Filibe, Bulgaristan

Filibe, Bulgaristan
Filibe, Bulgaristan

2014 Temmuz ayında eski arabamla çıktığım harikulade Balkanlar gezim iki aydan fazla sürdü. Her zamanki gibi kesin bir planı olmayan, yollarda kendince şekillenen bu Balkan gezisi, dört ay süren Güney Amerika gezimle birlikte ruhumda unutulmaz izler bırakan uzun bir yolculuk oldu.

Bazı yerlerde arkadaşlıklar, bazı yerlerde doğal güzellikler, bazı yerlerde kendine has mimari ve kültür öne çıksa da uzun süren gezilerimde bu iki bölge şu ana kadar açık ara en sevdiğim ve benim üzerimde en fazla etki bırakan yerler oldular.

Milattan Önce 10.000 yılından bugüne Filibe…

Filibe, Bulgaristan’ın ikinci büyük kenti. Çok eski bir tarihe sahip. Zaten hayat veren coğrafi konumuyla tarih boyunca insanlara, ırklara ev sahipliği yapmış. Milattan önce 10.000 yıla, yani Neolitik Çağ’a kadar uzanan bir tarihi var deniyor. Meşhur Makedon fatih Büyük İskender’in babası Filip’e istinaden Türkçede Filibe, diğer lisanlardaki genel karşılığıyla Filippopolis (Philippopolis) deniyor.

İlk olarak Trakyalılar (Thracian) tarafından milattan önce 8. yüzyılda anladığımız anlamda şehir olarak kurulmuş. Daha sonra sırasıyla Persler, Eski Yunanlar, Keltler, Romalılar, Gotlar, Hunlar, Bulgarlar, Slavlar, Ruslar, Haçlılar ve Türkler tarafından ele geçirilmiş.

1360’lı yıllarda Osmanlı egemenliğine geçen Filibe, 500 yılı aşkın süre bu düzende yaşamış. 4 Ocak 1878’de Osmanlı-Rus Savaşı’nın sonunda Ruslara geçmiş. Bu tarihte özerk bir statüye kavuşmuş ve Osmanlı’nın Doğu Rumeli Eyaleti’nin başkenti olma özelliğini devam ettirmiş. 1885 yılında da Bulgaristan’a katılmış.

Daha sonra devam eden Balkan Savaşı’nı da düşünürseniz, bölgedeki Türk etkisi yüzyıllar boyu devam etmiş. Bana göre halen de devam etmekte. Yani atalarımızın 500 yılı aşkın bir birlikte yaşama süreci ve kültürü var bu topraklarda. Zaten bu izleri yemekleri başta olmak üzere birçok şeyde görüyorsunuz.

Balkanlar’daki İlk Gün…

Geçen hafta başladığımız Balkan gezimiz, Kapıkule çıkışı sonrasındaki ilk konakladığım kent olan Filibe’de başlamıştı.

İlgili yazı: Bir kaçış öyküsünün başlangıcı

Gece boyunca açık kalan soğutma sistemi nedeniyle her tarafım buz kesmiş biçimde kalktım yataktan. Gezinin heyecanı ile pek umursamamıştım bu hali. Bu tip gezilerde hasta olmak hiç de hoş olmuyor doğal olarak. Keyfi kaçıyor insanın ve geziden zevk alamıyorsunuz. Normalde evimde böyle kalktığım bir sabah nazenin durumlara geçer, yatakta kalırdım. Ama bu gezinin daha ilk günüydü ve Filibe beni bekliyordu.

İlk işim, araba hala dışarda mı diye bakmak oldu. Mahallenin diğer arabalarıyla kardeş kardeş oturup beni bekliyordu yol arkadaşım. Gülümsedim. Araba ile dolaşma yerine yürümeyi yeğledim. Sabahın erken saatlerinde, gittiğim yerleri yürüyerek gezmek ilk işim oluyor genelde. Sütçüler, gazete dağıtanlar, çöpçüler ve sabahın erkencileriyle birlikte sokaklarda dolaşmak şehrin ruhunu anlatıyor size. Sadece bu yürüyüşler bile içimi ısıtıyor farklı mekanlarda.

