Esad’ın Beş Deniz Projesi hâlâ yaşıyor… Türk dünyası ve Asya güçleri ile uyumlu

featured

Hüseyin Vodinalı yazdı…

İç güçler birbirine girdi.

Dış güçler uyumuyor.

Dış gelişmeler de durmuyor elbet…

Biz “Nas Kapital” kitabının yazarı rehberliğinde hızlı bir şekilde batarken etrafta ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Hani hatırlarsınız Emevi Camii’nde namaz kılacağız diye tarumar ettiğimiz komşu bir ülke vardı.

Evet Suriye.

Hani biz o namazı kılamadık ama 6 milyon Suriyeli Türkiye’nin muhtelif camilerinde namaz kılar oldu.

Hatta bazıları namaz kılanların ayakkabılarını bile yürütüyor.

Neyse konuya dönelim biz.

Başta da söylediğim gibi dış gelişmeler hızlı akmaya başlıyor.

Şimdi dünya artık Asya merkezli bir yer olmaya başladığından beri, Asya merkezli yeni projeler öne çıkmaya başladı.

Çin tek başına bu konuda önder sayılsa da yalnız değil.

Ama BRI (Kuşak ve Yol Girişimi) ve BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) gibi oluşumlar önemli. Ayrıca ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü) ve çiçeği burnunda Türk Devletleri Teşkilatı (Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan, Macaristan ve Türkmenistan) da Asya’nın hücum borusunu çaldığının göstergesi.

Rusya’nın aracılığıyla son varılan Ermeni – Azeri anlaşması da Zengezur’un açılarak Türk dünyasına yeni bir koridorun armağan edilmesi için önemli bir adım oldu.

ABD ve NATO’ya karşı işbirliğini perçinleyen son Putin-Şi Zirvesi’nde de Rusya’nın Avrasya Ekonomik Topluluğu ile BRI arasında yeni eşgüdüm projeleri gündeme geldi. Ayrıca dolar sistemine son verecek yeni para ve bankacılık seçenekleri hazırlandı bile.

Putin-Modi Zirvesi ise Çin düşmanlığı yüzünden ABD’ye yanaşmakta olan Hindistan’a yeni bir Asya vizesi çıkmasına vesile oldu.

Beklenen yeni zirve artık Şi-Putin ve Modi üçlü Zirvesi.

Pakistan’ı da unutmayalım. Çin ile BRI kapsamındaki CPEC projeleri tam gaz ilerliyor.

Ayrıca İran ile Hindistan’ın Şahbahar limanı bağlantısı ve daha da büyüğü Çin – İran arasındaki 25 yıllık 400 milyar dolarlık dev stratejik altyapı, güvenlik ve ekonomi anlaşmaları da çığır açıcı nitelikte.

Asya’daki bu dev momentum, Güney Amerika’da bile etki yarattı.

Venezuela ve Bolivya’yı deviremeyen ABD şimdi, Honduras, Nikaragua ve Şili’de solcu anti emperyalist adayların kazandığını görüyor. Brezilya’da da Lula tekrar dönüyor.

Çin 2005’ten bu yana Latin Amerika’ya nükleer santrallerden barajlara, kara yollarından demir yollarına, limanlara ve telefon ağlarına kadar birçok proje için yaklaşık 140 milyar dolar yatırım yaptı.

Görüyorsunuz biz sabah akşam dolara altına bakarken millet neler yapıyor.

10 yıllık savaştan çıkmış Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad bile faal bir şekilde proje üretiyor.

ESAD’IN 5 DENİZ PROJESİ İLE TÜRK DÜNYASI TAM UYUMLU

Bu noktada Matthew Ehret Krump isimli Kanadalı araştırmacı yazarın son makalesini buraya alıyorum.

Krump’ın “Esad, Suriye ve Çin’in Yeni İpekyolu” başlıklı bu önemli yazısı bundan ve diğer kritik gelişmelerden söz ediyor:  

“Rusya ve Çin, 2011’de ABD’nin Suriye’ye müdahalesine karşı ilk vetolarıyla Anglo-Amerikan yıkıcı Dünya doktrinine meydan okumaya başladığından beri, Arap dünyasını on yıllardır kaos, bölünme ve cehalet içinde birbirine bağlayan Gordion düğümleri nihayet çözülmeye başladı.

