Dünyayı saran enflasyon ve faiz artışı tartışmalarının siyasi arka planı!

Ahmet Müfit yazdı...

featured
service

Piyasa medyasında yer alan haberlere göre, ABD (FED) ve AB Merkez Bankası (ECB), son 40 yılın zirvesi rakamlara ulaşan enflasyonu dizginlemek amacıyla agresif sıkılaşma politikaları izleyerek, enflasyonu dizginleyeceklerini söylerken, bir kısım finans şirketi yetkilisi “agresif” faizi faiz artışlarının resesyonu tetikleme riskinin büyüdüğünü, ABD’nin bu nedenle gelecek yıl resesyona girebileceği uyarısında bulunmuş. Konuyla ilgili son açıklama, FWD Bonds uzmanı Chris Rupkey’den geldi. Rupkey’e göre, “Fed, Mayıs ayı toplantısında, politika faizinde yüzde 0,75 puan artırıma gidebilir, yüzde 1,00 puanlık bir artış da sürpriz olmayacak.” Aynı riskin AB ülkeleri için de dillendirildiğini ilave edip devam edeyim.

ABD ve AB Merkez Bankası Başkan ve üyelerinin, piyasacı ekonomist ve akademisyenlerin de çanak tutuculuğunda faiz ve enflasyon üzerine yaptıkları açıklamalar ya da haber ve yorum bombardımanı aralıksız devam ediyor. Yapılan açıklamalarla, bilinçli bir şekilde kafalar daha çok karıştırılıyor.

Böyle davranılıyor olmasının iki temel nedeni var.

Birinci neden, hızla artan enflasyon, pandemi ve Rusya’nın Ukrayna müdahalesi kaynaklı bir sorunmuş gibi algılatılmaya çalışılması. Bu sayede, sorunun esas kaynağının, 2008 krizi sonrası düşürülen hatta negatif seviyeye indirilen faizler ve finans şirketlerinin çöp tahvillerinin alımı nedeniyle piyasaya saçılan paralar, sorumlunun ise kendileri ve 40 küsur yıldır uyguladıkları neoliberal küreselleşmeci dünya düzeni projesi olduğu gerçeğini gizlemeye çalışıyorlar. Suçun dış mihraklara ve salgın, deprem gibi doğal nedenlere atılarak, siyasetçinin kendini kurtarma alışkanlığı sadece bize has değil anlayacağınız.

İkinci neden ise Şubat ayı itibarıyla enflasyonun yüzde 8,5 olduğu ABD’de, politika faizinin yüzde 0,25-0,50 bandında, enflasyonun ortalama yüzde 5,9 olduğu Euro Bölgesinde, politika faizinin i0,00 seviyesinde tutulduğu bir ortamda, faiz artışlarının yüzde 0,25’mi, yüzde 0,50’mi, yoksa yüzde 0,75’mi olacağının tartışılıyor olması. Daha açık ifadeyle, enflasyon sorununu gerçekten çözme olanağı bulunmayan orandaki faiz ve yaptık, yapacağız tartışmalarıyla toplumun uyutulmaya çalışılması. Bu yönüyle bakıldığında, enflasyonun yüzde 8,5 olduğu yerde yüzde 0,25 ya da 0,50 puanlık faiz artışına “agresif” diyerek, ekonomisi dolara bağımlı ülkeleri, en başta da kendi vatandaşını kandıran açıklamaların, aslında gerçek bir manipülasyon aracı olduğunu söylemek de mümkün.

Esas soru ise niçin böylesi bir manipülasyona ihtiyaç duyulduğu.

Nedeni, son derece basit aslında.

Faiz artırımı ve parasal genişlemenin filen sonlandırılmasının, IMF ve büyük -küresel ölçekte faaliyet gösteren, piyasaları doğrudan etkileme gücü olan- finans şirketleri tarafından yayınlanan raporlara da yansıdığı gibi, ABD ve AB’de ciddi bir resesyonu yani ekonomik durgunluğu tetikleyecek olması riski. Ekonomik durgunluğun doğal sonucunun daha fazla işsizlik ve reel ücretlerde düşüş olacağı, bunun da 2008 krizi sonrası zaten mevcut siyasi yapılara inancı oldukça gerilemiş olan batı ülkeleri seçmenlerinin mevcut neoliberal küreselleşmeci politikalara ve bu politikaları savunup uygulayan politikacılara olan tepkisinin daha da artmasına neden olabileceği gerçeği. Fransa, Macaristan, Sırbistan seçimleri bu eğilimin son örnekleri.

Yani, madem resesyon yani durgunluk riski var, öyleyse bu şekilde kalsın deme şansları da yok.