Yanıma biraz Euro alıp evden çıktım hemen. Daha para bozdurmamıştım. Bulgaristan’ın resmi para birimi “Aslan” anlamındaki “Leva”. Bizdeki Kuruş’un karşılığı olatrak Stotinki’yi kullanıyorlar. 1 Leva, 100 Stotinki’den oluşuyor.

Bulgaristan, 2007 yılında Avrupa Birliği’ne girmiş. Ancak henüz Euro bölgesinde değil. Bu giriş, her yerde az çok olduğu gibi kapitalist kültürü de buyur etmiş Bulgaristan’a. Memnun olanı da var olmayanı da. Memnun olanlardan ben memnun olmuyorum.

Sabah erken saatte “Merhaba!” boş Filibe sokakları…

Evin çıkışında geniş Arnavut kaldırımlı sokakta yürümeye başladım. Eski binaların olduğu, biraz bakımsız, görece boş bir sokaktı. Merkeze olan yolu bir gece önceden bildiğimden çoğunlukla eski binaları, bahçelerini, okul ve bakkal gibi dükkanları seyrede seyrede yürümeye devam ettim.

Bir üst geçitte, yürüyenlerin çoğunun kadın olduğu dikkatimi çekti. Panolardaki Kiril alfabesi yazıları görmek farklı bir yerde olduğumu hissettiriyordu. “Simitchi” isimli ufak büfeyi gördüğümde gülümsedim. Benzerlikler başlamıştı.Merkeze doğru yaklaştıkça yeni binalar görmekle birlikte duvarlarının sıvaları dökülmüş, pejmürde görünümlü binalar hala devam ediyordu. Çok güzel bir sabah havası vardı ama gün içinde epey sıcak olacağı da belliydi. Sevmiştim bu sokakları, sabah ferahlığı içinde mutluydum etrafımı izlemekten.

Gittiğim yerlerdeki ilk anlar çok önemli benim için. Şehrin ruhunu ve beni karşılamasını simgeliyor. İlk anda ısınmadığım bir yere, zamanla da ısınamıyorum genelde. Ya da çok nadir. 

Evden çıkışta sokağın görünümü.

 Üst geçit.

Bir alt geçide doğru

Simitchi

Filibe sokakları

Sovyet Mimarisi Etkisindeki Alt Geçitler…

Alt geçitler Sovyet etkisi olan ülkelerde, sıklıkla kullanılıyor. Bu alt geçitler donuk ruhlara sahipler. Basık ve loş koridorlarının yan taraflarında uzanan eski tip dükkanlarıyla birbirlerine benziyorlar. Son 150 yılı Sovyet etkisi altında geçirmiş yerlerde alt geçitler mimari yapının bir alt kümesi. O karanlık koridorlara vuran beyaz florasan ışıklandırma ve züccaciye, kırtasiye, çiçekçi, büfe tarzı dükkanların renklendirmeye çalıştığı yerler. Dünyada çok fazla yer görme imkanı bulamamış kişilerin yer altlarındaki renkli hayal dünyaları diyorum ben bu tip geçitlere. Bu geçitlerden birinde bir boya sandukası ve tartı aleti de klasik görüntüleri tamamlıyordu. Karanlık dedimse sıkıldığım sanılmasın, bu yerlerin ruhunu seviyorum.

Eski evler, sokaklarıyla Filibe.

Alt geçitte, boyacının sandukası ve tartı aleti.

 Bulgar Milli Bankası (sıvaları dökülmüş eski binalardan biri)

Hüdavendigar Camii…

Meydana yaklaşırken altında çayhane, kafe gibi bir bölümün olduğu büyük bir caminin önünde buldum kendimi. “Hüdavendigar” isimli 15. Yüzyıldan kaldığı söylenen camiye Bulgarlar “Cuma Camii” diyorlarmış. Bu büyük camii ve külliyenin hemen önünde de Roma dönemine ait kalıntılar vardı. Şehir modern ve eski yapıların iç içe olduğu bir yapıdaydı.

Hüdavendigar Camii, Filibe (Plovdiv)

Hüdavendigar Camisinin önü.

Hüdavendigar Camii içi.