Sadece on yıl önce ‘yeni Amerikan yüzyılının’ tek kutuplu vizyonunun rakipsiz bir şekilde hüküm sürerken, 2013 yılına gelindiğinde Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) hayata geçirildi ve Şi Cinping’in gözetiminde Çin’in derin devletinin kayıtlara geçen en büyük tasfiyeleri başlatıldı. Savaş şahini John Bolton, Şi’nin otoriterliğinin CIA’in casuslarını Çin’de tutma işini neredeyse imkansız hale getirdiğinden şikayet ederken, bu durum Amerikan istihbarat topluluğunun öfkesine hedef oldu.

Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği’ne de sıkı sıkıya bağlı olan bu yeni girişim, büyük bir hızla büyüdü. Bugün yeni çok kutuplu gelecek ortaya çıktı. Kurallarına göre oynamayı seçen herkes için gerçekten uzun vadeli bir gelişme sağlamayı planlayan bir girişim.

Bu girişimin yeni ortaklarından biri de, eski tek kutuplu oyuncular tarafından başlatılan on yıllık yıkıcı bir askeri saldırıdan mucizevi bir şekilde kendini koruduktan sonra dünya sahnesine yeniden çıkan Suriye olacak.

Elbette savaşın acısı ve yıkımı hala derinden hissediliyor; yasadışı ABD yaptırımları aç kitleleri rahatsız etmeye, temel altyapının yeniden inşasını ve içme suyuna erişimi engellemeye ve okulları, hastaneleri, işletmeleri ve geçim kaynaklarını sakat bırakmaya devam ediyor.

BRI VE SURİYE’NİN YENİ GELECEĞİ

5 Kasım’da Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüştü ve “Suriye tarafının Kuşak ve Yol Girişimi ve Küresel Kalkınma Girişimi’ne katılımını memnuniyetle karşılıyoruz” dedi. Şi, yeniden yapılanma, kalkınma ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğini savunma çağrısında bulundu.

Bu gelişme, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Temmuz 2021’de Batı Asya ve Kuzey Afrika’daki önemli turunun ardından geldi.

Esad’ın yeniden seçilmesiyle aynı zamana denk gelen bu diplomatik turun sonunda Çin, Suriye’nin çok yönlü krizini çözmeye, ülkeyi büyük ölçekli yeniden yapılanmaya, yasadışı yaptırımlara son vermeye ve Suriye’nin egemenliğine saygı duymaya odaklanan dört maddelik bir anlaşmaya imza attı.

Suriye de buna karşılık, Sincan, Tibet, Tayvan ve Hong Kong’daki batı destekli ayrılıkçı hareketler karşısında Çin’in toprak bütünlüğüne desteğini yeniden ve güçlü biçimde teyit etti.

Çin’in Batı Asya’daki kalkınmaya olan ilgisi, ilk olarak 2017’de Çin dışişleri bakanlığı sözcüsü Geng Shuang’ın şu sözleriyle duyulmuştu:

“Orta Doğu’da çok fazla insan teröristlerin acımasız ellerinde acı çekiyor. Bölge ülkelerinin sinerji oluşturmalarını, terörle mücadele ivmesini pekiştirmelerini ve bölgesel istikrar ve düzeni yeniden tesis etme çabalarını destekliyoruz. Bölgedeki ülkeleri kendi ulusal koşullarına uygun bir kalkınma yolu keşfetmeleri konusunda destekliyoruz ve yönetişim deneyimini paylaşmaya, Kuşak ve Yol’u ortaklaşa inşa etmeye ve ortak kalkınma yoluyla barış ve istikrarı teşvik etmeye hazırız.”

2018’de Çin, Suriye’ye 28 milyar dolarlık kalkınma yardımı teklif ederken, aynı anda Irak’ın BRI’ye entegrasyonunu koordine etti.

Yabancı çıkarların koordine ettiği olaylar bu ivmeye uzun süre izin vermedi. Kitlesel protestolar kısa süre sonra Abdul Mehdi hükümetini ve onunla birlikte BRI projelerini devirdi. Son aylarda Irak’ta bu girişimin parça parça canlandığını görüyoruz ama işler yavaş ilerliyor.

