Emir Kusturica’nın Etnik Sanat Köyü 'Drvengrad (Küstendorf)' ve Sokollu Mehmet Paşa’nın Doğum Yeri 'Vişegrad'

Emir Kusturica’nın Etnik Sanat Köyü 'Drvengrad (Küstendorf)'  ve  Sokollu Mehmet Paşa’nın Doğum Yeri 'Vişegrad'
Emir Kusturica’nın Etnik Sanat Köyü 'Drvengrad (Küstendorf)'  ve  Sokollu Mehmet Paşa’nın Doğum Yeri 'Vişegrad'

Bazı okuyucuların harita üzerinden bu yolu izleme talepleri üzerine mesafeleri de içeren rotalara ait fotoğraflar ile bu haftaki yazıya başlayacağım.

Sırbistan rotamız, Niş kenti ile başlamıştı. Sofya’dan ayrılıp Niş’e gelmiştik. Niş’te dinlenip şehri de gezdikten sonra, geçen hafta oradan ayrılıp Çaçak’a ulaşmıştık.

Güzel ülke Yugoslavya yollarında: Balkan Zümrüdü, Yugoslavya…

Aşağıdaki ilk haritada Niş-Çaçak rotasını görmektesiniz. Geçtiğim yerlerin Sırpça adları olsa da Krusevaç denilen yerin hala Alacahisar diye google’da görünmesi bile bize bu bölgenin birbirine harman olmuş tarihi hakkında bir fikir verecektir.

Niş’ten Çaçak’a yolculuk rotası.

Bu hafta da Çaçak’tan başlayan yolculuğumuz Küstendorf (Dvrengrad) ve oradan da Sokollu Mehmet Paşa’nın doğum yeri olan Vişegrad’a uzanacak. Bu rotanın harita üzerinde gösterimi de aşağıdaki fotoğrafta.

Çaçak-Mokra Gora (Küstendorf) ve Vişegrad rotası

Çaçak’dan Uziçe’ye...

Çaçak’dan Uziçe’ye uzanan yola sabah güneşli bir havada revan olmuştum. Buraya Sırpların Alpleri diyorlarmış. Hiç de yanlış değil. İnsanı heyecanlandıracak bir doğada ilerliyorsunuz buralarda. Benim gibi yavaş araba kullanan biri için etrafı izleyerek ilerlemek ideal oluyordu. Bu yolun büyük kısmı nehir kenarından salına salına ilerlenen bir yoldu. Yola çıktığım eski arabam Kara Şimşek’le aldığımız 60 kilometrelik yolun sağı solu seyre doyum olmaz yeşil tonda bir maceraydı. Teybi kaset çalan arabamda Doğan Canku dinleyerek coşarak ilerliyor, bazı yerlerde durup yanından geçtiğim nehrin ve yemyeşil doğanın tadını çıkarıyordum. Bu görüntüler bundan sonra Sırbistan’da ve daha sonraki durağım Bosna’da da sıklıkla içinden ilerleyeceğim yolların bir habercisi niteliğinde olacaktı.

Çaçak Uziçe arası yoldan görünümler.

Güneşin aydınlattığı pırıl pırıl bir yolda sağa sola tatlı dönüşlerle nehri takip ederek ilerliyordum. Virajlı yolda zaten sürat yapılmıyor, bu düşük sürat de etrafı rahatça izlememi sağlıyordu. Yol kenarında sıklıkla gördüğüm reklam panolarında yazan “SOBE” ifadesi, orada kalınacak bir yer bulunduğunu belirtiyordu. Uziçe’ye yaklaşırken yol kenarlarında traktörlerin römorklarında satılan karpuz ve kavunlar bizde de alışık olduğumuz görüntülerdi.