Hüdavendigar Camii, Filibe (Plovdiv)

Merkez Meydana Doğru…

Camii’den sonra ara sokaklarda salındım biraz. Peynirli bir hamur işi ve meyve suyu alıp, şehrin büyük meydanına giden ana bir caddeden yürümeye başladım. Bir bankta oturup aldıklarımı yerken gelip geçenleri izliyordum. Yıllardır aile içinde anlatılanlar, okuduklarım, hem aklımdan, hem önümden geçiyorlardı.

Filibe meydanına giden ana cadde

Özgürlük duygusu içinde yeni bir yerde olmak hep heyecanlandırmıştır beni. Yerin çok modern veya tarihi bir şehir olmasının önemi yok benim için. Kısa sürede kanıksayacak da olsam, ilk anların zihnime kaydı, orasıyla ilgili genel algımı etkiliyor. Filibe’nin merkezi bu ilk anlarda çok huzurlu ve mutluluk verici geliyordu bana.

Oysaki çok görkemli görüntüler değildi izlediklerim. Alıştığımın dışındaki farklılıkları gözlemliyordum. Tarihin, hayatın izlerini ve insanların yaşamlarını dışarıdan seyretmek bana büyük film içinde ufak sahneler izleme duygusu ile enerji veriyor. Harika bir Temmuz gününde Filibe’yi izlemek, havayı koklamak, insanlarla konuşmak, eski ustaların ellerinin değdiği taşlara dokunmak… 

Sokakta yaptığım kahvaltı sonrası yol üzerindeki fıskiyeli çeşmelerin birinden su içtim. Yol üzerinde birçok modern dükkânın, mağazanın bulunduğu caddelerden geçiyordum. Meydana doğru yaklaştığımı hissediyordum. Bir ultra modern yapının yanında sıvaları dökülmüş bir bina. Bu iniş çıkışlı görüntüler eşliğinde meydana ulaştım.  

Meydanın kenarında bir kafede oturup kahvemi yudumlarken anı defterime notlar alıyordum. İleride belediye binası ve önünde fıskiyeleriyle bir havuz vardı. Hemen yakında başlayan Çar Simeon parkı gezi ve buluşma noktası Filibe’de. Kübik ve soğuk yapılarıyla devlet binası olduğunu tahmin ettiğim binalar vardı. Meydanın kenarlarında ve bina önlerinde sergilerini açmış ressamların, sanatçıların eserleri bulunuyordu.

Filibe merkezindeki ana meydandan görüntüler:


Çar Simeon Parkı:

Bedava Şehir Turu (Free Plovdiv Tour)...

Filibe rahatlıkla yürüyerek gezilebilecek bir şehir. Tepelerle çevrili. İstanbul’a öykünerek belki de 7 tepeli şehir diyorlar. Çoğu halen “Tepe” ile sonlanan Türkçe isimler; Sahat (saat) Tepe, Cambaz (Dzhambaz) Tepe , Taksim (Taxim) Tepe, Nöbet (Nebet) Tepe, Bunarcık Tepe (Alyoşa Tepe’si), “Dzhendem” Tepe. Ayrıca şehrin tarihi merkezi ve gezilecek yerler birbirine oldukça yakın.

Meydanın etrafında yürürken bedava şehir turu yaptıran gençlerin teklifleri üzerine her gün 11:00’da başlayan bedava tura katılmaya karar verdim. Bu gençlerin oldukça akıcı ve iyi İngilizce konuşmaları dikkatimi çekti. Daha sonra başka yerlerde de, turistlerle iletişimde bulunan Bulgar gençlerin çok iyi İngilizce konuştuklarını gördüm. Sanki Amerikan gençlik dizilerinden fırlamış bu arkadaşların turdaki konuşmalarının arasına serpiştirdikleri şakaların bile bilindik Amerikan iletişimine uygun tiplerde olması, mutluymuş tonlamalarının sahteliği canımı sıkıyor ve düşündürüyordu beni. Orta yaş üstü kişiler ve yaşlılar için ise durum çok da değişmemiş gibi geldi bana. Neyse biz 3 saatlik Filibe turumuza dönelim.

Tur, Simeon parkında toplanmayla başladı. Filibe’nin tarihi ile ilgili belli bir süre konuşma sonrasında hemen yakın bölgelerden  itibaren şehri gezmeye başladık. Trakyalılardan başlayarak tarihi çok güzel anlatıyordu genç rehber.

