Emperyalist Amerika’nın savaş finanspolitiği

Emperyalist Amerika’nın savaş finanspolitiği

Bill Gates bile isyan etti.

‘ABD’nin savaş için harcadığı bütçenin yüzde beşiyle virüs tamamen önlenebilirdi’ dedi.

Füzeye, uranyumlu bombalara, biyolojik silaha, terörist maşalarına ayırdığı paranın çok cüzi kısmıyla maske ve ventilatör alınırdı.

Ama Amerikan yönetimi inadına daha çok savaş peşinde.

Kendi biyo savaş laboratuvarlarında geliştirdiği hain virüsten dahi ilk kurban olan Çin’i suçlama arsızlığındaki Trump diktası, Venezuela, İran, Suriye, Irak, Rusya ve Çin’e halleniyor.

Ekonomisi çökme noktasında, işsizliğin yüzde 40’a dayandığı halkını adeta ölüme terk etme durumunda bir emperyalist ülkenin hala daha savaş istemesi akıllara ziyan gibi gözükse de, bunun bir sebebi var.

Bunu en güzel anlatan da Amerikalı ekonomist Michael Hudson.

Wall Street analisti ve Missouri Üniversitesi öğretim görevlisi olan Profesör Hudson bu konuda uzman bir isim.

“Süper Emperyalizm: Amerikan İmparatorluğu’nun Ekonomik Stratejisi” isimli kitabını 1971’de yazdı. 2003’te Irak ve Afganistan işgalleri ile güncelledi.

Michael Hudson son röportajında, ABD’nin bu şartlarda dahi neden hala saldırgan tutumunu sürdürdüğünü herkesin kolayca anlayabileceği bir dille anlattı.

“İngiliz İmparatorluğu’nun düşünemediği bir soygun yöntemini ABD icat etti. Bu tarihteki en büyük ‘başarı’ hikayesidir” diyen Hudson bunu şöyle açıklıyor:

“Süper Emperyalizm isimli kitabım, Başkan Nixon’un doları altın karşılığı olmaktan çıkarışının bir ay sonrasında yayımlandı. Nixon’un bunu yapmaktaki asıl nedeni, ABD’nin Kore ve Vietnam savaşlarına harcadığı para yüzünden oluşan devasa bütçe açığıydı. 60’lı yıllarda ABD, Vietnam ve Güneydoğu Asya’daki savaşları sürdürebilmek için Fransa’daki banka sistemini kullanmak zorundaydı. Çünkü orası Fransız Hindiçini olarak kabul ediliyordu. Para dolar olarak Paris’e gönderiliyor ve orada Frank’a çevriliyordu. General de Gaulle ise her ay elindeki dolarları ABD’ye gönderip altın karşılığını istemekteydi. Almanya da benzer bir işlemi benimsiyordu. 1945’te dünya altın rezervinin üçte ikisini kasasında saklayan Amerika’nın altın stoku güneş görmüş kar gibi eriyordu. En nihayetinde Nixon Ağustos 1971’de buna noktayı koydu. Birinci Dünya savaşından beri kullandığı altın standardını sona erdirdi ve Avrupalılara artık altın ödemesi yapmayacaklarını duyurdu. Bunu duyan ekonomistler ‘eyvah yine bir depresyon çıkacak’ dedi. Oysa ben ‘durun bir dakika’ artık savaş harcamaları altın ile yapılmayacak dedim, ABD’de bütçe açığına neden olan tek unsur askeri harcamalardı. Cari açık, yabancı yatırımları filan değildi. Bundan sonra dünya üzerindeki Amerikan savaş harcamaları, Amerikan devlet tahvilleri ile yabancı merkez bankaları üzerinden yapılacaktı. 800 Amerikan üssünün maliyeti bu merkez bankalarından karşılanacaktı. Bu dahiyane bir plandı. ABD artık savaş harcamalarını kendi cebinden değil işgal ettiği, saldırdığı veya üstlendiği ülkelerin cebinden yapacaktı. Bu yabancı merkez bankaları da Amerikan endüstrisinin satın alamayacak, ancak borsadan hisse alabilecek ama çoğunluk payına da sahip olamayacaktı. Eski patronum, bana petrol piyasasının dinamiğini öğreten adam, eski hazine uluslararası ilişkiler müsteşarı, Suudi Arabistan’a petrolleri için istedikleri fiyatı koyabileceklerini ama tüm paralarını ABD’de tutmak zorunda olduklarını söylediklerini anlatmıştı bana. Suudiler Hazine bonosu ya da hisse senedi veya çöpten emlak satın alabilecek, Amerika da istediği gibi para harcamayı sürdürecekti. Biz bütçe açığı versek de yabancı merkez bankaları bunu finanse edecekti.”

