Ekonomik savaşın silahı ‘ekonomik bağımlılık’

Ahmet Müfit Yazdı...

featured

Son günlerde en çok duyduğumuz okuduğumuz sözlerin başında “ekonomik yaptırım” geliyor. Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi sonrasında batılı ülke yöneticileri ne zaman ağızlarını açsalar Rusya ve Belarus’a uygulanacak yeni yaptırımların müjdesini veriyor, bizim gibi yaptırımlara karşı olan ülkeleri “ikna” edebilmek için tehdit ve rüşvet dahil her yolu deniyorlar. Alacağı silahı kendisi seçtiği, Akdeniz’deki ulusal çıkarlarını koruduğu için ABD ve AB yaptırımlarının hedefi olan bir ülke olarak konunun bizi de doğrudan ilgilendirdiğini sanırım söylemeye gerek yok.

Ekonomik yaptırımların, ABD yaptırımlarının dayanağı olarak kullanılan CAATSA yani Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası’nın adından da anlaşılacağı gibi bir savaş yöntemi olduğunu belirterek başlayayım. Temple Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Tom C. W. Lin’in, Minnosota Law Review isimli dergiye 2016 yılında yazmış olduğu, “Savaşların finansal silahları” diye Türkçeye çevirebileceğimiz makalesinde; Yeni bir savaş türü söz konusu. Bu yeni savaş türünde finans en güçlü silahtır, kurşunlar sıkılmaz, hedef finans kurumlarıdır ve neredeyse herkes risk altındadır.” şeklinde yapmış olduğu tanım sanırım yeterince açıklayıcı. Lin, bu savaşta kullanılan silahların ekonomik yaptırımlar, finansal kısıtlamalar ve siber programlar olduğunu bunların günümüzde akıllı bombaların, el yapımı patlayıcıların, insansız hava araçları yerini aldığını da eklemeyi ihmal etmemiş.

Ekonomik yaptırımların aslında bir savaş türü olduğunu ifade ettikten sonra, sorulması ve yanıtlanması gereken ilk soru, bu savaşın/bu savaşta kullanılan silahların hangi koşullarda geçerli bir tehdit unsuru olabileceği.

Lin’in makalesinde açıkça ifade edilmese de, bu silahların etkili olabilmesi için olmazsa olmaz koşulun, düşman olarak tanımlanan ülkenin, bu yeni tür savaşın silahlarından etkilenme kapasitesi, yani ekonominizin ülke dışı mali kaynak /para, mal ve teknolojiye olan ihtiyacı ya da bağımlılığı olduğu ise sanırım son derece açık.

Bu tespit, sermaye yani para, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımını garantiye alacak uluslar arası hukukun oluşturulması ve ulus devletlerin bu durumu engelleyecek şekilde ulusal düzenlemeler yapma kapasitesini sınırlamayı esas alan, Neoliberal Küreselleşmeci Dünya Düzeni diyerek yıllardır eleştirdiğimiz şeyin, gerçekte neyi hedeflediğini de ortaya koyuyor aslında. Ulus devletlerin gücünü sınırlayarak, tüm dünyayı ABD ve bağlısı ülkelerin kontrolündeki uluslar arası sermayenin pazarı haline getirmek, ulus devletlerin uluslar arası sermayeye bağımlılıklarının artmasını sağlamak. Karşı çıkanları yaptırımlarla terbiye edebilmek.

Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel’ın, 24-25 Eylül zirvesinde Türkiye’ye terbiye etmek için ‘havuç-sopa’ yöntemine başvuracaklarını söylerken kast ettiği “havuç” bu oluyor anlayacağınız. Havuç oltasına gelmezseniz, geçmişte Yugoslavya’ya, şu an Rusya’ya karşı uygulanan sopaya sıra geleceğini anlamak için ise alim olmak gerekmiyor. Rusya’ya karşı uygulanan ekonomik yaptırımlar konusunda, şu ana kadar mesafeli duran ülkemize olan batılı ülke yöneticilerinin –özellikle ülkemizde en çok doğrudan yatırımı bulunan Almanya, Hollanda gibi- ülkemizi ziyaret trafiğindeki artışın nedeni de farklı değil. Benzer ziyaretler ya da tehditlerin, BM kararlarına dayanmaksızın, batının keyfi olarak açıkladığı, kapsamını belirlediği yaptırımlara mesafeli duran tüm ülkeler açısından geçerli olduğunu da ilave edelim.