 Rehber genç kız tur hakkında bilgi verirken.

Turdan ilk görüntüler

Turdan ilk görüntüler

Eski Şehir (Old Town)...

Her tarihi kentin eskiden kurulmuş olan ve olabildiğince muhafaza edilmiş bölgesine “Eski Şehir (Old Town)” diyorlar. Filibe’nin eski şehrine meydandan kısa bir yürüyüşle ulaşabiliryorsunuz. Kısmen turistik bir hale gelmiş şehrin bu eski bölgesindeki binalar, hatta kayalar resimler ve graffitilerle doluydu. Gezerken keyifli bir açıkhava sergisi ruhu veriyor. Bu arada da biraz propaganda kokan güzelleme tarzı hikayeler tarihi gerçeklerle karışık biçimde anlatılıyor.

Graffitiler:

Bu eski şehir bölgesinde bana ilginç gelen ilk yer bir “Mevlevihane” oldu. Hemen onun yakınında Aziz Konstantin ve Helena Kilisesi, bazı eski önemli kişilerin müzeye dönüştürülmüş evleri, Hisar Kapı (Hisar Kapıya), caddelere taşan evlerin cumbaları vardı.

Mevlevihaneden görüntüler


Aziz Konstantin ve Helena Kilisesi

Filibe Eski Şehir sokaklarından görüntüler ⇓

Grupta 6 yaşlarında Fransız bir çocuk vardı. Nasıl bir sevgi ile bu gezide bana bağlandı. Ailesinin de onayıyla el ele kucak kucağa dolaştık bu tatlı yumurcak ile. 

Tur grubumuzun toplu fotoğrafı

 Sevgili manevi ve kısa süreli Fransız oğlumla

Gayrimüslimlere Fazla Vergi Konusu ve Turun Sonu…

Türklerden kalma bir sürü konuya değiniyordu rehber kız. Merak ettiği bazı şeylerin Türkçesini bana soruyordu. Oldukça fazla konuya değindiği bir anlatım yaptı. Bu vergi işi Balkanlarda Müslümanlığı kabul etmemiş toplulukların veya kişilerin epey canını yakmış olacak ki, rehber kız gayrimüslimlerin daha fazla vergi vermesi konusunu hâlâ dile getiriyordu.

Turumuz Nöbe Tepe’de sona erdi. Eğer bir gün Filibe’ye giderseniz kesinlikle katılmanızı önereceğim bir etkinlik bu. Şehrin panoramik görüntülerinden birini izleyip rehberimize teşekkür ettik. Tur, her ne kadar bedava da olsa bize zaman ve bilgisini veren bu gence grup olarak bir bahşiş verdik. Gün batımını izlemenin keyfini yaşadıktan sonra Eski Şehir’e yönlendim.

Gün batımı Nöbet Tepe’den Filibe’nin görünümü

O gece Filibe’ye gelmeden önce Türkiye’deyken irtibat kurduğum Maria ile buluşacaktık. Couchsurfing’den bana evini açamasa da akşam buluşmaya gelecekti Maria. 

Çorba Keyfi…

Maria yanında bir hemşire arkadaşıyla geldi. Doğu bloku ülkelerine mensup birçok insan gibi güvensizlik üzerlerinden atılmış değildi. Yanında biri olmasını istediği belliydi. Ama muhabbete başladıktan sonra buna gerek kalmadığını anlayacak ve rahatlayacaklardı. Yemek için bazı yerlere baktıysak da, “Benim canım çorba istiyor” demem sonrasında beni götürdükleri çorbacıda şok oldum. Mercimek, Tavuk Suyu, İşkembe, Kelle Paça dahil daha birçok çorba tipinin olduğu böyle bir çorbacıyı gördüğüme oldukça şaşırmıştım. Harika bir İşkembe Çorbası içtim. Bir de nohutlu başka bir çorba ile keyifli bir akşam yemeği olmuştu bana. Epey sohbet ettik.

Onların anlatımlarından Bulgaristan’ın o zamanki dönüşümleri ve çalışan sınıf üzerindeki etkilerini dinledim. Harikalar diyarı değildi sonuçta.

