Erdoğan’ın sağlık hizmetleri konusunda söylemediği gerçekler

Erdoğan’ın sağlık hizmetleri konusunda söylemediği gerçekler

Sayın Erdoğan, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Topkapı Kampüsü’nde düzenlenen Fatih, Silivri, Topkapı ve Zeytinburnu sosyal güvenlik merkezleri toplu açılış töreninde, Türkiye’de son 17 yılda yaşanan değişimin sosyal güvenlik sistemindeki değişim olduğunu vurgulayan bir konuşma yaptı.

Konuşmanın ağırlıklı bölümü verilen sağlık hizmetlerinin analizi ve övgüsü olarak gerçekleşti. Sayın Erdoğan’ın ağırlıklı olarak vurguladığı ifadeler şunlar:

1. Vatandaşa verilen hizmetin en kaliteli, en güzel ve en hızlı olması,

2. İşçi, memur ve esnafa verilen hizmetlerin tek çatı altında toplanarak hizmet sunumunda kalite standardı sağlanması,

3.Sosyal Güvenlik Kurumlarının bütçe üzerinde yükünün azaltılması,

4.Hizmetlerin elektronik ortama taşınması,

5.Yurt dışında çalışanların SGK’na intibakı,

6. SGK’nın şemsiyesinin genişletilmesi,

7. Vatandaşın istediği hastaneden sağlık hizmeti alması; istediği eczaneden ilacını temin etmesi,

8. Ödeme kapsamındaki ilaçların kapsamının iki katına çıkılması; bir reçetedeki ilaçların nerdeyse tamamının ödenmesi,

9. Elektronik reçete ile yanlış ilaç, yanlış doz sorununun çözülmesi,

10. Evde sağlık hizmeti verilmesi,

11. Tüp bebekten kalıtsal hastalıklara kadar birçok hastalığın ödeme kapsamına alınması,

12. Kanser tedavisinde ilave ücret alınmasının önüne geçilmesi,

13. Yerli ilaç üretimi ve yerli plazmadan kan ürünleri üretiminin önünün açılması,

14. Ateşli silah ve trafik kazaları sonrası ihtiyaç hissedilen üç boyutlu protezlerin ödenmesi,

15. Kanuni Sultan Süleyman’ın “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi; Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünün gerekirse devlet olmasın ama benim vatandaşım sağlıklı olsun anlamına geldiği,

16. Gençlerin mezuniyet sonrası 2 yıl daha sağlık hizmetlerinden faydalanması,

17.Türkiye’nin kurduğu sağlık sisteminin tüm dünyaya örnek olduğu,

18.Kurulan sistemin sürdürülebilir olduğu,

19. SGK’nun gelirlerle giderleri karşılama oranının %89,4’e çıktığı,

20. Şehir hastanelerinin çok güzel olduğu; eskiden sunulan sağlık hizmetlerinin çok kötü olduğu; sağlam girenin hasta çıktığı…

Ancak konuşmasının son cümlesi tüm hizmet övgülerini sarsacak boyutta. Sayın Erdoğan diyor ki: “KURULAN SİSTEMİN ZARAR ETTİĞİNİ SÖYLÜYORLAR; HALKA HİZMET İÇİN ZARAR EDİLİYORSA ZARAR ETMEDE SAKINCA OLMAZ; MUHALEFET SGK’NIN ÇÖKMESİNDEN SİYASİ KAZANÇ BEKLENTİSİ İÇİNDEDİR…

Sayın Erdoğan’ın sağlık hizmetlerinde iyileştirme yaptığına dair ifadelerinden sonraki bu cümleyi iyi okumak gerekiyor. Zira son cümle SGK’nun zarar ettiğini bildiği; yıkılması durumunda muhalefetin durumdan pay çıkarabileceği; bir daha seçilmese dahi halkına hizmet ettiği babındadır.

Sağlık hizmetlerini Erdoğan’ın açıkladığı gibi açıklamak Sağlık Bilimiyle ve Yönetimiyle uyuşmuyor. Zira sağlık için harcanan para ile ulaşılan sağlık seviyesi arasında lineer bir ilişki yok. Bunu en iyi bilen ülke ise ABD. Zira ABD sağlık hizmeti için 3 Trilyon dolar civarında para harcamasına rağmen toplum sağlığı çıktıları kötüleştikçe kötüleşiyor. Kendilerini sağlıkta ortalama harcama yapan ülkelerle kıyaslandıklarında bebek ölümü, düşük doğum ağırlıklı bebek, obezite, diyabet, kalp hastalığı, kronik akciğer hastalığı, maluliyet, genç yaşta gebelik, seks yoluyla bulaşan enfeksiyonlar, ilaca bağlı ölümler, sakatlanmalar, cinayetler ve intihar oranlarında tam bir kriz yaşadıklarının farkındalar.