Hudson altın yerine borç senedi uygulamasıyla Amerikan emperyalizminin savaş ekonomisine geçtiğini ve bunu sürdürülebilir hale koyduğunu anlatıyor.

“Biz cari açık veriyorduk, yabancı merkez bankaları bizim bonolarımızı alarak bütçe açığını kapatıyor ve biz de savaş harcamalarını sürdürüyorduk. Yani işler kolaylaşmıştı, altın yerine kağıt veriyorduk. Hiç bir zaman borç ödemeyi de düşünmüyorduk. Israr eden olursa yabancı ülkelere aranızda bonoları mahsuplaşın deyip işin içinden çıkıyorduk” diyen Hudson,

“Barış istiyorsak yeniden altın standardına dönmeliyiz. Çünkü altın karşılığı para yurt dışında kolay harcanamaz. Ve kısa sürede iflas bayrağı çekilir.” ifadesini kullanıyor.

Yani herkesi aptal yerine koymanın tadını alan ABD, o borç senedi kağıt parçalarını yeni basılmış dolar gibi ayrıca tedavüle sokuyor, Dünya da bunu alık alık seyrediyordu.

Ama bazıları değil.

Hudson, “işte onun için Çin ve Rusya dolardan çıkıp altına dönüyor hızlı şekilde. Böylelikle aralarındaki ticareti de altın endeksli kendi para birimleriyle yapıyorlar. Avrupa ve Asya kazık yemeyi bırakmak istiyorsa karşılıksız dolar sisteminden kurtulup kendi finans sistemini kurmak zorunda.Özellikle Asya ülkeleri kendi topraklarında kurulan Amerikan üslerini, hazine bonosu kabul ederek bedava finanse etmiş oluyor. ABD de bunu kabul etmeyen ülke veya ülkeleri bedava edindiği silahlarıyla tehdit ediyor.”

Gerçekten de örneğin son Venezuela – İran altın karşılığı petrol rafinerisi onarımı anlaşmasında olduğu gibi ABD Dışişleri Bakanı Pompeo açıkça tehdit ediyor.

Tarihteki en pervasız ve utanmaz ABD Dışişleri Bakanları’ndan olan Mike Pompeo, attığı twitte aynen şunları yazdı:

“Maduro’nun haydutları 9 ton altın külçesini İran rejimine gönderdi. Dünyanın en büyük hırsızları, dünyanın en büyük terör sponsorlarıyla işbirliği yapıyor. Bunların kurbanı da Venezuela ve İran halkları oluyor”.

Gerçekten de bunları yazdı Pompeo. Dünyanın en büyük hırsızı ve dünyanın en büyük terör destekçisi olan bir ülkenin Dışişleri Bakanı olarak.

Cia başkanı olduğu dönemi “yalan söyledik, hile yaptık, çaldık” diye gülerek anlatan bir adam bu.

İki bağımsız ülkenin kendi aralarında yaptığı ticarete bile müdahale etme yetkisini kendinde görebiliyor.

Petro dolar soygun sistemi yüzünden, Venezuela’nın 2 milyar dolarını resmen çalan bir emperyalist var bugün hala karşımızda.

