Dolardan bize ne?

Dolardan bize ne?

Orta gelir tuzağının maalesef abonesi olan Türkiye’nin dünya geneli (195 ülke) içinde yarattığı değer senelerdir yüzde 1 civarında. Gelişen finans piyasalarının yarattığı türev kıymetlerin değeri Türkiye’nin yıllık katma değerinin yaklaşık 1,000 (yazıyla bin) katı1; dünyada dolaşımda olan para miktarı yaklaşık 500 katı; ve dünyanın en zengin 2,095 kişisinin varlığı ise yaklaşık 10 katı.

Bunlardan bahsetmemin nedeni, TL’nin Dolar karşısındaki değerinin, Dolara dünya çapında olan talebin global finans piyasalarındaki dinamiklerle de yakından ilişkisine dikkat çekmek. Dolar endeksi, Doların diğer güçlü para birimlerine karşı değerini belirten bir gösterge. Bu gösterge, Doların alternatf bir yatırım aracı olması nedeniyle Fed’in faiz politikaları ve global krizlerin niteliğine bağlı olarak da oynaklık gösterebiliyor. Dolar endeksinin pandemi başlangıcındaki artışı likidite ihtiyacına bağlı olarak yorumlanırken, pandemi dönemi iletişim teknolojilerine artan talebin 5 teknoloji şirketinin borsa değerini yükseltmesi, bu hareketi bir miktar tersine çevirdi. Ancak Eylül’den bu yana teknoloji hisselerinin kısmen doygunluğa ulaşan teknoloji ürünlerine talebin, kısmen de iktisadi toparlanma umutlarının azalışı nedeniyle düşmesiyle yatırımcının yöneldiği Dolar’ın değer kazanması, TL gibi diğer zayıf para birimlerinde de değer kaybına yol açtı.

Türkiye gibi gelişmekte olan, üretim ve özellikle bazı sanayi malı ihracatında aramalı ithalatına önemli ölçüde ve artan oranda bağımlı (üretimin %20 ve ihracatın da %30 civarı ithal aramalı içeriyor)2 bir ekonomi için bu ilişkileri anlamak, uzun vadeli iktisadi planlama ve kurumsal yapılar çerçevesinde doğru makroekonomi politikalar saptayabilmek açısından temel önem taşıyor. İhracata konu olan mal ve hizmetlerin ortalama fiyatlarının ithal edilenlere oranını belirten ticaret haddi, son 20 yıldır Türkiye aleyhine gelişmiş olduğu için, TL’nin Dolar karşılığındaki değeri özellikle önemli.

Artan cari açık ve dış borcun yanı sıra, mevcut iktidarın hoyratça yıprattığı kurumsal yapılar, ve bitip tükenmeyen iktisat politikası yanlışlarıyla reel ekonomik potansiyele verilen zarar sonucu TL’ye azalan güven, global piyasalarda Dolara olan talep artışıyla da birleştikçe, iktidarın ekonomik sorunları dış güçlere atfetme iddiaları da artıyor. Üstelik, ‘faiz sebeptir’ dayatması sonucu gerçek faizin uzun süredir negatifte seyretmesi nedeniyle, 20 yıl öncesinde olduğu gibi, banka sistemimizdeki tasarrufların yarıdan fazlası TL değil, Dolar’da. Hal böyleyken, kuru savuma adına döviz rezervlerinin nette eksiye düşmesi iktisat kitaplarına neyin yapılmaması gerektiğine örnek olarak geçecek. Kamu ihalelerine yapılan döviz cinsi ödemeler ve garantiler de iktisadi kırılganlığı kontrolümüz dışı faktörlere daha da açık kılıyor.

Hızla gelişen finans piyasalarının yarattığı değerlerin reel ekonomiyle bağlantısının zaman içinde zayıflaması, artan gelir ve refah bozukluklarıyla yakından ilişkili. Gelir ve refahın ülkelerin kendi içinde ve, tarihi sebeplere de bağlı olarak, uluslararası boyutta adil dağılmaması durumu, alt ve orta gelir gruplarının tasarruf edememesı bir yana, gitgide artan oranda borçlanması, üst gelir gruplarının ise reel büyüme oranın çok üstünden finansal kazaçlar elde etmesi şeklinde kendini göstermekte. Global iktisadi paradigma çerçevesinde kamunun planlama ve piyasa denetim ve gözetimi rolünü gereğince yerine getirmemesinin sonucu olan bu durumun sürdürülemezliği, 2008 krizi sonrası ve pandemi ile daha da keskinleşen toplumsal huzursuzluklar şeklinde çeşitli ülkelerde yüzeye çıkmakta...Bu yüzeye vuruş, kanımca, en çok gelişmiş ülkelerde refahı elinde tutan bir avuç zenginin hemen dış çemberindeki görece eğitimli kesimlerin örgütlenmeleriyle daha çok etkinlik kazanmakta.

Toplumsal ve iktisadi yapıda reform gereğinin kendini giderek daha güçlü hissettirmesi, finansın gerçek ekonomiden kopuş yollarının kısıtlanması gerekliliğini daha çok ortaya çıkarıyor. Bunun gerçekleşmesi için Dolar’ın giderek rezerv para olmaktan çıkışı, bölgesel ticarette farklı ödeme sistemleri arayışı ve hatta altın standardına dönüş gibi olasılıkları da gündeme getirmekte. Tüm bu olasılıklarının üretim ve istihdam sorunlarını kendi içinde çözemeyen ülkeler için bir fark yaratmasını beklemek ise saflık.

1Kaynak: Money Project.

2Erduman, Y., O.Erenve S. Gül. “The Evolution of Import Content of Production and Exports in Turkey: 2002-2017”. TCMB Working Paper 19./09.