Duvara çarpan sağlık

Dr. Ceyhun Balcı yazdı...

featured

Yirminci yaşını doldurmaya gün sayan iktidarın hemen her fırsatta dört elle sarıldığı başlık oldu sağlıkta yaptıkları. Devrimden hoşlanmadığı luşkusuz olan iktidar sağlık söz konusu olunca devrim nitelemesini sahiplenmekten geri durmadı.

Sağlıkta devrim (!) on beş yaşını doldurmakta. Ayrıntısıyla irdelendiğinde ortada devrim falan yoktu. Öngörüden ve plandan yoksun bir bolluktu söz konusu olan.

Sağlık alanında sağlanan gelişmeler kıtlık ve hatta yokluk üzerinde yükseldiği için toplumda yarattığı olumlu tepki de bir o kadar etkili oldu.

Örneklemek gerekirse!

Toplumun yarısının SSK’li olduğu yıllarda, SSK’lilere yalnızca SSK sağlık kurumları eliyle sağlık hizmeti götürmeye çalışmak başarısızlığın temelindeki nedendi. Çünkü, toplumun yarısına seslenen SSK sağlık kurumları hekimlerin % 10’unu, eczacılarınsa % 2’sini işlendirmekteydi. Bu sayısal değerler bile o ortamda yaşanan kıtlığa şaşırmayı gereksiz kılmaktaydı. AKP iktidarına dek hemen her hükümetin programından eksik olmayan “sosyal güvenlik kurumlarını tek açtı altında birleştirme sözü” her nedense bir türlü gerçekleştirilmedi. Bu uygulamayı yaşama geçiren AKP parsayı toplamış oldu.

İktidarın “sağlıkta devrim(!)” yaptığı yıllarda öngörüde bulunmak, bu sürecin bir şekilde olumsuzlukla sonuçlanacağı varsayımlarını seslendirmek bozgunculuğa eşdeğerdi.

İsteyenin istediği sağlık kurumundan dilediğince sağlık hizmeti alması göze ve kulağa hoş görünse de sürdürülebilirlikten yoksun bir tasarımdı.

Bir yandan ekonomik güçlükler diğer yandan sağlık hizmetininin öznelerinin özlük haklarının göz ardı edilmesi de ortamda ses getirmeye yetmedi. İktidarın hemen her konuya olduğu gibi sağlıktaki olumsuzluklara da “vurdulu, kırdılı” yaklaşımı sağlıkta da olumsuzluğun kaçınılmaz olacağının ipuçları olarak kendisini göstermekteydi.

Bugüne gelindiğinde, her ne kadar sağlık bakanı yeni düzenlemelerle hekimler başta olmak üzere sağlık ortamının diğer bileşenlerinin kamuya dönüşünün hızlandığını bildirse de, kamu sağlık hizmeti sunumundaki kısıtlılıklar aşılabilmiş değildir. Bu kısıtlılıkların kimi yurt köşelerinde kendisini yokluk olarak göstermekte olduğu  açıktır.

Kendi gözlemlerime ve hasta geri bildirimlerine dayanarak da bu olumsuzluğu doğrulamakta güçlük çekmiyorum.

Olumsuzlukları özetlemek gerekirse :

Kamudan sağlık hizmeti alımı oldukça kısıtlanmış durumdadır. Ortaya çıkan iş yükünün yalnızca kamu sağlık hizmeti sunumuyla karşılanması olanaksızlaşmıştır.

Böyle bir durumda sağlık hizmeti alımı için hastaların SGK anlaşmalı özel kurumlara yönelmesi kaçınılmazlaşmıştır.

Bu kurumların kamudan önde gelen farkı başvuran hastanın cebinden hatırı sayılır harcama yapması gerekliliğini zorunlu kılmakta oluşudur. Sıradan bir sağlık sorunu nedeniyle hekime başvurunun özel kurumlarda (SGK anlaşmasının varlığına karşın) hastaya en az 200-300 TL parasal yük getirdiğini, bu yükün görüntüleme, kan incelemeleri ve başkaca yardımcı tanı yöntemlerine başvuruyla birlikte katlanarak arttığının altını çizmekte yarar var. Bu durumu, yalnızca özel sağlık kuruluşlarının fırsatçılığıyla açıklamak kolaycılık olur. SGK’nin sağlık hizmeti sunumu karşılığında bu kurumlara aktardığı karşılığın gülünç düzeylerde kaldığı göz önüne alındığında bu kurumların ayakta kalmak, kapılarını açık tutmak için bu yolu kullanmak zorunda olduklarını anlamak kolaylaşacaktır.

