Felsefe iyileştirir mi? Felsefi sağaltım için doktriner çatı önerisi

Felsefe iyileştirir mi? Felsefi sağaltım için doktriner çatı önerisi

Victor Frank logoterapi diye adlandırdığı bir terapi yöntemi geliştirmiştir. Logo-terapi, anlam terapisi olarak zaten varoluşun anlamı ve anlamın yaratılması, yaşamın anlamlandırılması gibi bir terapi uygulamaktadır. Viyana Okulu olarak Freud ve Jung’a alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Kendisi çok iyi bir tıp doktorudur. Fakat ona göre psikiyatri işi tamamen matematiğe ve ilaca dökmüştür. Ve psikiyatri bu noktada tıkanmıştır. (Frankl, 2019). Fakat psikiyatrisiz olmaz; çünkü psikiyatrinin bilimsel verilerini dikkate almadan biz ileriye gidemeyiz. Onun sınırlarını bilmemiz gerekmektedir; fakat psikiyatri bizi daha ileriye götürmüyor. Felsefi sağaltımın yapacağı şey, psikiyatrinin insanın yaşamına anlam getirip getirmediğini sorgulayarak işe başlamasıdır.

İnsanın kendi yaşamına anlam vermesi kendi içine dönmesi ile değil, dış dünyaya yönelip ilişkisellik içinde olması ile mümkündür. Yani insanın anlam arayışı kendisine dönük değil, kendi dışındaki ilişkilere dönük bir anlam arayışı olması gerekir. Biz yaşamın anlamını birbirimizde ve birbirimizle ilişkide buluyoruz. Üstelik bu yolla doğa ile ilişkiye girme imkânları ve yolları keşfediyoruz.

Neden insanlar bir araya geliyor ya da topluluklar oluşturuyor? Bizim problemimiz nedir?

Felsefi sağaltıma muhatap hastalar kimlerdir sorusu yerinde ve doğru bir soru değildir. Çünkü felsefi sağaltım, ‘hasta’, ‘tedavi’, ‘klinik vaka’ gibi tıbbi; ‘suçlu’, ‘şüpheli’, ‘mahkûm’ gibi adli kavramları kullanmaz ve bu kavramlarla anılan insanları sağaltımın konusu olarak kabul etmez. Bize göre ‘büyük ve normal insan topluluğu’ yani ‘ortalama insan’ felsefi sağaltımın muhatabıdır. Buna kısaca ‘homo-öjenik’ insan topluluğu diyoruz. “Her çağın ortak nevrozu vardır”.(Frankl, 2019) Ortaçağ’ın da bir nevrozu vardı. Bu din kaynaklı nevrozdu. Ve her çağ bununla başa çıkmak için kendi psikoterapisine ve yeni bir yönteme ihtiyaç duyar. Günümüzün kitle nevrozu olan varoluşsal boşluk özel ve kişisel bir nihilizm şekli olarak tanımlanabilir. Bir diğeri de yaşamsal boşluktur. Bugün kitlesel nevrozlar varoluşsal ve yaşamsal boşluk olmak üzere birbirini besleyen iki tür nevroz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Karanlık herkes için vardır ama tonu ve algılanma tarzı kişiden kişiye göre değişebilir. O karanlığı anlamlandıran yine insanın kendisidir. Buradaki varoluşsal nevroz herkes için ortak olan karanlık gibidir.

Geliştirdiğimiz felsefi sağaltım doktrini, psikoloji ve psikiyatrinin alanlarına girmemekle birlikte, bu bilimlerin bu güne kadarki kazanımlarını göz ardı etmemekle kalmaz, bunlardan sonuna kadar yararlanır. Logo-terapi daha çok gelecek üzerinde yani hasta tarafından gelecekte yerine getirilecek anlamlar üzerinde odaklaşır. Bizim odaklandığımız kavram ne olacaktır? Nevrozların gelişmesinde böylesine büyük bir rol oynayan bütün kısır döngülü oluşumları ve geri denetim mekanizmalarını odaktan çıkarır.

Şimdi bu odaktan çıkaracağımız şeyler nelerdir?

Biz felsefi sağaltımı uyguladığımız kişiye ne ad vereceğiz? Logo terapideki hasta yaşamının tam anlamıyla karşı karşıya getirilir ve bu anlama yönlendirilir ve hastanın bu anlamın farkına varmasını sağlamak nevrozu yenebilmesinde oldukça katkı sağlayabilmektedir. Yaşamının anlamıyla ve yaşamın anlamıyla karşı karşıya getirilir. Bunları anlamsızlaştıracak her türlü duygu ve düşünceyi odak dışı bırakmasına yardımcı olur.

