Düşük yoğunluklu kıyamet

Sadece 5 bin hektar İzmir ormanları yanmadı, dünya yanıyor.

Amazon nehri etrafında yayılan yağmur ormanları, atmosferdeki oksijenin beşte birini üretiyor.

Veya üretiyordu.

Şu an o dünyanın akciğerleri ormanlar yanıyor.

Yılbaşından bu yana sadece Brezilya’da 72 bin 843 yangın çıktı ve son yangınlar 9 bin noktada devam ediyor. Amazon ormanlarının yer aldığı Bolivya’da da 744 bin hektar orman kül oldu.

Amazon ormanlarının yüzde 60’ına ev sahipliği yapan Brezilya’da yanan orman alanını söylüyorum şaşırmayın: Tam 610 milyon dönüm.

Evet hektar olarak söylersek, 61 milyon hektar.

Sao Paolo’da gündüz vakti gökyüzü kararmış durumda.

2018’e göre Amazonlar’daki yangınlar yüzde 82 oranında arttı. Yani sadece bir yılda neredeyse iki katına çıktı.

Sadece Amazonlar yanmıyor.

Halen süren Sibirya tayga yangınlarında 5 milyon hektar orman yandı kül oldu. Hollanda’dan büyük bir alandan söz ediyoruz.

Alaska’da da halen devam eden 50’den fazla orman yangını var.

400 bin dönüm yandı şimdiye kadar.

Kanada’nın İngiliz Kolombiyası eyaletinde geçen yıl, tarihin en büyük orman yangınlarında 13 bin kilometrekarelik alan yandı, bir önceki yıl (2017’de) 12 bin kilometrekare yanmıştı.

Afrika’da da gözden kaçan felaket manzaraları var.

NASA verilerine göre, son iki günde Angola ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 10 binden (6902 Angola, 3395 DKC) fazla orman yangını çıktı. Son 2 gün içinde bu sayı Brezilya’da 2 bin civarındaydı.

Yangınların sebebi insanlar.

İnsanların yol açtığı iklim felaketi yani.

Sıcaklık ortalamalarında 1 -2 derecelik artışlar, kuzeyden güneye doğudan batıya her yerde orman yangınlarına sebep oluyor.

Rüzgâr ve kuruyan hava çoğu yerde kendiliğinden alevlenmelere yol açıyor.

Geçtiğimiz Temmuz ayı sıcaklıkların ölçülmeye başlandığı son 140 yılın en sıcak Temmuz ayı oldu.

İklim felaketi öylesine kötüleşen bir hızda ilerliyor ki sonuçları artık fazlasıyla hissedilir durumda.

Arktik’te yani Kuzey Kutbu’nda meydana gelen orman yangınlarının bir sonucu da toprakta donmuş halde bulunan karbon dioksiti ortaya çıkarması.

Danimarka Meteoroloji Enstitüsü’ne göre, Grönland Kuzey Yarımküresi temmuz ayında yaklaşık 200 milyar ton buz kaybetti.

Adeta bir küçük kıyamet ya da düşük yoğunluklu kıyamet içinde yaşıyoruz ve bunu görmezden gelmeye çalışıyoruz.

Ekonomik bunalım, süregiden savaşlar, terör ve artan nüfusla gelen işsizlik ve göç olayları, ufukta gözüken felaketin yanında şaka gibi kalır.

Yanan ormanlar cehennem ateşini tasvir ediyorsa, eriyen buzullar da Nuh tufanını anımsatıyor.

Zaten yangınlarla beraber, son dönemde sürekli seller ve heyelanlarla da yaşamaya başladık.

İzmir ormanları yanarken, Zonguldak ve Samsun’da sel ve heyelan oluyor.

Bunun sebebi de küresel ısınma ve iklim felaketi.

Dünya üzerinde toplam 198 bin buzul var.

Bunların kapladığı alan ise Türkiye kadar. 726 bin kilometre kare. Dünya yüzölçümünün binde beşini oluşturan buzullar hızla eriyor.

O kadar hızlı eriyorlar ki, her geçen gün biliminsanlarını daha da şaşırtıyor ve umutsuzluğa düşürüyor.

Kutup bölgelerindeki su altı buzulları daha önce tahmin edilenden 10 ila 100 kat daha hızlı eriyor.

Himalayalar’dakiler de kayboluyor. Sadece Nepal’deki Himalayalar’da eriyen buzullar, 1600 yeni gölün oluşumuna yol açtı.

Himalaya buzulları iklim değişikliği sonucu kısa sürede eriyerek kaybolacak. Hali hazırda üçte biri eridi.

Buzullar, Afganistan, Pakistan, Çin, Butan, Nepal, Hindistan, Bengladeş ve Myanmar’da 1,65 milyar insanı yaşatan Ganj, İndus, Sarı Nehir, Mekong, İrrawadi dâhil 10 nehir sistemini besliyor.

Afrika’da ekvator kuşağında yer alan Klimanjaro dağındaki buzulların 2030’da tamamen yok olması bekleniyor.

Güney Kutbu’na, Antarktika’ya doğru indiğimizde de bizi iyi haberler beklemiyor. Patagonya buzullarının yüzde 90’ı, 1870-2011 arasında eridi bitti.

Araştırmaya göre, dünyamız 1961’den bu yana, 9 trilyon tondan fazla buz kütlesi kaybetti.