Bu arada, MHRS (Merkezi Hasta Randevu Sistemi’nin kişi başına ayda 3 randevuyu aşmayacak şekilde sınırlama getirdiği haberini de vermiş olalım. Süregen hastalıklaı olanların yanı sıra belirli zaman aralığında hekime başvurusu sık olması gereken bir çok hastanın bu kısıtlamadan olumsuz etkileneceğini bilmem söylemeye gerek var mı?

Sağlık ortamında işler yalnızca hasta için kötüye gitmiyor.

Ortamda bulunan başta hekimler ve onların ayrılmaz parçası olan sağlık çalışanlarının payına da düşen olumsuzluklar hiç eksik değildir.

Sağlık ortamında tırmanışı bir türlü önlenemeyen şiddetin can alıcı boyutlara erişmiş olduğu son birkaç ayda yaşananalarca da kolaylıkla doğrulanabilir.

Birkaç ay önce Konya’da bir hekimin canını alan şiddet birkaç gün önce İstanbul Esenyurt’ta ironik bir örnek olarak da tarihe geçecek şekilde acil serviste bulunanlara “biraz sessiz olun” uyarısı yapan bir güvenlik görevlisini aramızdan aldı.

Güvenlikçi yaklaşarak can alan suç aygıtı içeriye nasıl sokuldu sorusuna odaklanılabilir. Hatta, Konya’daki ölümlü hekim olayından sonra gündeme getirilen ve sağlık kuruluşlarını X ışını aygıtı ile donatma sözü üzerinden de sorgulama yapılabilir.

Oysa, sorunun kökü güvenlik önlemlerinin yeterince uygulanmamasından çok şiddeti tırmandıran diğer başat nedenlerde aranmalıdır.

Kısaca bu nedenlere değinmek gerekirse :

Sağlık kuruluşlarında önü alınamayan iş yükü

Kamu sağlık ortamında insan kaynağı açısından yaşanmakta olan ve bir ucu yurt dışına göçe uzanan iş gücü yitimi

Sağlık kuruluşlarının girişine X ışını aygıtı koymayı aklına getirebilen ama sağlık hizmetinin öznelerinden saygıyı, sevgiyi esirgemekte üsteleyen ülke ve sağlık yönetimi.

Duvara çarpan sağlık bir yandan niteliksiz bolluğa alış(tırıl)mış halkı parasal açıdan da zorlar duruma gelirken diğer yandan da can yitimiyle sonuçlanan acıklı sonuçlara yol açmaktadır.

Son bir başka önemli haber!

Sınavlar sonucu üniversitelere yerleşimlerin belli olduğu bugünlerde tıp fakültesi kontenjanlarının kimi yerlerde açık kaldığı bildiriliyor. Bu durum ülke tarihinde neredeyse yaşanmamış olduğu anımsanırsa ortamdaki olumsuz gidişin hekimliğe yönelik ilgiyi de azalttığı anlaşılmaktadır.

Duvara çarpan sağlık

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 1 hafta önce

    Bu hukumete vurulacak en son nokta saglik sistemidir 20 25 sene oncesini hatirliyabiliyoruz diger konularda hakli olabilirsiniz

    Cevapla
  2. 1 hafta önce

    Yazılanlar bu yönetim sisteminin ve yönetenlerinin kimlere hizmet ettiğinin açıklamasıdır.Ama unutulmamalıdır ki ülkeyi bu hale getirenlerin, özellikle sağlık ve eğitimde yaptıkları yıkımın hesabı nı kesinlikle vereceklerdir.Toplum bu iki konuda patlama noktasındadır.
    Dileğim minimum olumsuzluklarla. 2023 te demokratik ve hakkaniyetli seçimlerin yapılmasıdır.
    İnanıyorumki 2023 Haziranında düzlüğe çıkacağız…

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!