Film Tavsiyeleri

Film Tavsiyeleri

Arkadaşlar, film tavsiyesi konusunda yoğun talep var, fırsatı kaçırmayalım, sizleri en az on-onbeş yıl idare edecek özet listemi aşağıda veriyorum.

Önce şunu söyleyeyim, bilim-kurgu filmlerini hiç sevmem, bir tane dahi izlemiş değilim, ayrıca Marvel denilen Demir Adam, Hulk gibi kategoriden de tek bir film dahi seyretmiş değilim. Bu kişiliğiniz yetişmeniz kültür dünyanızla alakalıdır. Ben, ancak benim fikir ve duygu dünyamı beslemiş, bana yol göstermiş, vay anasını, müthiş, mükemmel deyip yerimden fırladığım ve sayelerinde insanlığa tutunduğum filmleri salık verebilirim.

İkinci ikazım, gerçek yani yaşanmış öyküler önceliğimdir, bir diğer hassasiyetim, tarihi filmler, sonra, filmin fonu ufka denize dağlara düzlüklere açılan yani oda ve binalar içinde değil arkası manzaralı filmleri tercih ederim.

EN İYİ FİLM TAVSİYELERİ

Önceliklerim arasında ‘Ortaçağı‘ tanımak, sonra ‘Rönesans‘ dönemi, sonra Fransız İhtilali, sonra I. ve II. Dünya Savaşı sonra ulusların bağımsızlık savaşları, sonra kölelik ve sınıf savaşları, tercihlerim arasında ilk sırayı alırlar.

Hemen başlayalım, Fransız İhtilali, altı ya da dokuz bölümlük dizi olmuştur, muhteşemdir, Danton‘u ve Robespiyer’i tanır ‘siyaset biliminin’ ilk sayfasının en büyük kavramları kral, birey, sınıf, cumhuriyet ve eşitlik, fikirlerinin doğuşuna şahit olursunuz.

İkinci, mutlaka bir şekilde bulun, Paris Komünü üzerine bir film var, müthiştir.

Savaş ve Barış ve Anne Karenina, Notre Dame’ın Kamburu vs. edebiyat uyarlamaları, mükemmel insanlık harikalarıdır.

Puşkin’in Onedin‘i muhteşemdir, Jean Austen’in Aşk ve Gurur, harikadır, John Steinbeck’in Gazap Üzümleri ve Fareler ve İnsanlar, kaçırmayın. Sanche’nin Çocukları‘nın bizde hatırası büyüktür. Madam Bovary, mutlaka. Robin Hood ve Cesur Yürek‘i söylemeye gerek yok, mutlaka. Koku, mutlaka. Neruda’nın Postacısı, mutlaka. Kan Dökülecek, olmazsa olmaz, burjuva ve kilisenin kavgası, ülkemizde de aynen yaşandı. Soğuk Dağ, mükemmeldir. Esaretin Bedeli, söylemeye gerek yok. Amerikan Güzeli, mutlaka. Uğultulu Tepeler (Rüzgarlı Bayır) şahesedir. Selma Hayek, Frida, güzeldir.

Şekspir uyarlamalarını hiç kaçırmayın, dizilerden Peaky Blender, David Lynch’in İkiz Tepeleri, olağanüstüdür, Netlifk’ten Marco Polo ve Narkoz, mutlaka.

Denizlerin Ortasında, mutlaka, çok yeni Parazit, mutlaka. Yedi Samuray, Cyrano de Bergarac, mutlaka. Dr. Jivago, mutlaka, General Patton, mutlaka. Guguk Kuşu ve Köpeklerin Günü ve Siyam Balığı‘nı ve Robert De Niro’nun (Geyik) Avcı, mutlaka, gençliğimizde en çok konuştuğumuz filmlerdir. Dogville, mutlaka, Lars Von Trier, bütün filmleri mutlaka.

Ayrıca tarihi şahsiyetler, Amadeus, Gandhi, Malcom X, Churchill, mutlaka. Hatırladıkça yazıyorum, İnsanlar Yaşadıkça, mutlaka. Turgut Özakman’ın Kurtuluş dizisini asla ihmal etmeyin, gerçek olaylar tarih tıpatıptır.

