FETÖ’nün yeni savunma argümanı! Darbeyle alakamız yok!

FETÖ’nün yeni savunma argümanı! Darbeyle alakamız yok!

Biden hükümeti masaya oturduktan sonra, Türk Hükümeti’ne karşı yaptığı saldırıların ve FETÖ örgütüne karşı programlı savunmalarının temeline yeni bir argüman oturtmaya çalışılıyor. Bu argüman Fetullah Gülen Terör Örgütünün 15 Temmuz darbe girişiminde hiçbir dahli olmadığı şeklinde. Yeni stratejileri tutarsa yakın zamanlarda bu argüman, kamunun önündeki tartışmaların arasına katılabilir. FETÖ ihaneti diğer siyasi kavgaların arasında eriyip gidebilir.

Olur mu olur…

Türk Devleti’nin Fethullah Gülen hareketi ile mücadelesinde milat 15 Temmuz ve sonrası değildir. Türkiye darbe girişiminden çok önce Erdoğan başkanlığındaki AKP’nin ve ona bağlı bazı siyasetçilerin yargılanması talebinin arkasında Hizmet Hareketinin yargıç ve savcılarının olduğunu belgeleyen 84 dosyayı 2013 yılında ABD’ye göndermiştir. Dosyaların akıbeti hakkında halen somut bir sonuç alınamamıştır.

15 Temmuz sonrası Gülen’in bizzat kendisi ve temsilcileri, başarısız darbe girişiminin arkasında olmadıklarını tekrar tekrar ifade ettikten sonra stratejinin argümanı somutlaşmıştır.

Uşak’ta bir mahkemenin Gülen’i iki kez müebbet ve 1900 yıl hapis cezası ile yargılamasının uluslararası mahkemelerde bir karşılığı olmamıştır.

Darbe sonrası yaşananları hatırlamamız çok çok önemli. Bildiğiniz üzere Biden ve ekibi darbenin sorumlularını tarihsel ve siyasi olarak temizleme girişimleri 24 Ağustos 2016 tarihinde Türkiye’ye gelerek başlattılar. Joe Biden ve arkasındaki küreselci stratejinin temsilcileri, Türkiye’de yaşanan darbe girişimi sonrası dönemin ABD hükümetinden bağımsız bir şekilde devreye girdiler. Ne yazık ki o dönemde Joe Biden ve ekibinin devreye girmesini yorumlayacak ne iktidar aklı ne de muhalefet bilinci mevcuttu.    

Biden’ın FETÖ’CÜLER ve Türk hükümeti arasında yeniden bir bağ kurma girişimi somuttu. Biden Türkiye’de yaptığı açıklamalarda ABD’nin 15 Temmuz’da yapılan darbeyi önceden bilmediklerini ısrarla vurguladı. Savunmanın argümanlarının şekillendiği daha ilk ifadelerinden belliydi.  

Yetkililer Joe Biden’ın neden Türkiye’ye geldiği sorgulamadılar. Hükümet yetkilileri Biden’ı Amerikan Devleti’nin bir temsilcisi gibi kabul ettiler. Küreselcilerin yerli muhalif temsilcilerinin Biden ile görüşme programı da birebir işledi.

Hükümet Joe Biden’dan Gülen’in iadesini talep etti. Erdoğan, Gülen hareketine karşı talep edilen “affetme” isteğini kesin dille reddetti. Biden hükümetin taleplerine istinaden iletişime devam edeceklerini ancak talebin ABD’nin yasalarına uyması gerektiğini söyledi. Biden gönderilen dosyalarda bütün delilleri titizlikle inceleyeceklerini de ekledi. ABD’de mahkeme süreçlerinin geç işlediğine vurgu yapan Biden, dosyalarda Fetullah Gülen örgütü ve darbe girişimi arasında bir bağlantı kurarlarsa iki ülke arasında suçluların iadesiyle ilgili prosedürün işleyeceğini dahi söyledi. Biden ülkemizden ayrılmadan önce hükümeti kastederek tam olarak şu sözleri kullandı: “Haydi onlara biraz zaman verelim. Sonra harekete geçelim”. Uluslararası arenada demokratik ve müttefik olmanın gerektirdiği sorumluluk bir film kıvamında sahnelendi. 