Bu durum deniz seviyesinde yükselişlerin yanı sıra daha da önemli olarak sel ve heyelan felaketlerini, susuzluğu ve kuraklığı da beraberinde getiriyor.

DÜNYANIN SONU TEORİLERİ

2050 diyeni var, 2030, 2026 hatta 2021 bile söyleniyor.

Felaket senaryoları distopik filmlerin hayal gücünü dahi aşıyor.

Her ne kadar (İsrail’in kralı ve tanrının seçilmiş kişisi olduğuna inanan) Trump inanmasa da, küresel çapta iklim bilimcilerin yüzde 97’si iklim felaketinin kapıda olduğunu söylüyor.

2026’da insanlığın yok olacağını bildiren bilim insanları, bunu ağırlıklı olarak Kuzey Kutbu’nda hapis bulunan karbon dioksitin atmosfere çıkmasına bağlıyorlar. Buzulların erimesiyle hem buzların güneş ışığını yansıtması sona erecek, hem de okyanus akıntıları yön değiştirecek. Bunlar en kötümser olanları. 2026’da 10 derecelik bir ısı artışıyla tüm insanlığın yok olma noktasına geleceğini düşünüyorlar.

Avustralya “Breakthrough National Centre for Climate Restoration’ın” (İklim Rehabilitasyonu İçin Ulusal Çözüm Merkezi) raporu da 2050’yi işaret ediyor.

Raporun sunumunu eski Avustralya Genelkurmay Başkanı emekli Amiral Chris Barrie yaparken, yazarları Enstitütü’nün Araştırma Müdürü David Spratt ile kömür ve doğal gaz uzmanı, Royal Dutch Shell’de yöneticilik yapan Ian Dunlop.

Rapora göre eğer çok acil ve kararlı küresel önlemler alınmazsa, 2030 yılında sera gazları salınımı zirve yapacak. Bu senaryoda dünya gerçekten bir seraya dönüşüp ortalama ısı 3 derece yükselebilir. Atmosfer ve yeryüzü arasındaki reflektif ısı iletişimi de ortalamaya 1 derece daha ekliyor. Bu durumda, buzullar eriyor, Amazon kuruyor, Arktik kuşağı ve Sibirya’da “permafrost” adını verdiğimiz tüm yıl don altında kalan topraklar çözülüyor.

Gulf Akıntısı iyice yavaşlayarak, ABD’nin Batı Kıyısı ve Avrupa’yı yeniden Buz Çağı’na götürüyor. Bu manzarayı “Yarın’dan sonraki gün” filmini seyredenler hatırlar.

Raporun yazarları ayrıca ABD’de gittikçe sıklaşan hortumlar, yangınlar ve su baskınları gibi  iklim hadiseleri ve Çin’de muson yağmurlarının gecikmesini de deliller arasında sayıyor.

Raporun yazarları, sera gazı emisyonunu azaltmak için harekete geçilmediği durumda, emisyonun 2030’da zirveye çıkacağını ve 2050’de ortalama sıcaklığın sanayi öncesi dönemden 3°C fazla olacağını belirtiyor.

Bu yolun sonunda 2100 yılında Dünya’da ortalama ısının 5 derece yükselmiş olması var. BM ve Dünya Bankası raporlarına göre 4 derecelik bir ısı değişikliği bile entegre endüstriyel toplumlar ve onları barındıran ekosistemler için taşınması nerdeyse imkansız bir yük. Sadece 2 derece ısı yükselmesi dahi 1 milyar insanın yer değiştirmesi ve iaşe ve ibadesinin karşılanmasını gerektirecek küresel bir işbirliği gerektirecek.

Yazarlar, insanlığın bırakın bu tehlikelere karşı hazır olmayı, farkında dahi olmadıklarını vurguluyor.

ÇARE KÜRESEL PLANLI SOSYALİZM

1.2 trilyon yeni ağaç dikilmezse, çevreci enerji teknolojileri geliştirilip karbon salınımı engellenmezse, atmosfere müdahale edebilecek iklim bombası türünden çevre silahları geliştirilmezse, yangın söndürme teknolojileri üretilmezse, temiz su tüketimi ve nüfus artış hızı azaltılamazsa, insanlık er ya da geç sona erecek gibi görünüyor.

Ancak tüm bunlar, kamuoyu yaratmak, STK’lar filan kurulmakla neticelenmeyecek.

Asıl düşman kapitalizm ve onun aç gözlü yavrusu emperyalizmdir.

İklim felaketini görmezden gelen Trump gibi manyakların eline bırakılmış bir kapitalist dünya sistemiyle bu felaket önlenemez.

Önce küresel sosyalist bir dünya sistemi kurulmalı. Devletler en katı önlemleri almalı, Dünya servetinin yüzde 80’ini elinde tutan yüzde 1’lik zenginlerin servetlerine el konup, bunların bilimin hizmetinde kullanılması sağlanmalıdır.

Sadece karbon salımının azaltılması filan yetmeyecek, iklim değişikliğine müdahale edebilecek yeni teknolojilerin geliştirilmesi gerekecek.

Zaten sona giderken, daha hâlâ birbirimizi yok etmek için nükleer silah üretmek yerine, füzyon iklim bombaları, yangın önleme başlıklı balistik füzeler, atmosferik savunma sistemleri, yağmur napalmleri, çöl tozlarını işleme tesisleri yapmamız lazım.

Bunu çocuklarımıza borçluyuz.