Dünya Felsefe Günü anısına… Felsefe nedir? Ne anlamak gerekir?

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

03-21 Ekim 2005 tarihleri arasında düzenlenen UNESCO  33. Genel Konferansında alınan bir kararla her yıl Kasım ayının üçüncü Perşembesi Dünya Felsefe Günü olarak kutlanması kararı alınmıştır. 2021 yılı Felsefe Günü bu hesaplamaya göre 18 Kasım’a rast geliyor.

UNESCO, içinde bulunduğumuz 2021’i,  aynı zamanda, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre ve Ahi Evren yılı olarak ilan etmiş; 18 Kasım Dünya Felsefe Günü için de bana göre güzel bir içerik oluşturacak ilana imza atmıştır, diyebilirim.

Her Kasım’ın üçüncü Perşembesi’nin Dünya Felsefe Günü olarak ilan edilmesi ülkemiz ve dünya için son derece olumlu bir adımdır.

Peki, felsefe nedir?

FELSEFEDEN NE ANLAMALIYIZ?

Gerçeği, hakikati ve bilgiyi sevmek, onun peşinde koşmaktır. Hangi hakikat, hangi bilgi veya gerçektir bu? Her alanda, her bilim içinde, pratik yaşamda kısacası hayatın her çeperinde, her yerinde yalnız hakikati ve bilgiyi aramak anlamına gelir. Bilgiyi ya da hakikati istemeyen, sevmeyen olabilir mi? Normal akla sahip hiçbir insan, bunu söyleyemez. Söyleyemez ama pek çoğumuz yüz yüze gelmekten de kaçınırız. Oysa gerçek, yararlıdır; gerçek olmayan ise, zararlıdır. Beş duyu ile kısmen, parçalı ve bölük-pörçük algıladığımız şeyler, hakikatle ilintili olsalar da, onun tamamı değildir. Biz asıl ve bütüncül algıyı sinir sistemimizle kavradığımız; sürekli etki-tepki örüntüsü içinde olduğumuz varlığın bütününde yakalarız. Bugün Galileo’nun üç boyutlu evren anlayışını geride bırakıp etkileşimsel evren anlayışını kuran  Albert Einstein’ın özel ve genel görelilik kuramı  ve Kuantum Mekaniği sayesinde yeni bir evrende yaşadığımızı artık biliyoruz. Hakikat sevgisini, gerçeğin peşinden asıl gideceğimizi artık bu yeni evren anlayışına göre tekrar gözden geçirmeliyiz. Bu demektir ki felsefenin kavramları ve Antikçağ’dan beri yüklendiği anlamları, bundan böyle alt-üst olacak demektir. Tek değişmeyecek olan ise, “hakikati ve bilgi sevip ardından gitmek” tir. 

Felsefe, bütün bilimlerin temelidir. 19. Yüzyılda bugün bildiğimiz bütün bilimler, felsefeden ayrılarak alanlarında uzmanlık ve özgünlük yaratmıştır. Ancak bugün felsefe ile yeniden buluşmak, her iki taraf için zorunlu görünüyor. Örneğin Tıp,  her Tıp Fakültesi’nde Anabilim Dalı olarak“Tıp Etiği” adı altında kurulmakla felsefeyle işbirliğini görünür hale getirdi. Tıbbın bir başka alanı olan psikiyatri, daha çok filozof olarak tanıdığımız psikiyatr Karl Jaspers’ın 1964’de yazdığı “ General Psychopathology” (Genel Psikopatoloji) adlı psikiyatri klasiğiyle, psikiyatride, hastaların salt ilaçla tedavi edilip sayısal verilerle başarılı olamayacağımızı göstermeye çalışır. Çok önemli bir psikiyatri klasiği olan bu eser, 21. Yüzyılda yalnız tabibe ya da yalnız filozofa değil, aksine, tabip-filozof veya filozof-tabibe ihtiyaç duyacağımızı çok önceden haber vermektedir.

Örnekleri çoğaltabiliriz. Ama bilim-felsefe yakınlaşması, ABD ve Avrupa’da çok ciddi mesafeler almaya başladı. Bu ülkelerde daha 1980’lerden itibaren kurulan ve yaygınlaşan Felsefe Klinikleri,  psikoloji, psikiyatri ve tıbbın diğer alanları, yeni fizik, biyoloji ve felsefeyi birleştiren yeniçağın yeni hastalıklarını iyileştirmeye odaklanmış çok-disiplinli merkezlere dönüşmektedir. Çok-disiplinli çalışmalar, Yapay Zeka ve sonrasına hazırlık  için, biz insanların yarattığı makineler karşısında nasıl bir durumda olacağımız konusunda fikir verici bütüncül bir çabanın gereği olarak görülmelidir. Artık ne kendi başına bir bilim ne de kendi başına bir felsefe, gittikçe karmaşıklaşan insan ve çevre sorunlularını çözmede yeterlidir. Birlikte olmak zorundadır.