Gezgin Yardımlaşması…

Ufak bir ayrıntı olsa da, bu yolu bir gece önce kaldığım hostelde aynı istikamete giden iki Avustralyalı gezgin kızla yaptığımızı belirtmek isterim. Bu yolculuk her yönüyle insana değişik deneyimler katan bir süreci de yaşatıyordu. Onları bir sonraki duraklarına götürürken bu harika ülkenin eşsiz manzaralarını birlikte seyrediyorduk. Onların deneyimlerini dinlemek ve benimkileri paylaşmak aslında doğal olarak yaptığımız, gönüllü bir kültür ataşeliği gibiydi. Yoldaki kazanım ve deneyimleri anlatmak tarif edilmez bir zenginlik bana göre. İşte bu karşılık beklemeden verilen destek, başka bir coğrafyada benim de bir meçhul gezgin veya yerleşik insandan alacaklarıma ilişkin kozmik bir dengenin bilmeden tohumlarının atılmasıydı.

Yola kadar inen dik yamaçlar ve yol üzerinde sıklıkla geçilen tüneller vardı. Biraz bu tünellerin nasıl yapıldığından söz etmek istiyorum. Benim hafızamda tüneller başta olmak üzere ülkeye değer katan birçok yapının gerçekleştirilme süreci bir eski Yugoslavya klasiğini anlatıyordu aslında.

Nehir Kenarı Yolda sıklıkla rastlanan tüneller.

Bütünleşme yolunda Eski Yugoslavya Geleneği…

Tüneller, yollar yapan öğrenciler, gençler, askerler ve bütünleşmeye doğru yaz kampları…

Birçok etnik grubu Yugoslavya olarak birlikte tutan Tito rejimi bu değişik grupları (ekalliyetleri) kaynaştırırken faydalı eserler de ortaya koyan bazı yöntemler kullanıyormuş. Bu yöntemlerden biri gençlerin katıldığı yaz kamplarıymış. İşte nehir kenarı yollarda içinden geçtiğim sayısız tüneller tüm etnik grupların kızlı erkekli katıldığı bu yaz kamplarında gerçekleştirilmiş. Boşnağı, Sırbı, Hırvatı, Kosovalı Arnavutu, Karadağlısı, kızı, erkeği birlikte toplanmış yaz kamp etkinliklerinin bir bölümünü bu tip çalışmalar oluşturuyormuş. Devletin bir noktaya kadar iş makinaları ve askerlerin katılımıyla yaptığı çalışmalara günün belli bir süresi bu gençlerin tümü katılırmış. Genç öğrenciler, bu inşa faaliyetlerine yarım gün süreyle katılımları sonrasında tekrar kendi faaliyetlerine dönerlermiş.

Sabah periyodundaki çalışmalar sonrası icra edilen spor, yüzme, dans ve müzik etkinlikleri tüm ekalliyetlerin kaynaşmasına olanak sağlıyormuş. Bu değişik gruplar arasında derin arkadaşlıklar, evliliğe kadar uzanan bir kaynaşma hali oluşuyormuş. Gençliğinde bu kamplarda yer alan Bosnalı Özbeyin AKSOY, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olarak mükemmel Türkçesiyle anlatmıştı bana bunları. Değerli AKSOY’un vefatını çok yakın bir zamanda öğrendim. Allah rahmet eylesin.

Bu şekilde hem ülkeye çok önemli eserler kazandırılıyor hem de bu kadar değişik kökenden gelen gençler bir ülkü etrafında birleşerek kaynaşıyorlarmış. Ayrışmanın değil birleşmenin önemini anlayan barışçıl devirlerin harika bir uygulaması bu. Sonra mı? 1990 sonrası olanları hepimiz biliyoruz. Birbirine düşürülen ve parçalanan harika bir ülke.

Farklılıkları düşmanlık olarak körüklediğinizde elde edilecek sadece üzüntü, kan ve gözyaşı olur. Devletlerin barışçıl temel nitelikleri muhafaza edemediklerinde geldikleri durumlar ortada. Küreselleşme, Kapitalizm veya Emperyalizm denilen kavramların, içini maksatlı ve haince doldurduğu bir akıl tutulması. Neyse biz yolumuza geri dönelim.

Yemyeşil görüntüler eşliğinde hiç durmadan Uziçe’yi geçip Mokra Gora’ya devam ettim. Mokra Gora’da bir kültür yerleşkesini ziyaret edecektim.

