Fenerbahçe’yi bu hallere düşüren spor basınımızdır!

Fenerbahçe’yi bu hallere düşüren spor basınımızdır!

Süper Lig Cemil Usta Sezonu 23. haftasında Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 21 yıl sonra yenmesinden sonra atılan başlıklara, köşe yazarlarındaki hiddete ve şiddete bakınca yazıma bu başlığı koymayı uygun buldum.

Ne Ali Koç, ne hakem, ne Ersun Yanal ne Tolgay Arslan!

Fenerbahçe’yi bu hallere düşüren, dedikodu, doğru olmayan haber, ırkçılığa varan fanatizmle onun sırtından daha çok para kazanmak için bin bir yalan uyduran, taraftarı, kulüp yöneticilerini yönlendiren spor basınımızdır.

Türkiye’de “üç büyükler” denen saflık olmasa bu zavallılar aç kalır inanın.

Bir futbol maçında -nihayet- Galatasaray’ın  Fenerbahçe’yi yenmesinde saç baş yolduracak, başkana küfüre varan hakaretlere neden olacak, Ersun Yanal’a istifa et baskısı yapmayı gerektirecek denli anormal ne var?

Zavallı Yanal sizin geçen haftaki yenilgiyi Hasan Ali Kaldırım’ın oynatılmamasına bağlamanıza inandı işte; ne çabuk unuttunuz yazdıklarınızı!

21 yıl sonra yenmiş adamlar sizi; ilanihaye yenilecekler miydi?

İstatistik biliminde bile biraz insaf vardır Fenerbahçe “camiası”nda bu da kalmamış. -Pardon Fenerbahçe basını diyecektim!-

Taraftarları zıvanadan çıkaran, Türk futbolunun ilerlemesini engelleyen bizim spor basınımızdır.

En son yazdıklarına bakalım.

O ne başlık öyle: “Galatasaray Fatih Terim’le tarih yazıyor!”

Sanki Terim ilk kez GS hocası olmuş ilk “kıtalararası derbi”de -ki bu komik deyimi de siz buldunuz!- Fenerbahçe’yi yenmiş!

Baylar siz sazan beyinli olabilirsiniz ama bizi oraya yatırmayın: O 21 yılın belki abartıyorum ama en az 10 yılında Fatih Terim vardı Kadıköy’den başı önde ayrılan.

Hele TRT Spor dahil “Ersun Yanal istifa etti!” yalan haberi…

Yanal 38 puanla liderin 7 puan gerisinde. Ne var bunda? Daha 11 maç var geride! Süper Lig alev alev; herkes herkesi yenebilir!

Haftaya lider giren Real Madrid bile dün La Liga’nın orta sıralardaki takımı Levante’ye yenilerek liderliği Barselona’ya kaptırdı. Kimse hoca istifa başkan istifa demedi.

Sizden iyi oynayan Galatasaray’a yenildiniz diye nedir bu kızılca kıyamet! Bir defa da yenilin arkadaş!

BORÇ BATAĞINDALAR!

Türk futbolunu bir türlü Avrupa’da layıkıyla temsil edemeyen, Avrupa kupalarında eleme maçlarında genellikle gruplara bile kalamayarak sıradan takımlara yenilen ama ülke içinde aslan kartal havasında feodal yönetimlerin ve acımasız spor basınının ha bu yıl olacak umudu pompalayarak oyuncak olan, “üç büyükler” denen büyüklüğü kendinden menkul kulüpler, borç içinde yüzüyor!

Evet bu “şiddet” ve “celal”ın, Ali Koç’un “Beni satmayın” diye feryat etmesinin nedeni vs. tamamen duygusal!

UEFA’nın 2018 yılı finans raporuna göre Avrupa’da en fazla net borcu olan 20 takımlı listede 3 Türk takımı var!

Bu üç takım hangi takım sizce?

Doğru bildiniz!

Fenerbahçe 334 milyon euro ile -Avrupa klasman başarısında değil ama- borçta maşallah 6. sırada!

Beşiktaş 183 milyon euro ile 15. sırada.

Galatasaray ise 175 milyon euro ile 17. sırada!

UEFA Raporu’na göre son iki yılda (2018-2019) finansal fair play yapılandırma anlaşmasını ihlal eden üç kulüp oldu, bunlardan ikisi Türkiye’den çıktı. Rus ekibi Rubin Kazan’ın yanı sıra ​Fenerbahçe ve ​Trabzonspor’un da yaptıkları anlaşmaları ihlal ettikleri ve bunların yargısal birime sevk edildikleri vurgulandı.

Beşiktaş’a da 100 bin euro ceza verildi!

Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un toplam borcu, geçen sezon itibarıyla 10,6 milyar liraya ulaştı

Hepsinin taraftarları kışkırtacak denli sinir içinde olmalarının nedeni bu kadar “küçük” bir neden işte!

Evet, hepsi Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanıp ayak bastı parasına bile razılar!

Ey “üç büyük” taraftarlar/ı!

Onların yıllardır yediği şu yukarıdaki paralarla şimdiye dek inanın iki Barselona, iki Real Madrid kurulurdu!

Dün oynanan takımda ilk kez adlarını duyduğum ve gelecek yıl da duymayacağım oyuncular vardı.

Bir türlü şöyle oturmuş bir takım kurmayı başaramamak beceriksizlik değildir; kendi işlerinde maşallah çok başarılılar. Uzatmayalım…

İş taraftara düşüyor!

Körü körüne takım tutmayıp çağdaş yönetimlerin iş başına geldiği çağdaş kulüp olmaları için baskı yapan taraftar olmayı başarmak gerekiyor.

İstanbullu olmayanların kendi yaşadıkları kentin takımını tutup böylece futbol enerjisini tüm Türkiye’ye yaymak “üç büyük” tasalludundan futbolumuzu kurtarmak gerekiyor.

Eski Arap Birliği Başkanı Amr Musa, “Türkler AB üyesi değil ama onlardan öğrenmişler tüm kurum ve kuruluşları Avrupalılar gibi çalışıyor!” demiş.

Zavallı, sanırım “üç büyükler”i tanımamış”

Bir onları çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmayı başaramadık vesselam!

Ama onlara bu yıl zirveyi dar eden, yüzlerindeki maskeyi düşüren, büyüklük pelerinlerini çekip gerçek yüzlerini teşhir eden Anadolu takımlarının çağdaş yönetimleri bize umut veriyor.