Hetero-öjenik yani danışan (HJ) kişi felsefi sağaltımda neyle karşı karşıya getirilecektir? Burada insan varoluşunun anlamına ve ona yönelik arayışı üzerine odaklanır. Logo-terapiye göre ise kişinin kendi yaşamında bir anlam arayışı insandaki temel güdülendirici bir güçtür. Logo-terapi Freudçu psikanalizde merkezi bir öneme sahip haz ilkesine karşı olduğu kadar, Adlerci psikolojinin dayandığı üstünlük anlayışına da karşıdır. Philo-öjenik yani felsefi danışman (PJ) eşliğinde gerçekleştirilen homo-öjenik yöntem denilen felsefi sağaltım da haz, üstünlük arayışı ve sonsuz mutluluk peşinde koşma gibi ilke ve amaçlara karşı olmakla birlikte, odaklaşmayı sarsma olasılıklarını kabul eder ve bunları fiili bir gerçeklik olarak görür.

İnsanın anlam arayışı yaşamındaki temel bir güdüdür. İçgüdüsel itkileri rasyonelleştirir mi? Hayır. Anlam vermek rasyonelleştirmek anlamına gelmez. Bizim içgüdülerimizi rasyonelleştirmek anlam bulmak değildir. Onu rasyonelleştirmek doğru değildir. Çünkü bir güdüyü rasyonelleştirmek anlam arayışına tam olarak katkı sunmaz; tam tersine rasyonelleştirilen her güdü, meşruluk kazanır ve vazgeçilemez dürtü haline gelir.

O halde genel olarak sorun nedir? Felsefi sağaltım olarak neyi sorun edinir?

Bu durumda Logo-terapi varoluşsal engellemeden söz eder ve varoluşsal terimi üç şekilde kullanılır.

-İnsan olma

-Varoluşun anlamı

-Kişisel varoluşta somut anlama yönelik arayış yani anlam isteme anlamında. (Frankl, 2019).

Kişisel varoluş demek ki genel olarak varoluş, varoluşun anlamı ve sonra kişisel varoluş’tan oluşur. Genel olarak varoluş nedir? İnsan olma durumu nedir? Birey olma durumu nedir? Varoluşsal engellenme nevroza yol açabilir. Geleneksel anlamda psikojenik ruhsal kökenli ve noöjenik de zihinsel hastalık demektir. Logo-terapi, psikojenik (ruhsal) hastalıklar yerine noöjenik (zihinsel) terapi kavramını kullanıyor.

Logo-terapi varoluşsal engellenmenin önüne noöjenik kavramını koymaktadır. Yani noö Yunanca’da zihin anlamına geliyor. Demek ki varoluşsal engellenmeyi ruhsal boyutta görmemektedir. Biz ise Felsefi sağaltımda varoluşsal engellenmeyi ne salt psikojenik, ne de salt noöjenik görüyoruz; bunun yerine, her ikisini de içine alan ama daha geniş bir anlam içeren homo-öjenik kavramını ortaya koyuyoruz. Homo-öjenik (HJ), ‘insan-yaratıcı’, ‘insan-hastalığı’ anlamlarına gelir, tıbbi bir tedaviyi çağrıştırmamakla sınırlı olmak koşuluyla, varoluşsal sorunlara genel insanlık sorunlarını ve yaşamsal boşluğa neden olan, içsel ve dışsal çelişik duyguları, olayları ve davranışları içerecek kapsamdadır.

Noöjenik nevrozlar itkilerle, içgüdüler arasındaki çatışmalardan değil daha çok varoluşsal sorunlardan kaynaklanmakla birlikte salt zihinsel alanla sınırlıdır. Bu tip sorunlar arasında anlam isteminin engellenmesi büyük rol oynamaktadır. Noöjenik durumlarda uygun ve doğru terapinin genelde Logo-terapi olduğu açıktır. Yani özellikle insan boyutuna girme cesaretini gösteren bir terapidir. Ancak yine de insan bir zihinsel süreçten ibaretmiş gibi görülebilir. Logo-terapinin bu noktadaki açmazı bu varoluşsal boşluk gibi geniş ve çok yönlü bir sorunu, noö-jenik açıya sıkıştırması gibi görünmektedir. Yani burada felsefi sağaltım homo-öjenik varoluşsal sorunlarda anlam arayışına engel olan salt noöjenik ya da psikojenik nevrozları konu almaz.