Eski Şehir’de bir çay bahçesinde bizdekinin aynı adı ve tadıyla boza içip sohbete devam ettikten sonra arkadaşlardan ayrılıp ikinci güne daha dinamik başlamak için dinlenmek üzere evime döndüm. Yemekte bol limon sıkmıştım. Henüz ilave vitamine veya ilaca gerek yoktu. Gün boyu azalarak süren geniz akıntım neredeyse yok olmuş, epey rahatlamıştım. Gece havalandırma sisteminin çarpmasına izin vermeden güzel bir uykuya geçtim.

Filibe’de İkinci Gün…

İkinci güne epey erken başladım yine. Artık şehre alışmış haldeydim. Filibe’deki ikinci camiyi görmem aniden yol üzerinde karşıma çıkmasıyla tamamen tesadüf eseri oldu. Çok daha küçük bir camii idi ve o da faal olarak kullanılıyordu. Eski Şehir’e giden yolda bir binanın tüm yan yüzünü kaplayan siyah beyaz renklerin hakim olduğu, Bulgar kültürüne ait giysiler giymiş bir kadın erkeğin de resmedildiği, Picassovari figürlerin bu bölge ile harmanlanmış halinin bulunduğu bir grafitiyi izledim bir süre. Yoluma devam ederken epey yaşlı bir sokak gitarcısının şarkılarını dinledim. Antikacı dükkanlarını dolaştım. Bir sokaktan geçerken büyük taşlarıyla Arnavut kaldırımlı sokağın sıcak ve arkadaşça görünümü çok yakındı ruhuma.  Bir de burasının eski Doğu Bloku ülkesi olduğunu fısıldayan, yolun yanında park etmiş Lada’yı görünce Filibe’nin sabahında bu sokaklarda dolaşmaya doyamadım. Niyetim Antik Roma Tiyatrosu’nu görmekti ama bu güneşli yaz gününde yol üzerindeki bu noktaları da anı hafızama katıyordum. 

Filibe merkezdeki ikinci cami.

Tüm binanın duvarını kaplayan graffiti (Eski Şehir, Filibe)

Eski Şehir’de yaşlı sokak çalgıcısı

Antikacı dükkanları

Lada park etmiş güzel bir Eski Şehir sokağı.

Antik Roma Tiyatrosu…

Yürüyerek antik Roma Tiyatrosunun bulunduğu yere geldim. Antik Tiyatro’nun açılışını beklerken sabahın erken saatinde tostumu sipariş ettiğim kafede oturuyordum. Oralarda çok içilen soğuk kahvemi yudumlarken havadaki huzur içinde her zamanki mütebessim gezgin modunun dayanılmaz keyfi vardı üzerimde.

Bu 2000 yıllık tiyatro çok iyi korunmuş örneklerden biriydi. 7000 izleyici kapasitesi ile etkileyici bir mekan. Tiyatroda gladyatör dövüşleri ve vahşi hayvanlarla mücadeleye dayalı gösteriler de yapılmış deniyor panolardaki yazılarda. Milattan sonra 5. Yüzyılda Hunlar tarafından tahrip edilmiş. Tiyatro 1960 yıllarındaki bir deprem sonrasında başlayan kazı çalışmalarıyla gün ışığına çıkarılmış. Filibeye gidenlerin mutlaka görmesi gereken bir yer ve şehrin tam merkezinde.

50-56 Antik Roma Tiyatrosu görüntüleri ⇓

Eski Şehir’de Dolaşmalar...

Eski Şehir’de içindeki eşyalarla korunmuş ve şahıs müzesi haline getirilmiş evler var. Evlerin eski ve biraz bakımsız olanlarını sevsem de çoğu epey iyi dış yüzey bakımı görmüşler. Gerek bu eski sokakları, gerekse cumbalı ve değişik mimariye sahip evleri sevdim.

Eski Şehrin müze evleri

Bar Kontrabas…

Eski Şehir’in sokaklarında gezerken “BAR KONTRABAS” yazısının Bulgarca yazılı olduğunu bu yazıyı yazarken değerli caz gönüllüsü arkadaşım Nazlı Toprak vasıtasıyla öğrendiğim John Coltrane’in resmi olan bir caz barı maalesef gündüz ve boşken gezdim. Daha sonra gidip bir gece müzik dinleyen varsa, duygularını almak isterim. 