Ülkemizde bunun farkına varan çalışmalar yok değildir. Örneğin,  www.uzayzaman.com olarak kurulan platform, tıp ile felsefeyi bilimsel temellere dayanarak buluşturmakta ve etkili, verimli ve sağlıklı düşünmeyi gerçekleştirebilmenin yöntemlerini öğretmektedir.

Felsefeden anlamamız gereken özetle budur.

FELSEFE NEREDE BAŞLAR?

Mısır, Mezopotamya, Hindistan, Çin ve Doğunun diğer bölgelerinde, kuşkusuz Yunanlılardan önce dini, mistik, mitik (büyüsel) ve felsefi bir takım düşünceler, deyişler, sözler ve yazı parçaları vardı. Bütün bu birikimi toplayıp doğru düşünme ve bilmenin yöntemi haline getirenler ise Yunanlılar’dı. ‘Felsefe Yunan’da doğmuştur’, yargısını bu temeli unutmadan söylemek uygun olur. Bugün  ise aynı Yunan’da felsefe yoktur. Kaldı ki bölge olarak Miletos bugünkü Ege kıyılarındadır ve felsefenin doğuş yeri burasıdır. Ne var ki felsefe Yunanla başlamış olsa da, Yunanla devam etmiş değildir.  Miletos ülkemiz sınırları içindedir. Ancak felsefenin doğum yeri olan Anadolu’da felsefenin daha güçlü bir şekilde kendini göstermesi gerekir. 

Felsefe insanın homosapiens bir varlık olarak ortaya koyduğu en yüksek düzeydeki bilişsel aşamasıdır. Bu aşamaya ulaşmak, ancak felsefeyle mümkündür. Toplumlar, milletler ve devletler bilişsel düzeye yakın ya da uzak olmaları sayesinde rekabet edebilirler. Atatürk devrimleri, Türk ulusunu en yüksek bilgi ve bilinç düzeyine ulaştırmayı hedefleyen ve bu nedenle çağlar üstü bir düşünce yöntemini esinler. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti’nde felsefe güçlü olmalıdır.

ÜNİVERSİTELERİMİZ VE FELSEFE

Devlet üniversitelerine bağlı felsefe bölümleri 54; vakıf  üniversitelerinde ise 12 civarındadır. Toplam 66 felsefe bölümü içinde son birkaç yıldır öğrenci sayısı sürekli düşmektedir. Aralarında “sıfır” öğrenci yerleşen bölümlerin sayısı kaygı verici oranda artmaktadır. Akdeniz Üniversitesi Felsefe bölümünün de aralarında bulunduğu birkaç üniversitesi dışında neredeyse tümü, ilan ettikleri kontenjanları dolduramamakta, hatta yarı sayıya bile ulaşamamaktadır. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), felsefe bölümlerine ilgiyi artırmak için, ilk tercihte bulunan öğrencilere tatmin edici burs desteğinde bulunmasına rağmen, bu süreç henüz duraksatılabilmiş değildir. YÖK buna ek olarak başka çözüm yolları da düşünmelidir.

Her yıl yurt içinde ve dışında çok çeşitli etkinliklerle kutlanan Dünya Felsefe Günü’nde edilginliğe tutsak olmamak ve felsefenin doğduğu topraklara yaraşır bir felsefe geleneği oluşturmak için neler yapılabilir?

İstersek dünyanın en zengin ve en çağdaş felsefe sistemlerini yaratabiliriz ve bu hak ve görev, bize düşer.

Mevcut bölümlere ve buralarda görev yapan öğretim elemanlarına düşen görevler nelerdir?

Son bilimsel gelişmeleri yakından izlemek

Yapılacak lisans-lisansüstü tezleri, güncel sorunların çözümüne katkı sağlamak üzere planlamak

Araştırma ve tezler, öncelikle ulusal düşünce, eğitim, ahlak ve kültür sorunlarına odaklanmalı

Bilgi aktarmacılığı ya da filozofların düşüncelerini tekrar etmemek; bilgiden yeni bilgiler üretebilme yeteneğini geliştirmek

İntihal, sahtecilik, dilimleme, haksız yazarlık gibi etiğe ve hukuka aykırı akademik ürünlere hiçbir kayıt ve şartta izin vermemek

Her yıl yenilenen bir akademik performans sergilemek

Öğrencilere etkili, verimli ve sağlıklı düşünce üretme becerileri kazandırmak

Kendini sürekli yenilemek, çağdaş konu ve sorunları yakından izlemek.

YÖK, BURS DESTEĞİ DIŞINDA NE YAPABİLİR?

Fakülteler ve bölümlerin tümünde felsefe dersleri zorunlu olmalıdır.

