Döviz rezervimiz nereye?

Bilin Neyaptı yazdı...

Döviz rezervimiz nereye?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kendi sitesindeki rakamlara göre, Şubat 2021 itibarıyla döviz varlıklarımız brüt 53 milyar ABD doları; net altın ve döviz yükümlülükleri 58 milyar ABD Doları; ve 1 yıl içinde ödenecek döviz ve altın yükümlülükleri de 49,4 milyar Dolar. Yani, TCMB’nin net rezervi: (53-58-49,4=) “eksi” 53,4 Dolar. Muhalefetin bugünlerde (teslim etmek gerekir) oldukça da başarılı bir siyasi propaganda aracına dönüştürdüğü konu, tam da bu azalan döviz rezervlerimiz üzerine: TCMB’nin bilançolarına dayanarak yapılan hesaba göre[1], 2019 yılı başından itibaren 128 (Bürümcekçi’ye göre 126.3) milyar ABD doları satılmış.

Bu konuya haklı ilginin sebebi, merkez bankalarının olası bir krizde dış borç alabilmek ve aşırı kur oynaklığı durumunda piyasaya müdehale edebilmek için en az 3 aylık ithalat değeri (Türkiye için bu en az 50 milyar Dolar demek) kadar net rezerv bulundurma gerekliliğinden kaynaklanmakta. Bunun olmaması durumunda ise ülkenin olası döviz yükümlülüklerini geri ödeme güçlüğü nedeniyle risk algısı artıyor. Nitekim, Türkiye’nin 2018’e kadar 300’lerin altında olan CDS primi, yani yaklaşık yüzde 3 ek faiz yükü, 2019 ve 2020’de iki katına kadar çıkmıştı. Rezervlerin azalışının TL’ye güven kaybı olarak yansıması, iç piyasalarda da tasarruf sahiplerinin TL’den Dolar’a (AKP kurucu üyesi Canikli’ye göre 75 milyar Dolar değerinde) ve altına geçiş olarak kendini gösterdi.

Muhalefetin kaybolduğunu söylediği, iktidarın ise özel sektöre aktarmış olduğunu itiraf ettiği döviz rezervleri konusuna ilişkin esas problemler özetle şunlardır:

1- Dalgalı döviz rejiminde, ve ciddi bir iktisadi kriz ile karşılaşılmamışken, 2019’da başlayan rezerv satışlarının esas olarak Dolar’ın “artan enflasyona ve bir taraftan da baskılanan faize rağmen” artışına engel olmak üzere yapılması, iktisat politikasıyla açıklanamaz. Bu bağlamda, TCMB’nin bağımsızlığı artık tartışılamayacak şekilde yok edilmiş iken, alternatif açıklama olan siyasi saiklerin  yol açtığı kamu zararının sorgulanması gayet yerindedir. Bu zararın bir yönü de kredibilite kaybıdır.

2- TCMB Dolar rezervlerinin erimesinin potansiyel kamu zararı, iktidarın süregelen verimsiz kaynak dağılım tercihleriyle doğrudan ilgilidir ki, bu konu özelinde baskılanan (hatta belki de fiyat avantajları yaratılarak) kurdan elde edilen dövizin belli kesimlere getiri sağlamış olma olasılığı araştırılmaya muhtaçtır. Bu, özellikle TCMB’nin yaptığı satışların ortalamaya göre büyüklüğü nedeniyle piyasa kurunda belirgin düşüşe sebep olması olasılığı yüzünden gayet geçerli bir kaygıdır.

3- TCMB’nin döviz satışlarının ihaleye çıkmadan yapmış olması, 2014’den beri hiç bir döviz ihalesinin kayda geçememis olması da, iktidar söyleminin tam tersi olarak şeffaflık ilkesiyle tümüyle çelişmektedir. Bu konuya bir yıldır iktidar tarafından bir yanıt verilmemişken, geçen hafta Kavcıoğlu tarafından Hazine ile 2017’de yapılan bir Protokol ile bu işlemin yasallaştığının söylenmesi ilginç bir durumdur.

4- Asli görevleri esnaf ve KOBİlere kredi desteği vermek olan Halk Bankası, ve tarımı desteklemek olan Ziraat Bankası gibi kamu bankaları tarfından yapıldığı anlaşılan bu TCMB rezerv satışlarının, bu bankaların kuruluş görevleriyle ilgisinin araştırılması önemlidir. Kamu bankalarının 2020’de 17 milyar TL olan kambiyo zararlarının bu işlemlerle ilgisinin ortaya çıkması önemlidir.

5- Hiç sorulmayan bir soru da şudur:

TCMB’nin rezervleri eritilirken, acaba cumhurbaşkanının D-8 zirvesinde dillendirdiği, ve İstanbul’da bir başka “çılgınca kamu zararı”na olan “Finans Merkezi” projesi ile son derece uyumlu olan “İslami MegaBank” projesi için sermaye yaratmak gibi bir hedef ile herhangi bir bağlantısı olabilir mi?

[1]     Bkz. Haluk Bürümcekçi: https://38807e79-efa7-463d-a2f5-d6feea6746aa.filesusr.com/ugd/ccbed5_de72e8885c964efd9db1aedd41f2548c.pdf