Dikkatinizi çekmek istediğim bir diğer husus ise, bu silahın, silahı kullananı da vurma olasılığı. Project Syndicate isimli internet sitesinde yer alan 17 Mart 2022 tarihli eski Hindistan Merkez Bankası Başkanı, IMF kökenli Raghuram G. Rajan, “Ekonomik Kitle İmha Silahları” başlıklı yazısında, Rusya’ya uygulanan yaptırımları ahlaki gerekçeler yakıştırarak meşru kılmaya çalışsa da, bu tehlikeye dikkat çekiyor.

Kısaca özetlersek, ekonomik kitle imha silahlarının var olmasının, son 50 yılda küresel düzeyde oluşturulmuş olan ekonomik entegrasyon sayesinde mümkün olduğunu, bu silahlar sayesinde sistemi tehdit ettiği düşünülen ulusların/devletlerin terbiye edilmesinin olanaklı hale geldiğini söyleyen Rajan, kısa vadede Neoliberal Küreselleşmeci Düzenin başat aktörlerine, kendi deyimiyle “saldırganlık ve barbarlığa karşı yanıt verme olanağı tanıyan” bu silahların yaratabileceği riskler hafife alınmaması gerektiğini söylüyor. Daha da ileri giderek,” Tamamen serbest bırakıldığında, yaptırımlar da kitle imha silahlarıdır. Binaları devirmeyebilir veya köprüleri yıkmayabilirler, ancak firmaları, finansal kurumları, geçim kaynaklarını ve hatta yaşamları yok edeceklerini, yaygın olarak kullanılırlarsa, modern dünyanın gelişmesine izin veren küreselleşme sürecini tersine çevirebileceklerini söylüyor. Bir anlamda, ABD ve batının, kendi yaptıkları “saldırganlık ve barbarlık” tanımlarını esas alarak meşru kılmaya çalıştıkları ekonomik yaptırımların, “ paranın dini milliyeti olmaz” denilerek, yabancı ülkelerin ekonomik etkisine girmeye “ikna edilmiş” ülkeler açısından uyanışı tetiklemesi “riskinden” bahsediyor.

Dilerim öyle olur.

 

Kaynaklar:

https://www.congress.gov/bill/115th-congress/house-bill/3364/text https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-56644932

https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2765010

https://www.project-syndicate.org/commentary/economic-wmds-and-the-risk-of-deglobalization-by-raghuram-rajan-2022-03

 

Ekonomik savaşın silahı ‘ekonomik bağımlılık’

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 3 ay önce

    Ulusustu Sirketler sistemine bagimlilik/ emperyalizm, ulusal Devlet’in ve ulusun can dusmanidir. Eninde sonunda insanigin kurtulusu veya sonu, olmak veya olmamak bir ulus icin.

  2. 3 ay önce

    Valla koskoca Rusya-Ukrayna savasi var calisilacak. Kotu bir olay ama bu savastaki Rusya’ya yapilan yaptirimlara bu devletin ilgili elemanlari cok iyi calismali. Yeni odeme sistemleri, yeni kredi karti sistemleri, kritik ithalatlarin ikame(alternatiflerinin yurt icinde uretilmesi) edilmesi, enerji guvenligi icin gunes enerjisi teknolojisinin gelitirilmesi(Almanya’nin yaptigi gibi), gunes panellerinin ulkemizde uretilmeye calisilmasi gibi gibi bir cok uzerinde calisilip en kisa zamanda harekete gecilmesi gereken adimlar bunlar. Bakin bu satranctaki acmaza alma gibi de olmuyor. Yani Rusya’ya bakin. Sandi ki “Zaten enerji bagimliligiyla Avrupa’yi acmaza almisim(Kis aylarinda enerjisiz kalmak istemeyeceklerdir diye dusundu), Ukrayna’ya girerim kimse de bana bir sey diyemez.” dedi. Fakat kazin ayaginin oyle olmadigi anlasildi. Yani karsilikli bagimlilik da karsi tarafi durdurmada ise yaramiyabiliyor. Bu sebepten mumkun olabilecek her konuda kendi kendine yetebilmek lazim. Ozellikle tarimda ve enerjide. Cunku ne olursa olsun en azinda ac kalmazsin acikta kalmazsin. Saygilar.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!