Felsefi sağaltımda anlam arayışına engel olan varoluşsal sorunlar neler olabilir?

Logo-terapinin varmak istediği insan ile bizim varmak istediğimiz insan arasında fark vardır. Logo-terapininki iyileşmiş insan modeli; bizim varmak istediğimiz ise homo-öjenik(HJ) insan olacaktır.

Homo-öjenik felsefi sağaltım doktrinine göre üç tür insan vardır.

1.İnsan-üstü(İS): Kendini ‘büyük ve normal insan topluluğu’ kısaltılmış haliyle, (BNİT)’nun üstünde görerek, insan-üstü sıfatlara bürünen ya da sıfatlar verilen insanlar: Rahip, Büyücü, Şeyh, Mürşit, Papaz, Yalvaç, Ermiş ve benzeri dinsel, mitolojik ve dünyasal sıfatlarla anılan kişiler.

2.Ortalama insan(OS): ‘Büyük ve normal insan kitlesi’, BNİT’dur. ‘insan-üstü’ ve ‘insan-altı’ kopuşlar bu büyük parçadan gerçekleşir. Alt ve üst kategoriler, bu büyük kategorilerden kopan küçük parçalardır. Homo-öjenik felsefi sağaltımla ele alınmadıkça, büyük parça alt ve üst parçalar lehinde sürekli eriyecektir.

3. İnsan-altı insan(İAS): Biyolojik varlığını devam ettirmek dışında herhangi bir özelliği olmayan sıradan ama zeki canlılar anlamına gelir.

Homo-öjenik yöntem, ‘Büyük ve Normal İnsan Topluluğu’nu (BNİT) ifade eder. Siz buna “sade vatandaş” diyebilirsiniz. Bu topluluk, genel insanlık varoluşuna ve doğal yaşamın genel yasalarına sahiptir. Bu genel bir varoluşsal ve yaşamsal iyi olmaya karşılık gelir. İnsan-üstü(İS) ve insan-altı (AS) kesimlerine nazaran insanların genel çoğunluğunu oluşturan bu kesim, aynı zamanda andığımız diğer ‘hastalıklı’ kesimlere kaynaklık eder. Felsefi sağaltımın konusu dışına çıkan bu ‘hastalık’ kavramı, tıbbi ve adli kategoriler içinde değerlendirilir ve Philo-öjenik (felsefi danışman) kısaltılmış haliyle PJ, bu kategorilere sağaltım uygulamaz. Ancak ‘büyük parça’dan diğer ‘küçük parçalar’a (İS ve İAS’a) savrulma olasılığına karşı sağaltım yapar. Çünkü ancak adli ve tıbbi kategorilerin ilgi alanına girmiş olan kişi ya da gruplar, önceden ‘büyük parça’ya aittiler. Homo-öjenik yöntem bu büyük parçadan, alt ya da üst kategorilere savrularak yaşanan veya yaşanabilecek kayıplara karşı,1. Sağaltımla homo-öjenik kategoriyi savrulma ve kopmalara karşı korumak, 2. Savrulmaları ve kopmaları denetim altına alacak dinamikler üzerinde çalışmak ve bunun nedenlerini araştırmakla yükümlüdür. Çünkü felsefi sağaltım olmaksızın bu kopuşlar daha hızlı, denetimsiz ve hatta genel kabul duygusu yaratacak kadar sıradanlaşabilmektedir. Her bir HJ, büyük parçadan alınan homo-öjenik bir numunedir.

BNİT, alt ve üst kategorilerin, başka bir deyişle, tıbbi ve adli vaka olmaya daha yakın grupların doğal kaynağıdır. BNİT’ten kopuşlar felsefi sağaltım olmadan denetimsiz bir hızda seyreder ve sürekli BNİT’i eriten; alt ve üst kategoriler lehinde onu küçülterek önü alınmaz hale gelir. Felsefi sağaltım bu kopuşları denetler; nedenlerini ve sonuçlarını araştırır; kopuşun hızını kesmek ve BNİT’in sürdürülebilir beden, ruh ve sosyal sağlığını koruyabilmesi için homo-öjenik yöntemlere bu sağaltım çerçevesinde işlerlik kazandırır. Somut bir örnekle açıklayayım: Doğadaki su kaynakları, insanların kullanımına sunulmak üzere barajlar, setler ve bir takım santrallerle koruma altına alınır. Suyun boşa akıp gitmesini önlemek için bu tedbirlere başvurulur. Barajlar hem kaybı önler; hem de içindeki su çeşitli işlemlerden geçirilerek insanların içebileceği sağlıklı bir kıvama getirilir. Tersi durumda suyun büyük çoğunluğu doğada boşa yere akıp kaybolacak; yalnız boşa akmakla kalmayacak, akıp geçtiği yerlerde toprak kaymalarına neden olacak, ekili arazilere zarar verecek, toprak kaybına bile neden olabilecektir. Ayrıca bir yerde sağlıklı şekilde tutulmadığı için insanlar çaresizce doğadaki suyu kullanacaklar, bu ise insan sağlığını tehdit edebilecektir.