Joe Biden başkanlık koltuğuna oturduktan sonra darbe sonrası 2016 yılında kullandığı ve dosyaların içeriğine dair ABD hukukunu önceleyen ifadelerini unutmuş görünüyor. Yeni argümanları, darbede Fetullah Gülen yapılanmasının sorumluluğunun olmadığı halde devletin 300.000 kişiyi tutukladığı, 150.000 kişiyi işinden ettiği ve FETÖ yapılanmasının temsilcisi medya yapılanmalarının kapattığı, muhalif hukukçuları hapse attığı yönde.    

Bu strateji yakın zaman önce Biden hükümetinin Türk Hükümetine ve doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı 54 senatörünün imzaladığı bildirinin içeriğindeki ifadelerle ve ardından yapılan açıklamalarla gündeme yerleşti. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminin arkasındaki gücün Washington olduğu ifadesi reddedildi ve “tamamen yalandır” şeklinde bir açıklama yapıldı. Ayrıca “Erdoğan, yıllardır poliste, adliyede, askeriyede ve diğer devlet kurumlarında Gülen destekçilerinin bir paralel yapı kurduğunu ifade ediyor. Ancak Gülen 1999’dan beri Pensilvanya’da sürgünde yaşayan bir hatiptir. Gülen darbe girişiminde dahli olmadığını söylemektedir” şeklinde ifadeler kullanıldı. 

54 senatörün tamamı, yani ABD senatosunun çoğunluğu Recep Tayyip Erdoğan’ı yerli muhalefeti marjinalize etmek, önemli medya güçlerini susturmak, gazetecileri hapse atmak ve bağımsız yargıyı tasfiye etmekle suçluyorlar.

54 senatör mektuplarında artık Washington yönetimi adına konuşuyor ve Erdoğan’ın ülkede ve uluslararası alanda yıkıcı politikalarını bırakmasını, politik nedenlerle içeri atılanları salmasını ve otoriter yönetim algısını bitirmesini dikte ettirmeye çalışıyorlar. ABD-Türkiye ilişkilerinin devamının koşulları olarak da tutuklu Fetö’cülerin salınması yanında Suriye, Libya politikalarından vazgeçilmesi ve S-400 savunma sistemlerinin kullanılmaması olduğunu deklere ediyorlar.

Anlaşılacağı üzere Washington yönetimi Türk Hükümeti’ni ve Erdoğan’ı kuşatmış görünüyor. Bu kuşatmayı muhalefet çok iyi biliyor ve elinin güçlendiğinin farkında. Kuşatma altındaki hükümet çember daraldıkça demokrasi dışı yöntemleri zorluyor. İşte o zaman çember daha da daralıyor. ABD’nin Ortadoğu, Balkan, Kuzey Afrika ülkelerinde yürüttüğü programlı yıkım hareketinin bir benzeri şu an Türkiye’de tıkır tıkır işliyor.

Her koşulda bu devlet bizim devletimiz. ABD hükümetinin programına karşı durmak bir vatan sorumluluğu ve millet bilinci. ABD programını bozmanın temel argümanı hükümetin FETÖ mücadelesinden geri adım atmaması yanında demokrasinin gereklerinden, hukukun üstünlüğünden ve ekonominin zorunluluklarından taviz vermemesi. Bir anlamda bozduğunu düzeltmesi. Hükümetin 2002 den beri yürüttüğü sorunlu devlet yönetimi, bugünlere gelmemize neden oldu. Buradan çıkışta yeni bir yol açıp açmayacağından da kuşkuluyuz. Aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık misali seyrediyoruz. Kısacası hükümetin önündeki yol ayırımı milletin kaderiyle eşit…