Öte yandan Çin ile İran arasında Mart 2021’de imzalanan 25 yıllık Kapsamlı Stratejik Ortaklık anlaşması, Pekin’in altyapı ve bağlantı projelerini Batı Asya’ya genişletmenin ana kapısı haline geldi.

İran-Irak – Şalamçeh-Basra demiryolu hattının inşası, iki komşu devleti eşit bir işbirliği temeline oturtmak ve İran’dan Irak üzerinden Suriye’ye uzanan daha büyük demiryolu ve BRI enerji koridorları için umut yaratarak devam ediyor.

Nisan 2019’da Suriye, Pekin’deki ilk resmi BRI zirvesine katılmaya davet edildi.

Esad burada şunları söyledi:

“Çin hükümetine Kuşak ve Yol metodolojisine uygun olarak yaklaşık altı proje önerdik ve hangi projenin veya projelerin onların düşüncelerine uygun olacağını duymayı bekliyoruz… Sanırım bu altyapı geliştirildiğinde, zamanla, Suriye’den geçen İpek Yolu (Kuşak ve Yol İnisiyatifi) kaçınılmaz bir gerçeklik olacak çünkü bu sadece harita üzerinde çizeceğiniz bir yoldan fazlası.”

Peki, özellikle bu projeler nelerdi?

Çin ve Suriye, şu an için ayrıntılar söz konusu olduğunda kartlarını göğüslerine yakın tutuyor. Ancak Esad’ın Suriye için daha önceki stratejik vizyonunu yeniden gözden geçirerek, dilek listesi hakkında bazı isabetli tahminlerde bulunmak mümkün.

Bu özellikle, Esad’ın 2004’ten 2011’e kadar savunduğu ve Suriye’nin yok edilmesi hedeflendiğinde gözden kaybolan “Beş Deniz Stratejisi” olacaktır.

KISACA BEŞ DENİZ STRATEJİSİ

Beş Deniz stratejisi, Akdeniz, Basra Körfezi, Karadeniz, Kızıldeniz ve Hazar Denizi’nin su sistemlerini Suriye’ye bağlayan demiryolu, yol ve enerji şebekelerinin inşasını içeriyor. Proje, Mackinder’in dünya adasının çeşitli uluslarını bir uyumlaştırma, entegrasyon ve kazan-kazan endüstriyel işbirliği programı arkasında birleştiren mantıklı bir düğüm görevi görüyor.

2009 yılındaki bir röportajda, Başkan Esad bu projeyi tutkuyla anlatmıştı:

“Suriye, Türkiye, Irak ve İran arasındaki ekonomik alan bütünleştiğinde, Akdeniz, Hazar, Karadeniz ve Basra Körfezi’ni birbirine bağlayacağız. . . Biz sadece Ortadoğu’da önemli değiliz. . . Bu dört denizi birbirine bağladığımızda, yatırım, ulaşım ve daha pek çok konuda tüm dünyanın kaçınılmaz kesişim merkezi haline geliyoruz.”

Bunlar boş sözler değildi. 2011 yılına kadar Esad, Beş Deniz projelerini başlatmak için Türkiye, Romanya, Ukrayna, Azerbaycan, İran, Irak ve Lübnan ile delegasyonlara liderlik etmiş ve anlaşmalar imzalamıştı. Bu, Libya Devlet Başkanı Kaddafi’nin Sudan, Etiyopya ve Mısır’ı içeren bir uluslar koalisyonunun yanı sıra, tarihin en büyük su projesi olan “Büyük İnsan Yapımı Nehir”i inşa etme aşamasında olduğu bir zamanda yapıldı.

Kaddafi’nin öldürülmesinin, Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesinin, Sudan’ın 2009’da bölünmesinin ve Etiyopya’da ABD destekli rejim değişikliğine yönelik mevcut çabaların (Etiyopya ve Sudan’daki olayların da ardında Suriye’de bu işi yapmış olan Ameikalı ajan diplomat Jeffrey Feltman var bugün hala) gerçek nedenleri, Kaddafi ve Esad gibi isimlerin öncülük ettiği bu güçlü, oyunun kurallarını değiştiren stratejik paradigma anlaşılmadan açıklanamaz.