Çok-disiplinli proje ve araştırmalarda felsefeye mutlaka yer verilmelidir.

Öğretim elemanları, çalışma ve üretme kapasitelerine, yeteneklerine ve başarılarına göre yeni bir hiyerarşiye tabi tutulabilir.

Her üniversitede-yalnız felsefe bölümlerinde değil-farklı alanlardan,  bağımsız akademik denetim komisyonları kurulabilir.

Her üniversitede “tez yazım merkezleri” kurulabilir.

Bilimsel sahtecilik ve intihale karşı zamanında ve yasal müdahalenin yapılması kaçınılmazdır. 

İntihalde “zaman aşımı” söz konusu olamaz.

Öğretim elemanlarının akademik performanslarına dönük öğrenci görüşleri hukuki ve idari açılardan değerlendirilmelidir.

Profesörlük, tıpkı alt düzeydeki akademik aşamalar gibi, akademik açıdan üretkenlik ve verimlilik ile ölçülüp yenilenmelidir. 

Kendisini yenilemeyen, geliştirmeyen, bir yılı öncekinden farklı olmayan profesörleri bulunduğu üniversiteden daha alt düzeydeki üniversitelere göndermeli; terfinin ancak tenzil-i rütbe de varsa, anlam taşıyacağı unutulmamalıdır.

Günlük siyasi dalaşmalar dışında, toplumsal sorunların çözümüne katkı sağlayacak akademik fikir beyan etme özgürlüğünün daha da genişletilmesi gereklidir. 

Ancak bu özgürlüğün dini ve etnik bölücülük için istismar edilmesine, idari ve hukuki olarak izin verilemelidir.

Felsefe mezunları tıpkı sosyoloji mezunları gibi sosyal hizmetler birimlerinde mutlaka istihdam edilmelidir. Çünkü sosyoloji felsefenin bir dalıdır ve sosyologların çoğu, filozof olarak okutulur.

Felsefe Bölümleri, nicel değil, nitel olarak geliştirilmelidir. Hatta performansına bakılarak bir kısmı kapatılmalıdır. Bu bölümlerde fizik, biyoloji, nörobilim ve matematik, en asgari düzeyde de olsa, mutlaka okutulmalıdır. Çünkü bu alanlardaki uzmanlar felsefeye yakınlaşabilirken, felsefe bölümündekiler bu alanları bilmemektedir. 

Felsefenin gelişmesi ve çağdaşlaşması için sayılan bilimlerin bu bölümlerde okutulması gerekir. Yoksa ya edebiyat ya da tarih düzeyini aşamayan bir felsefe kültürüyle yetinmek zorunda kalırız.

YÖK ve TÜBİTAK’taki projelerin hiç olmazsa bir kısmı, felsefe alanlarını ilgilendirecek şekilde düzenlenebilir.

Unutmayalım ki, felsefe hakikat bilgisi demektir; düşünmektir. Düşünce ve bilgi üretmenin vazgeçilmez koşuludur. Güçlü bir Türkiye, felsefi birikimi ve yaratıcılığı ile mümkündür.

Bütün felsefecilerin, felsefeyi ve bilumum hakikat bilgisini sevenlerin Dünya Felsefe Günü’nü şimdiden kutluyorum.

Dünya Felsefe Günü anısına… Felsefe nedir? Ne anlamak gerekir?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 11 ay önce

    Felsefenin amacı hakikati bulmak için sorgulama yapmaktır.hala hakikati bulamayan varsa felsefe yapmaya devam edebilir

    Cevapla
  2. 11 ay önce

    Bu güzel yazınızı herkesin okumasını çok isterdim. Sağ olun.

    Cevapla
  3. 11 ay önce

    Felsefe, akla dayalı temel kurallar üzerine bi oyun yaratmaktır/kurmaktır; bilim ise o oyunu yine akla dayalı tutarlılığı gözeterek nasıl oynayacağını bilmeye çalışmaktır. Hayat ciddi bi oyundur; ne mutlak ölçüde anlamlı, ne de mutlak ölçüde anlamsızdır; o bi ikilemdir! Siz siz olun bir kere de olsa hazır oyunları bi köşeye bırakıp kendi oyununuzu kurma ve kurduğunuz oyununuza da hayatın içinde bi miktar bağlı kalma, onu sınama cesareti gösterin. Bunu ancak bizzat kendiniz yaptığınızda bilginin ve anlamın önemini anlayacaksınız. Tümüyle başkalarının oyunlarında kendiliğinizi, kişiliğinizi heba etmeyin. Herkese bilginlik ve bilgelik dilerim. Umarım ki edindiğiniz bilgiler ve yarattığınız anlamlar, kendi hayatınızı ve diğerlerinin hayatlarını yaşanabilir ve anlamlı kılar. Yazı için teşekkür ederim.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!