Mokra Gora Tren İstasyonu

Mokra Gora Tren İstasyonu Önünde Manzara (Hayat Bir Mucizedir filmini izleyenler aşina olacaktır.)

Mokra Gora Tren İstasyonun Yanı

Mokra Gora’ya gelmeden evvel ilk kez tripod kullanarak video çekmiştim. Gezi programımı anlattığım ve bu güzel doğanın yer aldığı videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.

Arkada Mokra Gora, Dvrengrad ve programımı anlattığım video.

Dvrengrad veya Küstendorf...

Hemen Mokra Gora tren istasyonunun ardındaki tepeye kurulmuş bir yerleşim, Küstendorf veya Sırpça ismiyle Dvrengrad. Almanca olarak anılan adıyla Kusturica’nın isminden esinlenen “Kusta’nın Köyü” anlamındaki bu yer, Sırpçadaki anlamıyla “Ahşap Köy” demek. Adından da anlaşıldığı gibi bu yerleşkedeki tüm yapılar keresteden yapılmışlar.

İstasyondan Dvrengrad’a çıkılan tepeye doğru görünümler

Mokra Gora’nın tepesinde tüm vadiyi yukarıdan gören harika manzaralı bir yerleşim. Etnik tahta evleriyle, özenli sokak düzeni ve sosyal alan planlamasıyla çok özgün bir yer. 

Drvengrad, 2004 yılında çekilmiş “Hayat Bir Mucizedir” filmi için yapılmış bir film seti aslında. Filmin linkini bir kez daha veriyorum burada; https://kultfilmler.com/life-is-a-miracle-bir-mucizedir-yasamak/ 

Filmden sonra da bir etno-köye dönüştürülerek, yaşayan bir mekan haline getirilmiş. Kendine has bir mimari yerleşim. 2005’te de “Philippe Rotthier Avrupa Mimari Ödülü”nü almış.

Saraybosnalı, ana tarafından Boşnak ve baba tarafından Sırp olan Emir Kusturica burası için şöyle demiş;

“Savaş sırasında ben kentimi (Saraybosna) kaybettim. Bu nedenle kendi köyümü inşa etmek istedim. Almanca bir isim olan Küstendorf adını verdim. Burada; sinemanın, seramiğin, resmin nasıl yapıldığını öğrenmek isteyen insanlar için seminerler tertip edecek ve konserler düzenleyeceğim. Burası yaşayacağım ve zaman zaman bazı insanların ziyarete gelebileceği bir yer olacak. Tabii ki burada yerleşik yaşayanlar da olacak. Küreselleşmeye karşı kültürel çeşitliliğin kurulacağı açık (görüşlü) bir yer olmasını hayal ediyorum.” 

Drvengrad (Küstendorf)’dan görünümler:

Bu ahşap köyde “Hayat Bir Mucizedir” filminde yer alan arabalar, bir peyzaj elemanı gibi kullanılmış. Heykellerle süslenmiş, ünlü şahsiyetlerin isimlerinin verildiği geçitler, sokaklar ve evler bulunuyor bu küçük yerleşimde. Che Guevara, Fidel Castro, Federico Fellini, Diego Maradona, Ingmar Bergman, Novak Djokovic ismi verilmiş sokakları bulunuyor. Stanley Kubrick adına bir sinema salonu var.

Nikola Tesla neredeyse tüm eski Yugoslavya’nın sahip çıktığı tarihi bir deha. Bu köyde Tesla adı verilmiş evler ve mekanlar var. Gezimizin devamında Hırvatların, Slovenlerin de Tesla’yı sahiplenmelerinin izlerini görmeye devam edeceğiz.

Drvengrad’da kapalı spor salonu, yüzme havuzu, tenis kortları, restoranlar, hediyelik eşya dükkan ve büfeleri dahil birçok sosyal ve sportif alan bulunuyor. Alan çok geniş değil ama bu mekanların tümü çok kullanışlı bir şekilde tasarlanmış. Evlerden biri Kusturica’nın burada bulunduğu zamanlarda yaşadığı ev. Buradaki evlerde apart otel olarak konaklamak da mümkün.