GİZLİLİK İHTİYACI

Çin-Batı Asya diplomasisinin ve söz konusu görüşmelerin gizliliği, bu nedenle bariz bir ihtiyaç olarak anlaşılmalıdır.

Son on yılda, bir Batı Asya ya da Afrika ülkesi, BRI uyumlu bir programı kamuya açıkladığında, aynı ulus derhal farklı derecelerde dış kaynaklı sabotajlara sürüklendi. Ne Esad’ın, ne de Çin’in bu kritik dönemde buna kapı aralama niyeti yok.

Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarının başkanları, Eylül ayı (2021) başlarında Bağdat’ta bir araya geldikten kısa bir süre sonra, Esad’ın bir Lübnan heyetine “birçok Arap ve Arap olmayan devletin bizimle iletişim kurduğunu ancak bizden bunu bir sır olarak saklamamızı istediğini” söylediği bildirildi.

Arap Birliği 23 Kasım’da Suriye’nin yeniden örgüte kabul edildiğini açıklayınca, bu gizli diplomasinin doğası kısa sürede netlik kazandı.

BAE ve Suudi Arabistan gibi Beşar Esad’ın eski yeminli düşmanları, Esad’ın meşruiyetini kabul etmeye ve yeni güçler Çin ve Rusya’ya uyum sağlamaya istekli olduklarını gösterdi.

Araplara tek kullanımlık geçici uşakları gibi davranan onlarca yıllık Anglo-Amerikan cephesinin aksine, Çin-Rus ittifakı, tüm katılımcılar için güvenlik ve kalkınma gibi somut, ölçülebilir faydalar içeriyor.

ÇOK KUTUPLULUK VE ‘KURALLARA DAYALI ULUSLARARASI DÜZEN’

ABD son on yılı küresel hegemonyasını kabul etmeyen uluslara, kurumlara ve bireylere yaptırımlar ve cezalar uygulayarak boşa harcarken, Çin sabırla Batı Asya ve Afrika devletlerini BRI’ye katıyordu: bugün 17 Arap ulusu ve 46 Afrika ulusu BRI üyesi oldu.

NATO üyesi Türkiye de Washington’un gazabına uğruyor ve Çin’i daha bağımsız bir gelecek için potansiyel bir araç olarak görmeye başlıyor – ülkenin mevcut ekonomik sıkıntılarını ve kur dalgalanmalarını hafifletmek için mali kaynaklarla gelen bir gelecek.

Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, bir zamanlar Irak, Suriye ve Afganistan’daki IŞİD ve El Kaide operasyonlarına, öncelikle IŞİD kontrolündeki petrolün satın alınması ve aşırılık yanlısı savaşçıların tedariki, gizli finansman ve silah transferleri yoluyla büyük destek sağlamıştı. Bu tür destekler giderek kurudu ve bugün IŞİD sadece CIA’nın sağladığı desteklerle ayakta duruyor.

ABD Başkanı Joe Biden, Ekim ayında kuzeydoğu Suriye’yi işgal eden Kürt liderliğindeki Suriye Savunma Kuvvetleri’ne (SDF) askeri desteği yeniden teyit etmesine rağmen, Kürt kartı da abartıldı. Kürtlerden birçoğu, sonunda Kürtlerin IŞİD’e karşı bir çete olarak hizmet etmek üzere kandırıldığını ve bir Kürt devleti için verilen sözlerin Esad’ın devrilmesi rüyası kadar yanıltıcı olduğunu kabul ediyor.

Erdoğan bir süredir her iki dünyada da yürümeyi denemiş olabilir, ancak Türkiye’nin tek hayatta kalma şansının, Rus askeri işbirliğine ve Çin’in BRI’sine (Türkiye’yi Orta Koridor olarak merkeze alan) bağlı olduğu giderek daha açık hale geldi. Rusya ve Çin, bunun için Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün savunulmasını talep ediyor.

Bu yeni gerçekliğin şafağı Batı Asya’da ilk ışıklarını veriyor ve eski tek kutuplu düzen tarihsel boyutların sistematik bir çöküşüne doğru yön değiştirmeye devam ediyor.