Günün sonuna gelirken köşede oturmuş gitar çalan iki kafadarın yanına yaklaşıp gitarlarını rica ettim. Oturdum, birlikte çaldık, söyledik. Çok keyiflenmiştim.

Sokak çalgıcılarının güzel şarkısı

Sokak çalgıcılarıyla birlikte şarkı çalıp, söylerken.

Eski Şehir’de Bir Hostelde Derin Sohbetler…

Filibe’de konaklamak için bir evi seçmiştim ama Eski Şehir sokaklarında bir hostel levhası görünce içeri girmekten kendimi alamadım. Adını hatırlamıyorum ama orada kalmadığıma pişman olduğumu hatırlıyorum. Eğer Filibe’ye giderseniz Eski Şehir içindeki hostellerden birini seçin. Bu hostel olmasa da herhangi birinde kentin ruhunun tam kalbinde olacağınızı garanti ederim.

Hostelin ortamını görmek ve bir fiyat karşılaştırması yapmak istiyordum. Yani 5 dakikalık kısa bir ziyaret yapmaktı niyetim. Nereden bilirdim, orada başlayacak muhabbetin gece yarısına kadar süreceğini. O zaman için ses kaydı veya görüntü alma ihtiyacı hissetmemişim. O yüzden bu kısımda foto, video veya ses bilgisi olmayacak. Ancak Bulgar kökenli bir Roman adamın hayat hikayesini dinlemeye başladığımda; acıklı, heyecanlı, tutkulu, tehlikeli ve daha bir sürü duyguyu içeren gerçek hayat kesitini dinlerken kendimi adeta bir romanın içinde bulmuştum.  Hosteldeki Güney Amerikalı genç ile bir İtalyan da bu tutkulu sohbete katılınca alevli bir hal alan dostça sohbet, birlikte içilen akşam üzeri içkileri ve kucaklaşarak ayrıldığımız bir dost muhabbetine dönüşmüştü. Ayrıntılar çok önemli değil zaten. Gönlümün dolu dolu yaşadığını hissettiği anlardı. İnsanların ne kadar zor yaşantılar içinde, ne kadar aydınlanmış hayatlar yaşamış olduklarını görmekten mutluydum, hem de çok. Ayaklarım eve geri geri gitti o hostelden eve doğru yürürken.

Ertesi sabah tekrar yola çıkacak ve ikinci nokta olarak bu çingene ile sohbet sırasında bana söylediği tarihi Bulgar Krallığı’nın önemli başkenti Veliko Tarnovo’ya doğru yola düşecektim. 

Bu noktada gezgin arkadaşlarımdan Özgür’ün youtube kanalındaki bir videoyu sunuyorum sizlere. Bu kısa videoda güzel bir halk ezgisi eşliğinde izleyebilirsiniz.

Ruhunuzu, Duygularınızı Takip Edin…

Gezerken görülecek yerler çalışın tabii. Tarihini okuyun mümkünse gidilecek yerlerin. Hatta oralarla ilgili kitaplar okuyun önceden. Filmler izleyin. Bunların hepsi gezinize büyük değerler katacaktır.

Ama en önemlisi kendi ruhunuzu, duygularınızı dinleyin. Listeden bir yere daha çentik atıp gördüm demek yerine, “Yaşadım” diyebilmek için gönlünüzün aktığı bir yer varsa orada kalın bir süre. Bir insan size birşey anlatırken onunla aynı titreşimdeyseniz, unutun diğer yeri ve zamanı. Grubu yakalamak yerine onun yanında kalın. Bir manzara veya bir ayrıntı sizi yakaladıysa bırakmayın onu. Oturun izleyin. En azından tadacak kadar, tercihen doyuncaya dek zaman geçirin. Rahatsız olduğunuz veya zaman kaybı diye gördüğünüz hiçbir şeye de hak etmediği değeri ve zamanı vermeyin.

Kalıpların veya ön planlamaların değil, hissettiklerinizin doğru olduğunu ve size iyi geleceğini biliyorum. Kendinize inanın, çünkü bu hayatı “siz” yaşıyorsunuz. 

Sağlık ve sevgiyle kalın.