FETÖ’nün ‘mağduriyet psikolojisine’ dikkat

FETÖ’nün ‘mağduriyet psikolojisine’ dikkat

Hangi dünya görüşünü paylaşırsak paylaşalım, amaçlarımıza ulaşmakta kullandığımız yol ve yöntemlerin en temelinde “gerçeklerin, zavallı egolarımızın bile üzerinde tutulması gerektiği” ilkesi olmalı. Yoksa FETÖ ve benzeri yapılanmaların “amaca giden her yol mubahtır” ilkesi vicdanımızı yaralar, insanlığımızdan utanırız.

FETÖ algı yönetimi ve propaganda alanında çok başarılı. Çakma hümanistler, oy peşindeki siyasiler ve satılık kalemler ile her daim iş başında. Din, siyaset ve para üçgeninde değerlerimize ve özgüvenimize saldırıyorlar. Milletimize karşı açtıkları bu psikolojik savaşta irademizi zayıflatmak, moral gücümüzü kırmak ve içimizde karışıklık yaratmak istiyorlar. FETÖ ile mücadeleye karşı kullandıkları en etkili silah ise “mağduriyet psikolojisi” oluşturmak.

Yakalanan birçok FETÖ mensubu kadının örgüt elebaşının talimatı ile öncesinden hamile kalmış olması en çok dikkat çeken hususlardan. FETÖ bunu bile planlayan çok sinsi bir yapı. Bu sayede hem kadın mensuplarını soruşturmalardan kaçırarak örgütsel faaliyetleri kadınlar üzerinden yürütüyorlar hem de yakalandıklarında elleri kelepçeli mahpus hamile kadın görüntüleriyle mağduriyet psikolojisi yaratıyorlar. Çok akıllıca!

15 Temmuz ardından askeri okullardan atılan öğrenciler de mağduriyet psikolojisine çarpıcı bir örnek oluşturuyor.

Bu okullarda okuyan yaklaşık 17 bin askeri öğrencinin ilişiği kesildi. Yapılan araştırmalar neticesinde özellikle 2012 yılı ve sonrasında yüzde 90’ı aşan oranda Fetullahçıların bu okullara sızdığı öğrenildi. Bu durum, soru çalma grafikleriyle desteklendi. Bu yönde birçok örgüt mensubu öğrencinin ve mahrem yöneticilerin itirafları oldu. Özellikle 2006-2014 yılları arasında yaklaşık 4 bin öğrenci, bu okullardan asker kılığına girmiş FETÖ hizmetçileri tarafından zorla ayrılmaya sevk edildi. Onların yerine özellikle 2008 yılı itibariyle yığınlar halinde FETÖ mensubu öğrenciler dolduruldu.

Peki, bu öğrenciler atıldıktan sonra dışarıda hangi isimle örgütlendiler, biliyor musunuz?

‘YAŞAYAN ŞEHİTLER!’

Bu sayede ulusal alanda şehitlik kavramı üzerinden vatansever oldukları şeklinde bir algı yaratmak ve böylece büyük bir mağduriyet psikolojisi yaratmak istediler. Bu okullardan haksız yere atılmışlardı, aralarında hiç FETÖ mensubu yoktu, hepsi Atatürkçü temiz vatansever gençlerdi! Yerseniz…

Peki, FETÖ mağduriyet psikolojisi yaratmakta başarılı oluyor mu?

Pekâlâ, çok fazla başarılı oluyorlar. Çünkü aklımıza değil, vicdanımıza sesleniyorlar ve duygularımızla oynuyorlar.

İşin en kötü tarafı da işte bu hengâme içinde gerçekten masum olanları, araya kaynayıp giden bahtsızları tespit etmekte ortaya çıkıyor.

***

Bu yazıyı, işte bu mağduriyetlerden sadece bir tanesini duyurmak adına kaleme alıyorum.

Çünkü FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelenin en zayıf noktası burada yatıyor, “adaletsizlik”!

Eğer adalet adına giriştiğimiz bir mücadelede yeni adaletsizlikler yaratıyorsak ve şayet dayısı olanı kollayıp kimsesizin sırtına biniyorsak kısa veya uzun vadede kaybedeceğimizi öngörmek için müneccim olmaya gerek yok.

Şimdi bahsedeceğim bu haksızlığı duyurmanızı ve FETÖ’nün “mağduriyet psikolojisi” taktiklerini göz önüne alarak her daim gerçek mağdurların yanında durmanızı ümit ederek Bülent Tiryaki’nin trajikomik bir filmi andıran hikâyesini yazacağım.

Bülent benim devre arkadaşımdır. 2006 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne birlikte girdik. Dört yılımız birlikte geçti. Ben, 2010 yılında Kara Harp Okulu İntibak Kampı’na geçtiğimizin on üçüncü günü Fetullahçı sözde subayların işkencelerine daha fazla dayanamayarak okuldan ayrılmak zorunda kaldım.

Fetullahçıların askeri lisede fişledikleri öğrenciler sırayla “şok mangalarında” eritiliyor, kelimenin tam anlamıyla Kara Harp Okulu’nda bir katliam yaşanıyordu. Bülent de bu şok mangalarının birindeydi. Fetullahçı bir subay “Neden bana ters ters bakıyorsun!” deyip almıştı onu şok mangasına. Sadece basit bir bahaneydi bu. Fişlenen öğrenciler henüz okula varmadan biliniyor, sırası gelen alınıyordu şok mangasına.