Bölgenin veya önemli bir bölümünün Asya projelerine güvendiğine ve bunlara giderek daha çok bel bağladığına inanmak için güçlü nedenler var.”

Matthew Ehret Krump’ın yazısı önemli.

Bu tespitlerle çok uyuşan bir başka yazıdan da alıntı yaparsam, Türkiye’nin bu tabloda nasıl bir yerde olduğunu daha iyi anlatmış olurum.

Amiral Cem Gürdeniz’in VeryansınTV.com’daki “Denizcilik gücü ve Rusya Primakov Enstitüsü’nün küresel değerlendirmesi” başlıklı son yazısında, bilimsel ölçümlerle dünyada liderliğin batıdan doğuya, yani Asya’ya geçtiği ortaya konuyor.

Türkiye’nin medarı iftiharı stratejlerinden ve Mavi Vatan doktrininin mimarı Amiral Gürdeniz mutlaka okunması gereken yazısının sonunda şu saptamayı yapıyor:

“Bu kapsamda Türkiye’nin denizcileşmesinin önünde iki engel vardır. Birincisi karacı devlet yapısı diğeri emperyalizmdir. Osmanlı’dan bu yana, her ikisi de Atatürk dönemi hariç değişime uğramamıştır. Ancak 21. Yüzyılda bu değişim, var oluş saiki ile kaçınılmaz olacak ve devlet denize yönelecektir. Bu yöneliş sadece Anadolu için değil tüm Türk dünyası için elzemdir. Asya ve deniz yüzyılı olan 21. Yüzyıl aynı zamanda Türk dünyasının küresel jeopolitikte hak ettiği yeri alma yüzyılı olacaktır. Her alanda birleşen ve dayanışma içine giren Türk Devletleri Mavi Vatanımız üzerinden okyanuslara çıkacaktır. Bu bir hayal değil, jeopolitiğin kaçınılmaz sonucudur. Asya’nın Kalpgahında yer alan Türk dünyası, Batı Asya Türkleri üzerinden mavi gezegenle bütünleşmelidir.”

Bu vizyon, ucuz işgücü sığlığına dayalı sözde Çin modelinin çok ötesinde, (doğu-batı, kuzey-güney) Asya’nın diri güçleriyle entegrasyonu öngören Atatürk vizyonudur.

Bilime, üretime, denizcileşmeye ve karşılıklı kazanç üstüne kurulu bölgesel işbirliğine dayalı bir model bu. Kısaca anti emperyalist model.

Ve tüm bu dibe vurup artık balçığın içine girdiğimiz kötü zamanda bile bize yol gösterecek olan rota budur.

Böylelikle, hem Kuzey (Karadeniz), hem Batı (Dedeağaç Yunanistan) ve hem de Güney’den (Doğu Akdeniz) bize yönelen Amerikan-Batı tehditlerini göğüsleriz.

Hem de 9 milyonluk Suriye ve Afgan göçmen işgalinden bir nebze de olsa kurtuluruz.

 

KAYNAKLAR:

https://matthewehret.substack.com/p/assad-syria-and-chinas-new-silk-road

https://www.veryansintv.com/denizcilik-gucu-ve-rusya-primakov-enstitusunun-kuresel-degerlendirmesi

Esad’ın Beş Deniz Projesi hâlâ yaşıyor… Türk dünyası ve Asya güçleri ile uyumlu

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 8 ay önce

    Savas makinasi Bati Emperyalizmine karsi, uretim ve kaynak yaraticisi Asya calismalari, yurege su serpiyor, bilgilendirmelerinize tesekkurler sayin Vodinali.

    Cevapla
  2. 8 ay önce

    çok önemli bir yazı. evet. yapılması gereken, Asya’yla bütünleşmek. Atlantikçilik ısrarından artık vazgeçmek.

    Cevapla
  3. 8 ay önce

    Yazılarınızı çok takdir ediyorum. Birçok konuda size katılıyorum. Çağın ilerisini görebiliyorsunuz. Olaya şöyle de bakabilir miyiz. Şeytan batıda soyu kuruttu. İnsanları refahla azdırdı. Aile yapısını bozdu. Şimdi sırada bozulmamış Asya ülkelerine geldi. Yeni kapitalizm ayak sesleri Asya da diyebilir miyiz.:) Güzelim ağaçlar kesiliyor. Hayvanların yaşam alanları daralıyor. İnsan daha da bencilleşiyor. Kapitalizmin bakir yerlere girmesini istemem. Ama gidişat ona doğru. Saygılar.