Şimdi barajda tutulan su, BNİT’tir. Buna rağmen doğaya akıp giden su, azdır ve o da kontrollü olarak akmaktadır. Dolayısıyla doğaya da insana da zarar vermez. Bu örneğe göre, barajda tutulan su, hem korunup saklanması ve hem de sağlıklı su haline gelmesi için işlem yapılması bakımından felsefi sağaltımın büyük hedef kitlesini temsil eder. Su kaçakları alt ve üst insanı anlatır. Her iki kategorideki insanlar, adli ve tıbbi muameleye daha yakın pozisyonda olsalar bile, BNİT’e zarar veremezler ve BNİT’i bozamazlar. Barajdaki suyu nasıl ki dışarıya sızan küçük su akıntıları bozamazsa, BNİT de felsefi sağaltım barajı sayesinde kendinden kopan alt ve üst grupların zararına karşı korunaklı hale gelir. Aksi halde, alt ve üste sızanlar çoğalır; BNİT’i küçültmekle kalmaz, o gruptakileri bile zamanla kendine benzetebilir. BNİT içinde görünüp de esasen alt ya da üst kategorilerde bulunan insanlar, bir süre sonra BNİT’i de kendi kategorilerine benzetmiş olurlar. Bu bireysel ve toplumsal çürümeyi anlatır.

Hırsız, uğursuz, katil, tecavüzcü, şeyh, şıh ve benzeri pek çok İS ve AS, BNİT’i ya kendilerine dönüştürür ya da yok ederler.

Örnekleri farklı şekillerde çoğaltabilirsiniz.

Homo-öjenik insan bu büyük parçaya karşılık gelir. Kişisel, sosyal ve doğal olsun, bütün insanlar için geçerli varoluşsal ve yaşamsal yasalar vardır ve bu yasalara tabi olanların hepsi homo-öjeniktir. Ancak büyük parçanın her bir ferdi bu yasaları kendi varoluşu ve yaşamında kendine has öznellikle algılayıp uygular. Söz konusu yasalar, kişiyi adli ve tıbbi öznellikle yorumlayıp uygulamaya geçirmesinin sınırlarını aşacak derecede adli ve tıbbi vak’aya dönüşürse, BNİT’teki kişiyi homo-öjenik aileden koparmış olur ve felsefi sağaltım yapılamaz. İşte bu kopuştan önceki genel yasalılık ve buna bağlı olarak bireysel öznellik arasındaki varoluşsal ve yaşamsal dengeyi sağlamak, homo-öjenik dediğimiz felsefi sağaltım yönteminin ana odağıdır. Bu yöntemde 1. Düşünme eğitimi ve düzeni 2. Bilgiden bilgeliğe giden aydınlanma yolculuğu içerilir.

Felsefi sağaltımın hedefi bu üç insan tipi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Birinci adımımız insan-altından insana getirmek olacaktır. Yani İS’ten alıp BNİT’e kazandırmaktır. İnsan-altı biyolojik varlığını devam ettirmek dışında herhangi bir özelliği olmayan zeki hayvandır. Zeki hayvan bir üste çıkarak zeki insan meydana getirmektedir. Çünkü zeki hayvan bütün hayvanların içgüdüsel sığlıklarından kendi zekâsıyla sıyrılıp istediği her şeyi yapan ve insan düzeyindeki topluluğu tehdit eden bir alt aşamadır. Bu alt aşamayı geçebilmesi için bunun felsefi sağaltıma ihtiyacı vardır. O zaman bunun için neler yapılabilir? Kültür ile insanlaşan varlıktır. Dil, din, gelenek, görenek, bunların hepsini kapsar. Bütün bu öğelerle biçimlenmiş şekilde bu üst insana ulaşır. Felsefe de insanı tamamen kültürel bir varlık olarak tanımlar. Onun dışındakilerin hepsi biyolojik varlıklardır.