Aklıma geldikçe bu sütundan yazarım, şimdi size yönetmenlerden bahsedip, sonra bir kaç film daha söyleyeceğim, Francis Coppola, Martın Scorsese, Stanley Kubrick, Fellini, Spielberg, İngmar Bergman, David Lynch, Pier Paolo, Passolini, Visconti, Vittorio De Sica, Bertolucci, David Lynch, Bunuel, David Lean, Kurusawa, Godard.. Bu yönetmenlerin iyi kötü ayrımı yapmadan neyini bulursanız seyredin.

Bu filmler dünyaya bakışını şekillendirir kasabanızda köyünüzde oturduğunuz yerde size ‘kültür’ katar ‘sanat’ınızı yani kalitenizi yükseltir. Ve kötü çirkin zayıf vasat her şeyden rahatsız olmanızı sağlar ve hep mükemmel eserler aramaya başlarsınız.

İyi film seçimi ‘zaman kaybınızı’ önler, yoksa, Oscar, Bafta ve Cannes film festivallerinin sitelerinde bütün tarihlerin ödüllü filmleri yazıyor, girer, istediğiniz filmi seçersiniz, unutmadan, bu listelerde ödüllü ‘belgeselleri’ kaçırmayın.

Yukarıda verdiğim ‘filmler’ ana yemektir, bunun yanında dünya sinemasının harika eğlenceli çok güzel çok şaşırtıcı filmleri vardır, günü geldikçe tek tek isimlerini verir hatta üzerinde konuşuruz, işte size müthiş bir tavsiye:

Passolini‘nin çektiği ‘Decameron‘. Mesela, sinemayı sevmek için önce bu filmle başlayın derim.

Birazcık anlatayım, Decameron, bizim Binbir Gece Masalları ya da Nasreddin Hoca fıkraları gibi ya da halk hikayeleri gibi, İtalya’nın Ortaçağı’na dair hikayelerdir. İtalyan Edebiyatı’nın ilk büyük eseridir, yazarı Boccaccio, halk dilinin müthiş gücünü göstermiştir. Özetlersek, hayranı olduğum Passolini bu hikayelerden sadece dokuzunu filme alıyor. Filmi iyi inceleyin, giysiler mekan tam bir Ortaçağ sahnesi. Hikayelerin çoğunu aldatan kadınların ağzından anlatıldığı için kocaları hep çirkin ve salak ve sevgilileri de hep yakışıklı oluyor.

Passolini masal dilini aynen filme yansıtmış, yani, hikayeye birebir bağlı. Sakın filme bir seks filmi demeyin, kocaları savaşa gitmiş burjuva kadınlar kendi aralarında toplanıp çoğu müstehcen hikayeler anlatıyorlar ve asıl şuraya dikkat edin, halk bu seks hikayeleriyle Ortaçağ kilisesinin baskısına meydan okuyor. Bu yüzden hayatınızda göreceğiniz en eğlenceli rahibeler bu filmde.

Bir gün gelir başka coğrafyalara Uzak Doğu’ya da uzanırız ve mesela İran sinemasından da örnekler veririz, ancak, sıcak sıcak şunu söyleyeyim, ne olduğunu bilmediğiniz coğrafyalar dikkatinizi çeksin. Mesela Afrika, hemen aklıma geldi, Cezayir Bağımsızlık Savaşı filmi muhteşemdir. Hotel Ruanda‘yı unutmayın. Mesela Güney Afrika’nın ilkel tarihini anlatan Shaka Zulu dizisi muhteşemdir. Çölde Çay, atlamayın. Lawrenc‘i anlatan Nicole Kidman filmi Çöl Kraliçesi, atlamayın. Merly Streep-Robert Redford‘un Out of Africa, çok güzeldir. Amerika’daki siyah-beyaz kavgasını konu edinmiş, Özgürlük Yürüyüşü‘nü, Zafer‘i ve Yeşil Yol’u, unutmayın. Muhteşem filmler vardır, günü gelir yazarım. Bir son örnek Kafkasya’dan, Mandalina Ağaçları, güzel bir filmdir, Gürcü, Çerkez, savaşçıları anlatır.

Gelelim, son sözüme, bu filmler, kardeşlik, vefa, arkadaşlık, fedakarlık, bölüşmek, dayanışma, direnme, aşk, gurur, aile ve vatan ve insanlık değerleri gibi, insanlığın en soylu hikayelerini işler. Bu en temel insani duyguları bedeninize beyninize yerleştirip sizi ‘insanlığın’ büyük kavgasının içine çeker.