    Cevapla
  4. 8 ay önce

    Maalesef size bir çok konuda katılmıyorum. Çünkü “biz uyurken dış güçler uyumuyor” sözünüz gerçeği yansıtmıyor. Türkiye uyumuyor. En son Afrika ile yapılan toplantı dünyada ses getirdi. Orada çok ciddi hamleleri var devletimizin. Geleceği şekillendirecek hamleler..
    Türkiye’nin Kafkaslarda attığı adımlar küçümsenemez. İşte Ermenistan ile yeni bir durum ortaya çıktı. Çünkü Zengezur Koridoru açılacak, bu kaçınılmaz. Yani Türk Dünyası ile inşallah bağlantı sağlanacak.
    Ortadoğu’da Türkiye’nin attığı adımlar var. Gelecek için atılıyor bunlar ve orada da bir organizasyona doğru gidilecek gibi görünüyor. Esad liderliğinde atıldığı iddiasındaki konu Türkiye’siz olmuyor.. Türkiye’nin de bu yönde istekleri var zaten,bunu herkes biliyordur sanırım. Türkiye , Çin ve Rusya ile zaten bir konsensüs içinde. Günlük siyasi münakaşalara aldanmayın. Türkiye’nin o konuda bir açmazı ya da tereddütü yok. Bazı şeyler için zamana ihtiyaç vardır. Türkiye’nin Libya hamlesini eleştirmiştiniz.. “Ne işimiz var Libya’da” diyen zihniyeti eleştirmenizi beklerken sizden böyle bir eleştiriyi görünce şaşırmıştım.Halbuki aynı Libya’da Rusya’da var. Ruslar varken biz neden olmayalım hem de Mavi Vatan söz konusu iken. Amiral Cem Gürdeniz’in de dediği gibi Türkiye denizcileşmelidir ancak zaten başladı bu. Çünkü Türkiye, Mavi Vatan ile birlikte karacı doktrininde değişikliğe gitti. Artık denize yönlendi. Anadolu Uçak Gemisi ve çok yakında çıkmasını umut ettiğim Gezgin bunun için var. İspanya ile yapılan yeni uçak gemisi anlaşması da bunun göstergesi. Sida ve insansız deniz altı projesini de ekleyin. Afrika’da deniz üsleri de bunun bir başka kanıtı. Milgem ve Milden gibi Reis sınıfı denizaltılar vs..Yani denizcileşme çoktan başladı ve buna sevinmeliyiz. Şu anda Dolar saldırısı olduğu kanaatindeyim. Çünkü Türkiye’nin kontrolden çıkması Batıyı çok rahatsız ediyor. Suriye,Irak,Libya,Afrika ve en son Kafkaslardaki hamlelerden oldukça rahatsızlar ve onları rahatsız etmeye devam edeceğiz. Çünkü artık Batı’nın ileri karakolu olmayacağız. O iş bitti.Bundan sonrasında hepsi teker teker kapımıza gelecekler, bunu hep beraber göreceğiz. Öte yandan Etiyopya’da ortaya çıkan Batı destekli Tigray güçlerinin bastırılmasında Türkiye’nin Siha’larının etkisini görmüşsünüzdür. Artık oyun değiştiren bir Türkiye var. Bu gibi konular partiler üstüdür. Ve herkesi ama herkesi partiler üstü konularda birlik olmaya davet ediyorum. Bizim gidecek başka bir yerimiz yok. Küresel sistemin bu yüzyıldaki beklentisi parçalanmış bir Türkiye idi. Oysa devletimiz buna direniyor. Henry Kissinger’nda dediği gibi “Türkiye parçalanacak, Türk Devleti buna direnirse işgal edilecek” 15 Temmuz bir işgaldi. Sonrasında yapılan tüm hamleler hem 15 Temmuz’a , hem de Henry Kissinger’a cevaptır.
    Saygılar.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!