Ortalama insan ile yaşamın ortalaması kastedilmektedir. Felsefi sağaltım yaşamın ortalamasını hedefler. Ölümün, yaşamın, her şeyin ortasını hedefler. Aristoteles ahlak felsefesinde buna Altın Oran, der. Felsefe için insan-altı kavram makbul bir kavram değildir. İnsanüstü kavramda aynı şekilde makbul bir kavram değildir. Anormal bir durumun anormallikten çıkıp normal duruma gelmesi felsefe ile olan şeydir. Bu da bir tedavi sorunudur aslında. Böyle olduğu zaman şu akla geliyor; biz yaşamın ortalamasının somutlaştığı insan kavramını yakalayamadığımız zaman ya insan altına ya da insanüstüne savrulabiliyoruz.

Homo-öjenik durumlar evrensel genel geçer insanlık sorunları olduğu için uygun ve doğru sağaltım, felsefi sağaltımdır. Her çatışma zorunlu olarak nevrotik değildir. Hatta bir ölçüde çatışma normal ve sağlıklıdır. Benzer şekilde acı çekmek her zaman patolojik bir durum değildir. İnsan düzeyinde bulunmak ne demektir? Aslında başkaları için bir eylemde bulunmak, başkalarının yararına bir eylemde bulunmakla insan ancak kendi varoluşunun farkına varabilir. Daha genel çerçevede söyleyecek olursak, varoluşsal ve yaşamsal boşluk kendi başına bile patolojik değildir. Ancak patojenik olabilir. Demek ki homo-öjenik varoluşsallık kendinden çok başkaları için var olmak demektir. Bu da bize Turgay Sehil’in kısaca EEM yani Etkileşimsel Evrensellik Modeli adını verdiği etkileşimsel modelinden faydalanmamız gerektiğini göstermektedir. (Sehil, 2018). Etkileşimsellik kendi dışımızdaki insanlarla ve hatta her şeyle olan iletişimimizdir. Böylelikle hem kendini tanıyorsun hem de başkalarını tanıyorsun. Ama dışarıdaki insanlarla ilişkini koparıp sadece kendin ile ilgilenirsen kendini tanıyamadığın gibi başkalarını da tanıyamazsın.

O zaman homo-öjenik varoluşsallık, dışarıya açık bir varoluşsallıktır. İnsan-altı varoluş bir varoluşsal eksikliktir. İlişkisizlik olarak tanımlanır. İnsan olma aşaması kritik ve gerilimli bir aşamadır. Eğer bizim felsefi sağaltım dediğimiz doktrin, insan altına yönelik olsaydı çok dinamik olmazdı. Burada varoluşsal dinamizmi varoluşsal olan kavramdan alıyor. Felsefi sağaltım varoluşsal dinamizmini insan olma kavramından alıyor. İnsan-altı kavramı Plotinos’un, Farabi’nin, İbn-i Arabî’nin felsefe sistemlerinde ve Helenistik felsefede bir ay-altı âlem bir de ay-üstü âlem vardır. Ay altı-âlem bedenin yani geçici varlıkların bulunduğu âlemdir. Ama zihinsel ve ruhsal olarak da ay üstü âleme mensubuzdur. Fakat ne ay-üstü âlemde ne de ay-altı âlemde huzur bulamıyoruz. İkisinin arasında bir yerde bulunuyoruz. İnsan olmak arada olabilmeyi sürdürebilmek demektir. Yani “biz nereye varmayı istiyoruz” dersek insan olarak kalıp arada varoluşumuzu sürdürebilme yeteneğini kazanmaktır demek istiyoruz. Arada olmamızın sebebi hem acıyı hem sevinci, hem ruhaniyi hem de cismaniyi ikisini birden telif etmek zorundadır. Bu ise, her iki aşamayı da temsil etmek zorunda kalmak, yaşama karşı borçlu olmak demektir. Yaşama karşı borçlu olduğuna ilişkin varoluşsal ve yaşamsal homo-öjenik yöntem, yaşamı sanata dönüştürmenin yollarını açacaktır. Bu yöntemi HJ’ler (Homo-öjenikler) üzerinde uygulayacak olan PJ’ (Philo-öjenik)dir. Unutmamak gerekir ki PJ’ler de aynı zamanda HJ’dirler; HJ’lerden farkı, kendi HJ’liklerini fark etmeleridir.

Dünya Sağlık Örgütü “sağlık” kavramını, “kişinin bedensel olarak sakat ya da hasta olmaması değil, aynı zamanda ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik halidir” tanımında tıp, “değil”den öncesini tedavi eder; felsefe de “değil”den sonrasını sağaltır. “Değil”in öncesi ve sonrası, BNİT yararına “hekim ile filozofu” yan yana getirir.

.