 Drvengrad (Küstendorf)’dan görünümler:

Emir Kusturica’nın yaşadığı ev (Drvengrad)

Kültür sanat etkinliklerinin düzenlendiği bu yer Küstendorf isimli bir festivale de ev sahipliği yapıyor.

Küstendorf Film ve Müzik Festivali…

Küstendorf Film ve Müzik Festivali 2008 yılından beri düzenlenen uluslararası bir organizasyon. Daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler Ocak 2020’de organize edilen 13. Küstendorf Film ve Müzik Festivali resmi sayfasına aşağıdaki bağlantıdan göz atabilirler.

http://kustendorf-filmandmusicfestival.org/2020/

Küstendorf yerleşim resmi.

Küstendorf film festivali afişleri. 

Johnny Depp, Monica Belluci dahil birçok ünlü Emir Kusturica ile ilişkileri ve festivaller kapsamında Dvrengrad’ı ziyaret etmiş. Köyün ana meydana benzeyen caddesine İvo Andriç caddesi adı verilmiş. Birçoklarımızın kütüphanesinde olduğuna emin olduğum, “Drina Köprüsü” romanının yazarı, 1961 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İvo Andriç adına bir de kütüphane bulunuyor Dvrengrad’da.

Manzaralı Bir Kahve Molası…

Güneşli bir günün keyfini İvo Andriç meydanında yudumladığım kahve ile taçlandırırken, enginlere uzanmış ferah görünümüyle yemyeşil vadiyi izliyordum. Filmin çekildiği yer olduğunu bilmeseniz de bu manzarayı izlemek bir keyif. O an mutlu olmak için başka bir şeye ihtiyacım yoktu. Kültür, sanat, nitelik ve hayatın tadı Drvengrad’da kahve olmuş bana eşlik ediyordu. İki hafta kadar önce evde yatakta süründüğüm can sıkıntılı halim sanki yıllarca önce yaşanmış ve bana ait olmayan bir haldi. Sadece yataktan kalkarak kararlılıkla çıktığım yolda yaşadıklarım beni mest ediyordu.  

 Drvengrad’dan görünümler.

Bir sonraki noktam, tarihi özellikleriyle çok önemli bir yerleşim olan Vişegrad olacaktı. Sokollu Mehmet Paşa’nın doğum yeri, romanlara konu olan Drina Nehri üzerindeki Drina Köprüsü’nün bulunduğu Vişegrad.

Bosna’ya Sırp Özerk Bölgesine Geçiş…

1995 sonrası parçalanan güzelim Yugoslavya’da sınırları ayırmak, insanları ayırmak çok da mümkün değil. Yol kenarında “Bosnia Herzegovina -Republic of Srpska” yazan bir levhayı geçtiğimde ülke değiştirmiş oluyordum. Daha doğrusu bunu öyle algılıyordum. Çünkü Bosna’ya geçmiştim ama bir Sırp bölgesindeydim. Ne sınır kapısı ne görevli vardı. Aslında her yerde böyle olsa harika tabii. Karmaşık işler.

Dağılmış eski Yugoslavya ülkeleri, küresel yaklaşımın binbir tane Ali Cengiz oyunu ile dağıtılmış ülkeler zincirine eklenen yeni baklalar. Önce birbirlerine düşürüp, ardından diplomasi dedikleri şaşırtmacalı toplantılarla, barış götürdükleri ve tarumar ettikleri her yer gibi bu toprakları da paramparça etmişler.

Öyle ya da böyle benim gezdiğim 2014 yılının Ağustos ayında Vişegrad’a ulaşmıştım. Moralim yerindeydi ve güzel hava devam ediyordu.   

Vişegrad’a geçerken görünümler.

Vişegrad ve Drina Köprüsü…

Vişegrad Sokollu Mehmet Paşa’nın doğum yeri. Paşa, 1571 yılında, o zamanlar çoğunluğu Sırpların yaşadığı köy olan Vişegrad’a bir köprü yaptırmış. Muhtemelen bir vefa, bir hatırlama abidesi. Yapılan köprü bu köyün hayatını hareketlendirip büyümesine olanak sağlamış doğal olarak. 