Bu filmleri içinizde değerlendirin, eleştirin ve izlediğiniz çok sıkı bir film üzerine hemen başka bir film izlemeyin. Siz de bıraktığı etkiyi bir zaman düşünün. Bu film ne yaptı da beni bu kadar şaşırttı eğlendirdi içine çekti, deyin.

Mesela, Ekşi Sözlük‘ün sinema ve müzik maddeleri Türkiye’nin en büyük sinema ve müzik ansiklopesidir. Yüzlerce genç insan orada iyi-kötü anlayan-anlamayan doğru-yanlış yorumlarını yapmıştır, mutlaka bir göz atın. Mesela, biz gençken, filmler üzerinde bu kadar çok bilgi yoktu ve iyi filmleri kısa yoldan şöyle kestirirdik, Dustin Hoffman oynamışsa, Merly Streep varsa, Al Pacino varsa, bugünlerde de Nicole Kidman varsa, mesela Kübrick filmiyse, artist ve yönetmen isimlerine güvenir gözümüz kapalı izlerdik, Full Metal Jacket ve son şaheseri Gözü Tamamen Kapalı, gibi. Unutmayın, filmi izledikten sonra, bu film bana ne söyledi, deyin. Bilgisayarın fazladan bir şansı var, çok güzel bir sahneyi ya da iyi anlaşılmamış bir yerini dönüp bir daha izleyebiliyorsunuz.

Bana gelince, bilimde sanatta romanda sinemada, insanlığın bu kadar muhteşem eserlerini dünya gözlerimle izlediğim için kendimi hem çok bahtiyar ve ama bütün bu bilim insanlarına ve sanatkarlarına da kendimi çok borçlu hissediyorum, bu yüzden sık sık hikayeler yazıp, tüketen değil ‘üreten’ tarafta olmak istiyorum.

Ve son bir sır vereyim, sanat eseri konusunda delilik düzeyinde titizim, en küçük bir diyalog bozukluğunu dahi affetmem, akışı bozan araya zorla sokulmuş ideolojik mesajlar beni çok rahatsız eder, eseri, mahvettin, diye saçımı başımı yolarım, ancak.

Bir çok sıkı yönetmen dahi, muhteşem götürdüğü filmi, sonunda çok alakasız bir yerinde, zorlamayla yapmacık şekilde filme hiç yakışmayan sahneler diyaloglar bağlantılar koyar. İşte bu olmadı filmi mahvetti dersiniz. Şöyle, savaşan taraflara, siz kardeşsiniz deyip barıştırması için, yani çatışan karakterleri buluşturmak için zorlama sözcük ve sahnelerle barıştırır, uzlaştırır.

İşte, beni asıl filmin değerini düşüren bu zorlama sahneler ağlatır. Evet, bu sahneler filmin sanat değerini çok bozuyor, olmasa daha iyiydi, evet, ama? Nedenini çözemedim!

Yönetmenin filmi tehlikeye sokup filmin akışını bozup gereksiz mesaj atıp kahramanlarını kardeşleştirme çabası ya da imkansız aşıkları buluşturması karşısında neden zırıl zırıl ağlıyorum.

Şundan dolayı mı? Filmin akışına ve şartlara ve dünyaya bakıyorsun, bu düşmanların barışması ya da buluşması bu şartlar altında hiç bir umut yok diyorsun.

Bu umutsuzluğa çaresizliğe yönetmenin de dayanamayıp müdahale etmesi mi bizi duygulandırıyor!

Hayır, bu son nasıl bitecek hikaye anlatımının onbinlerce yıldır süre gelen büyük gizemi ve sorusudur.

Bir hikaye anlatıyorsan sonu mutlaka ‘mutlu’ bitmeli, en acımasız gerçekçi yönetmenler dahi mutsuz sondan çok korkar. Hikayeye uysa da uymasa da bizi yalandan sevindirmek ister.

İşte bu ‘yalan’ sona işte yalandan ‘sevince’, eserin sanat değerine düşüklük katsa dahi hiç sanat-manat oldu-olmadı demeden, sevinçten ağlarım!

NOT: Alttaki yorum bölümünden sizlerin film öneri ve eleştirilerini de bekliyoruz…