2008 krizi sonrasında sistemin “operasyonel” aktörü bankaları/finans şirketlerini kurtarmak adına, ABD Merkez Bankası tarafından başlatılıp, onu takip eden AB ve Japon Merkez Bankaları başta olmak üzere diğerleri tarafından da uygulanan düşük hatta negatif faiz ve parasal genişleme politikalarının sonucu olarak enflasyon almış başını gidiyor. Merkez bankaları ve bu ülkelerde iktidarda bulunan siyasiler açısından durumu daha da sıkıntılı hale getiren şey ise bol ve ucuz parayla sermaye piyasalarında oluşturulan balonların patlaması riski.

Enflasyon daha da artarsa ve bol ve ucuz parayla oluşturulan varlık balonları patlarsa yani menkul piyasaları altüst olup, büyük düşüşler yaşanırsa, kendi seçmenleri olan sıradan insanların, 2008 krizinden bu yana ne denli varlık kayıplarıyla karşı karşıya kaldıklarını -emeklilik fonları, reel ücretler dahil-, ne denli yoksullaştıklarını anlayacak olmalarından korkuyorlar. ABD Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre Mart ayında kişisel gelirler yüzde 0,5 artarken, harcamalar yüzde 1,1 ile tahminlerin üzerinde artmış olması, sıradan insanlar açısından gidilen yerin ne olduğunu gösteren en son istatistik.

Bütün bunlar göz önüne alındığında, Batı Dünyası açısından bakıldığında büyük bir siyasi sıkışmışlığın söz konusu olduğunu söylemek mümkün.

Mevcut neoliberal küreselleşmeci politikaların dışına çıkılıp ulusal bağımsızlığı ve yeniden planlamayı -stratejik planlamayı değil- esas alan ekonomi politikalarına dönülmediği sürece, siyaset kurumunun, geniş toplumsal kesimlerin ekonomik sorunları -işsizlik, gelir dağılımındaki bozulma, vb.- açısından sorun çözücü araçlara sahip olmadığı artık yaygın şekilde görünür/algılanır hale gelmiş durumda. Fon akışlarını kolaylaştırarak ödünç refah yaşatmak, kadın hakları, çevre duyarlılığı gibi, yaşanan acıtıcı ekonomik sorunları gerçek anlamda çözme olanağı olmayan siyaset gündeminin, seçmeni tatmin etmediği sanırım son derece açık.

Sonuç olarak siyaset kurumu, ekonomi, sosyal güvenlik, gelecek kaygısı ekseninde oluşan toplumun gerçek sorunlarının çözümü konusunda, “çözüm mercii” olarak büyük bir çaresizlik içerisine düşmüş durumda ve bu durum ABD, Fransa, Almanya ve birçok başka ülkede gözlediğimiz gibi, yerleşik siyasi çizgi ve yapıları ciddi şekilde sarsıyor. ”Irkçılar güç kazanıyor” cinsi içeriği doğru dürüst doldurulmamış suçlamalarla, bu gidişi durdurmak, mevcut sistem savunucuları açısından her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Hal böyle olunca, neoliberal küreselleşmeci dünya düzenini ne pahasına olursa olsun sürdürme kararlılığındaki yerleşik siyasi yapılar açısından elde kalan tek seçenek, kendilerini yok edeceği aşikar mevcut siyasi koşulları değiştirmek. Farklı bir ifadeyle söylersek masayı dağıtıp, Rusya yaptırımlarında olduğu gibi, son kırk küsur yılda neoliberal küreselleşmeci, serbest piyasa düzenini kurumsallaştırmak adına kendi koyduğu kuralları dahi görmezden gelerek, Davos Patronu Klaus Schwab’ın önerdiği büyük sıfırlamayı gerçekleştirmek.

Ukrayna’da kışkırtılan savaşı, 3. Dünya Savaşı riskindeki artışından bahseden açıklamaları, bir de bu açıdan değerlendirmekte, sıfırlama denilirken, kastedilen şeyin ne olduğunu bir kez daha düşünmekte büyük yarar var deyip, bitireyim.

 

Kaynakça:

https://www.bloomberght.com/fedin-takip-ettigi-enflasyon-gostergesinde-yeni-rekor-2305670https://www.bloomberg.com/news/articles/2022-04-26/deutsche-bank-sees-5-6-fed-target-rate-and-deep-u-s-recession

https://www.bloomberg.com/news/articles/2022-04-17/goldman-sachs-sees-u-s-recession-odds-at-35-in-next-two-years

https://www.haberturk.com/yazarlar/oguz-ornek/1306820-kayikci-kavgasi

https://www.project-syndicate.org/commentary/economic-recession-risk-in-china-united-states-europe-by-kenneth-rogoff-2022-04

Dünyayı saran enflasyon ve faiz artışı tartışmalarının siyasi arka planı!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!