Köprünün yapımı esnasındaki olayları anlatan “Drina Köprüsü” isimli bir romanı var İvo Andriç’in. Herşey gibi onun hayatı da karmakarışık. Ya da buradaki düzen uzun süredir bu şekilde herhalde. Bosnalı Andriç, aslında bir Sırp. Aileden bazı bağlantılar nedeniyle Hırvat olarak kabul edenler bile varmış diyorlar. Sonuçta bu topraklar bir gen aşuresi ve DNA’nızdan ziyade politik tavrınız, duruşunuz ve yaşadığınız dönemdeki hareketlere göre kabullendiğiniz kimlikler sizi ifade ediyor. Bu konular çok su götürecek bir pilav gibi. 400 yılı aşkın yaşıyla Drina Köprüsü son dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin desteğiyle tekrar eski sağlam yapısına kavuşturulmuş durumdaydı. Tarihi köprü üzerinde yürürken geçen 400 yılı düşünüp heyecanlanıyordum. Köprüden yürüyerek karşı kıyıya geçtim. Değişik açılardan Drina Nehri üzerindeki köprünün fotoğraflarını çektim.

Drina Köprüsü ve çevresinin görünümleri:

Andriçgrad…

Andriçgrad, Vişegrad içinde Emir Kusturica’nın Sırp devletinin de desteği ile yaptığı bir sinema ve sanat eğitim kampüsü. Kusturica, Yugoslavya’da Nobel Ödüllü yazar İvo Andriç adını taşıyan bir yerleşimin bulunmaması nedeniyle buraya yazarın adını vermiş. Benim ziyaret ettiğim Ağustos 2014 ayı itibariyle daha iki ay önce açılmış bir oluşumdu Andriçgrad. 

Andriçgrad bir eğitim yuvası ve film seti görevi de görecek kapsamlı bir kampüs olarak yapılmış. İçerisinde; Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Yugoslavya Kraliyeti dönemlerinin mimari tarzlarını havi binalar bir arada ayrı yerlerde ama bir konsept olarak bir birleşmeyi çağrıştırıyor. Kendini finanse etmesi adına beş yıldızlı bir oteli ve teknopark benzeri yapıları da içinde barındırıyor.

Andriçgrad’dan görünümler:

Sineması, kitapçısı, dükkanları, derslikleri, laboratuvarları ve öğrenciler için ayrılmış barınma imkanlarıyla tam bir yerleşke. Son derece etkileyici bir kültür köyü de burada kurmuş Kusturica. Hatta bugünkü durumu itibariyle Vişegrad denince akla Andriçgrad gelecek kadar da işlevsel bir hal almış olduğunu düşünüyorum.

Andriçgrad’dan görünümler:

Andriçgrad’da Alexander isimli Bosna vatandaşı bir Sırp bana gönüllü ve çok ayrıntılı rehberlik yaptı. Açıklamaları sırasında “Sahat Kula” başta olmak üzere pek çok Türkçe ifade dikkatimi çekiyordu. Yugoslavya’nın parçalanma sürecini ve acılı günlerini konuştuk bir miktar Alex ile, daha çok da sanat ve filmler.

Vişegrad’da konakladığım geceden sonra Saraybosna’ya doğru yola çıkacaktım.

Vişegrad’dan son görüntüler (Drina Nehri ve çevresi):

Yemyeşil Irmaklar Yanından Saraybosna’ya Doğru…

Kara Şimşek beni Saraybosna yoluna çıkarmıştı. Ara ara yol kenarlarında durup harika doğayı izliyor, fotoğraf çekiyordum.

Vişegrad’dan Saraybosna yolunda ilerlerken

Yavaş yavaş, en fazla 200-250 km mesafeli yolculuklar ve bol konaklamalı, arabayla yaptığım Balkan gezim devam ediyordu. Yolculuğun başındaki kaygılarımın yersizliğini görüyordum her adımda. Kara Şimşek’im, “Nerde Trak Orda Bırak” mottosuna inat, sorunsuz yola devam ediyordu. 13 günde 1400 km’ye yakın bir yol yapmıştık birlikte ve tık dememişti. Herşey harikaydı...