1, 2, 3, DAHA FAZLA VİETNAM

30 Nisan tarihi, ABD’nin Vietnam yenilgisini kabul ederek çekilmesinin 45. yıl dönümüydü.

Asker ve sivil, 3 milyondan fazla Güneydoğu Asya insanını öldüren Amerika, o gün kaybettiği savaşı, işte tam da Michael Hudson’un açıkladığı yöntemle bugün kazanmış durumda.

Vietnam’ın sözde komünist yönetimi, ABD ekonomik hegemonyasına tamamen teslim olmuş.

Sanki tonlarca portakal ve sarin gazını, napalm ve misket bombalarını yiyen o değilmiş gibi Saygon hükümeti Amerika’ya teslim olmuş.

Tüm dış politika, tarım, ticaret, eğitim ve yasama sistemini ona göre ayarlamış.

Ucuz işçilikle gelen Amerikan sahte dolarlarına fit olmuş.

Özellikle de bağımsızlık savaşında kendisini destekleyen Çin’e karşı ABD’ye üs veriyor.

Sistem aynı. O üssün parasını da ihracat fazlasıyla daha çok Amerikan tahvili alarak finanse ediyor.

Bu işi beceremeyen İngiltere’nin başbakanı Winston Churchill “ekonomide bedava yemek diye birşey yoktur” demişti. Sam Amca deveyi havuduyla götürüyor.

Ya da doğrusu götürüyordu.

Ama artık hayvan terli.

Atatürk modeli Karma ekonomik modeliyle kalkınan Çin bir taraftan, liberal kanadı ufaktan görevden almaya başlayan Putin Rusya’sı diğer taraftan, giderek homurtusu artan Almanya ve Fransa halkları öte yandan bu beleş ekonomik sisteme başkaldırıyor.

Bu beleş sistem yüzünden çıkan 2008’deki Amerikan yapısal krizinden beri onlarca trilyon dolarlık karşılıksız kağıt üreten ABD ise Trump ile sona yaklaşıyor.

Michigan’daki o tablo bunun açık kanıtı.

Ağır silahlı sivil ‘göstericilerin’ valilik binasını basarak, ‘demokratik’ karantina protestosu yapmasından söz ediyorum.

Valilerle Twitter polemiğine giren bir ABD başkanı ile neocon savaş baronlarının kuklası Joe Biden arasında geçecek bir seçim adeta kaos habercisi.

Michael Hudson, virüs ile çıkan  yeni dünya manzarasını, “Çin, Rusya ve diğer Şanghay İşbirliği Örgütü veya Kuşak ve Yol katılımcısı ülkeler, “Biz artık bağımsız olmak istiyoruz. Kendi aramızda serbestçe ticaret yapmak istiyoruz. Bizler endüstriyel kapitalizmde başarılıyız ve bunu karma ekonomik bir sosyalizm modeline evriltiyoruz. Tekel olması gereken tüm sektörleri kamuya devrederek özel uluslararası tekelleri ve onların tekelci fiyatlamalarını engellemek istiyoruz. Amerikan bankalarının gelip karşılıksız dolarlarıyla sanayi ve bankalarımızı satın almasını istemiyoruz diyorlar” diye anlatıyor olanı biteni.

Küresel liderliği kansız bir sermaye transferiyle ABD’ye devreden İngiltere’nin aksine, beleş yemeye alışmış Amerikan kovboy bu itiraza hoşgörüyle bakmıyor.

Ancak son virüs olayında da görüldüğü üzere Amerikan sermayesi yönetiminden farklı pozisyon alıyor ve kendi gündemini dayatıyor.

Trump ve arkadaşlarının Çin ve Rusya’dan önce kriz vurguncusu Bill Gates, Jeff Bezos gibi yeni nesil sermayedarlarla uğraşması gerekecek.

Kaynak:
https://www.unz.com/mhudson/the-economics-of-american-super-imperialism/