bağımlı hale getirilirken, siyasetin de benzer şekilde yani bu konuları gündeme getirmekten kaçınacak şekilde dönüştürülmüş, “sahici olmaktan” çıkarılmış olması. Sadece bizde değil, tüm dünyada durum bu. İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasete egemen olmuş anlı şanlı partilerin yaşadıkları krizlerin ve birçoğunun yok olma noktasına gelmiş olmalarının nedeni de bu anlayacağınız.

Söylediklerimi aşırı bulmuş olanlar şüphesiz olabilir. Ama eğer öyle olmasa, Kasım 2002 seçimleri sonrasında ekonominin başına geçerek, ulusal olan her şeyi satan/peşkeş çeken, yurtdışından fütursuzca borçlanarak, AKP’nin siyaseten kalıcı olmasını sağlayan politikalarının baş aktörlerinden Ali Babacan’ın, “2002 seçimlerine giderkenki ortamı yatırımcılardan aynen seziyorum. Uluslararası yatırımcılar projeksiyonları bir sonraki hükümete çevirmiş durumda. Dolayısıyla seçimden sonra nasıl bir ekonomi politikası uygulanacağı noktasında yeteri kadar güven oluşturamazsak yazık olur” şeklindeki sözleri yani merak etmeyin ben gelince, yeniden daha kolay borçlanabileceğiz demesi, bunu bir ekonomik politika olarak toplumla paylaşılabilmesi de mümkün olmazdı.

Sonuç olarak, dolar, bir ay sonra kaç lira olur, borç alarak bu çöküşü durdurabilirmiyiz diye sormak, yeni borçlar alarak, aşırı borçlanmadan kaynaklı bu “sorunu” çözmeye çalışmak olayın gerçek nedeninin görmezden gelmek, bilerek ya da bilmeden bu sistemin devamına destek vermektir. Daha da ötesi, bu nedenleri görmezden gelenlerin ulusal bağımsızlıktan, “yerli ve milli” ya da “Kuvayi Milliye’nin devamı” olmaktan bahsetmeye, daha da ötesi ülke yararına siyaset yapıyormuş gibi görünmeye hakları bulunmamaktadır. Konuşulması gereken şey, ekonomik ve siyasi bağımlılık üzerine inşa edilmiş bu sistemin nasıl ve hangi araçlarla sonlandırılacağıdır. Siyaset kurumu ancak bu şekilde “sahici” olabilecek, yeniden saygınlığını kazanabilecektir.

 

https://www.bloomberght.com/danske-bank-tan-dolartl-tahmini-2307493?utm_source=twitter&utm_medium=articleshare&utm_campaign=website

https://www.bloomberght.com/yorum/gizem-oztok-altinsac/2278890-bundan-sonrasi

 

‘Dolar ne olur’ falcılığı ile sorunları çözmek mümkün mü?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 8 ay önce

    Bazı youtube yayıncıları bilerek maniplatif başlıklarla tık peşindeler
    vatandaş da bunlara düşüyor. zor durumda alın çeyrek altın bekleyin

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!