Ben de sivil elbiseli henüz Kara Harp Okulu’na yeni girmişken Fetullahçı sözde bir subay tarafından “Neden cüzdanın ön cebinde? Aptal herif!” denilerek alınmıştım bu işkence dolu şok mangasına. Bülent çok ısrarcı çıktı, illa subay olacağım deyip dayanıyor bütün işkencelere. Zayıflığımdan mı yoksa akıllılığımdan mıdır bilmem ama ben anlıyorum ki bu işin sonu yaş, bizi mezun etmeyecek bunlar! Ayrılmak zorunda kalıyorum, Bülent devam ediyor…

Devam ediyor etmesine ama Harp Okulu’nda hayat bir zindan oluyor onun için. Ona ve onun gibi fişli öğrencilere sürekli fazladan sorumluluklar yükleniyor. Normal öğrencilerin bir, en fazla iki sorumluluğu varken Bülent gibilere en ağırından beş, altı sorumluluk veriliyor. Amaç, sürekli ceza verecek bir açıklarını yakalamak! Bülent’in devre arkadaşları izinde gezip tozuyor, Bülent hep cezalı… Sınav haftalarında idari işlerden dolayı ders bile çalışamıyor.

Fetullahçı sözde subaylar bununla kalsa yine iyi! Bir de Bülent gibi fişli öğrencilerin ders notlarıyla oynuyorlar. Şok mangasındaki öğrencilerin ders notları hep düşük geliyor. Fetullahçı sözde subaylar, onlara vatan haini muamelesinde bulunuyorlar.

Ne olursa olsun, Bülent bir söz vermişti annesine. İntibak kampında ayrılmak istediğinde ailesi sıcak bakmamıştı duruma. “Tamam anne, ben okuldan kendi isteğimle ayrılmayacağım, fakat onlar bir yolunu bulup beni okuldan atabilirler. Yine de elimden gelen her şeyi yapacağım.” diyordu.

Yıl 2015 oldu. Bülent dördüncü sınıfta. Mezuniyetine sayılı günler kalmış. Bu sıra disiplin notunu -1’e düşürüyorlar. Disiplin kuruluna çıkarılıyor.

15 Temmuz’da sıkıyönetim listesinde adı geçecek, TRT’de bildiri okunmasını emredecek, darbeye katılmayanları derdest edecek bir takım sıralı amirleri tarafından okuldan atılıyor. Bu karara karşı yürütmeyi durdurma talepli Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne iptal davası açıyor Bülent. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Daha sonra eve okuldan bir tebligat gidiyor. Tebligatta 2016 Şubat ayında eğitimine devam etmesi için okula gelmesi gerektiği yazıyor.

2016, bütün Türkiye için işlerin karışacağı yıl. Fakat gariptir Kara Harp Okulu bir duruluyor, sessizleşiyor, şok mangasındaki öğrencilere uygulanan işkenceler yok olma noktasına varıyor. Belli ki Fetullahçı sözde subaylar daha mühim işler peşindeler!

Okula döndüğünde eskiden Bülent’e uygulanan işkencelerden eser yok. Normal bir Harbiyeli gibi okula devam ediyor. Bu durum o kadar rahat geliyor ki Bülent’e…

Eğitim öğretim süreci bitince staj dönemi başlıyor. Onu bitirdikten sonra tek bir dersten bütünlemesi olmasından dolayı okula gidiyor. Kaderin cilvesi! 14 Temmuz’da bütünleme sınavına giriyor. Sınavı çok güzel geçiyor. Sınavdan sonra otobüse binip memleketine dönüyor. O kadar mutlu ki Bülent, vermiş olduğu “şeref savaşını” neredeyse kazanmış durumda. Hayali tam önünde duruyor, uzansa kavuşacak, ha gayret!

Tek bir sorun var tabi. O da mahkemenin henüz nihai kararı vermemesi. 15 Temmuz hain Fetullahçı darbe teşebbüsü sonrası 669 sayılı KHK ile bütün askeri öğrenciler okullardan tasfiye ediliyor. İki gün sonra ise Bülent mahkemeyi kazandığını öğreniyor fakat bunun bir önemi yok. Bülent artık tasfiye edilen, omuzlarına yıldızlar yerine “Fetullahçılık şüphesi” yüklenen eski bir askeri öğrenci!

Gazi Üniversitesi’nden aldığı damgalı diploma ile hayatını sürdürmek durumunda.

***

Fetullahçılar tarafından yıllarca hor görül, okuldan atıl, hukuk mücadelesiyle okula dön, Fetullahçılar darbeye kalkışsın ve bu sefer de Fetullahçılık şüphesiyle tasfiye ol!

Film gibi!

Ne olursa olsun Bülent, askeri lisede ruhuna işleyen vatanseverliğini terk etmedi. Devletine küsmedi. FETÖ argümanlarına sarılmadı. Mağduriyet psikolojisi yaratmaya çalışmadı. Bazılarının yaptığı gibi bir bütün halinde tasfiye edilen öğrencileri savunmaya kalkışmadı. Sadece adalet istedi, adalet istiyor.

Duyan olacak mı?

Bülent hak ettiği işlere kavuşacak mı, hak ettiği o güzel geleceğe ulaşacak mı?

İş görüşmelerinde önüne çıkan bu kara lekeden Bülent nasıl kurtulacak?

Bilen birileri var mı?