ABD’de yapılan çalışmalar, (U.S. Health in International Perspective: Shorter Lives, Poorer Health) etnik orijin, eğitim, ırk, yaşanılan coğrafik bölge, cinsiyet, sosyoekonomik seviye ve göçmenlik durumu ile kötü sağlık çıktıları arasında doğrudan bir ilişki mevcut olduğunu gösteriyor. Ancak son zamanlarda kötü sağlık seviyesi çıktılarının eğitimli, zengin kesimlerde de olması onları iyice korkutuyor. Bir 3 trilyon daha harcasalar belirtilen faktörleri düzeltmedikleri sürece sağlık seviyelerini düzeltemeyeceklerinin gün gibi farkındalar.
Sayın Erdoğan’ın ve bürokratlarının halka yanlış aktardıkları veya anlatmadıkları gerçekler ise şunlar:

-Sosyal Güvenlik Kurumunun zarar ettiği beyanının temelinde elimize tutuşturulan modelin sürdürülebilir olmadığı anlaşılmıştır.

-Selçukludan Osmanlıya kadar tüm Türk Devletlerinde sağlık hizmeti algısında ve yönetiminde eksiklikler olmuş ancak özelleştirme olmamıştır. Türk Devlet geleneğinde ilk kez SDP (Sağlıkta Değişim Programı) ile sağlık hizmetleri özelleştirilmiştir. Bu bir anlamda tarihin inkârı olarak okunabilir.

-Bir toplumun sağlık seviyesini çıktılarını gösteren ölçütler arasında harcanan para yoktur. Temel bilimsel parametreler, doğumda yaşam beklentisi, ölüm oranları, hastalık ve sakatlık oranları, kötü beslenme, bebek ölümü, düşük doğum ağırlıklı bebek, obezite, diyabet, kalp hastalığı, kronik akciğer hastalığı, maluliyet, genç yaşta gebelik, seks yoluyla bulaşan enfeksiyonlar, ilaca bağlı ölümler, sakatlanmalar, cinayetler, intiharlar, eğitim seviyesi, madde kullanım oranları, temiz suya ulaşma oranı, etkin atık su arıtma sistemlerinin varlığı, ayırımcılık, fakirlik, işsizlik, kişi başı milli gelir vs dir. Bu çıktılar üzerinden harcanan paranın ve kurulan sağlık sisteminin etkin olup olmadığına karar verilir. Yapılan hizmetler ifade edilirken, devlet adamına yakışan konuşma, OECD ülkelerinin toplumsal sağlık ölçütleriyle ülkemiz ölçütlerini kıyaslamak üzerine olmak zorundadır.

-Ülkemizde milli ilaç üretimi yoktur. Patenti, kullanım hakları yabancı şirketlere ait ilaç, milli ilaç olamaz. Yabancı-yerli işbirliğiyle üretilen 5 Milyarlık bir ilaç üretim hacmimiz vardır. Adı yerli, fiyatı yabancı bir ilacın Türk Milleti’ne faydası da yoktur.

-Uluslararası ilaç sektörünün gücü silah sektörünün gücüyle yarışacak boyutta olup, ilaç sektörünün yönlendirdiği her tıbbi tedavi yaklaşımını koşulsuz kabul etmek, devletin yıkımını göze almak demektir.

-Sayın Erdoğan’ın ifadelerinde hak verilecek tek şey geçmişte SSK’nun sağlık hizmetlerini kötü yönettiğidir. Ancak durumu Erdoğan’dan önce kapitalist ve emperyalist küresel sermaye görmüş ve bizlere ABD’nin benzeri hatta daha kontrolsüz bir sağlık sistemi kurdurtmuştur.

-Şehir hastanelerinin yapılma modeli olan KÖİ (Kamu Özel Ortaklığı) politikasından vazgeçilmesi yıkımın görüldüğü şeklinde okunmuştur. Ancak uluslararası hukuk sistemiyle kıskaç altına alınan yerlerde devam eden yıkımın sorumluluğu hükümetin sırtındadır.

*Muhalefetin kurguladığı sağlık hizmeti programının iktidarın programından farkı yoktur. Muhalefetin sık sık kişi başı sağlık harcamasını OECD ülkelerinin seviyesi olan 3000-3500 dolara çıkaracağız ifadesi iktidarıyla, muhalefetiyle Türk Milleti’nin sağlığının küresel sermayenin eline bırakıldığının resmidir.

-Kanuni Sultan Süleyman’ın ifadesini devlet yıkılsa dahi vatandaşların sağlıklı olmasının tercih edileceği şeklinde okumak bilinçli çarpıtmadır. Devlet yıkıldığında milletin altında kalacağını bilmeyen kişiler ve gruplar devlet yönetemezler.

-Milli bir sağlık programına acilen ihtiyaç vardır…