Fransa, Ruanda’da soykırım yapar, ama özür dilemez

Gürbüz Evren yazdı...

Fransa, Ruanda’da soykırım yapar, ama özür dilemez

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz 27 Mayıs’ta, ülkesinin soykırıma destek olmakla suçlandığı Ruanda'ya resmi ziyarette bulundu.

Macron, "Bugün buraya sorumluluğumuzu teslim etmeye geldim. Sizlerden af diliyoruz. Evet, Fransa uyarılara kulak asmayarak soykırımcı bir rejimin yanında durdu, ancak fiilen soykırımın suç ortağı değildi" ifadelerini kullandı.

Soykırım için özür dilemeyen Macron, af dileyerek işin için sıyrılmaya çalıştı ve Almanya Başbakanı Merkel’e resmen kazık attı (bu ifade için özür dilerim, ama işi aslı bu).

Macron ve Merkel’in, 2 Nisan’daki görüşmelerinde, Afrika ülkeleri Ruanda ve Namibya gündeme geldi.

Almanya’nın tavrı, “Ruanda’daki soykırımdan Fransızlar, Namibya’daki soykırımdan ise Almanlar sorumlu. Eş zamanlı olarak soykırımları tanıyıp, özür dilemek ve tazminat belirlemek” yönündeydi.

Macron ve Merkel’in, mayıs ayı başındaki görüşmesinde, eş zamanlı özür konusunda anlaşmaya varıldı.

Almanya’nın zaten Yahudi soykırımı nedeniyle sicili bozuk olduğu ve Namibya da uzun süredir Alman Hükümetine baskı yaparak konuyu uluslararası alana taşıdığı için, Almanlar bu işten bir an önce kurtulmak istiyordu. 

Fransızlar da Ruanda konusunda 25 yıla yakın süredir artan baskılardan bunalmıştı.

Her iki ülke de 27 Mayıs itibariyle soykırımları gündeme getirip, açıklamalar yaptılar.

Almanya, Namibya’dan özür diledi, ama tazminat değil 1,1 milyar Euro destek vereceğini bildirdi.

Ancak Fransızlar, Ruanda’daki soykırım nedeniyle özür dilemek yerine af diledi ve tazminat değil, ülkenin inşasına destek sözü verdi.

Bu durum Merkel’i çok kızdırdı ve Alman Dış İşleri Bakanlığı yetkilileri, “Fransızlara güven olmaz” sözlerinin doğrulandığını söylediler.

Bu konuda Paris ve Berlin arasında ciddi sıkıntının başladığını hatırlattıktan sonra gelelim Ruanda’da ne olmuştu sorusunun yanıtına.

6 Nisan 1994’de, Devlet Başkanı Juvénal Habyarimana’nın uçağının Başkent Kigali yakınlarında düşürüldüğü radyodan duyurulduğunda, 9 milyon nüfuslu bu orta Afrika ülkesi tarihinin en kanlı dönemine itiliyordu.

Interahamwe üyesi Hutular, daha önce hazırladıkları listelerde adı yer alan Tutsiler’i ve kendilerine karşı çıkan ılımlı Hutular’ı vahşice katletmeye başladıklarında, bölgede askeri birlikleri bulunan Fransa olayları izlemekle yetiniyordu.    

Katliamlara engel olmak üzere harekete geçen Ruanda Yurtseverler Birliği (RYB) Kongo sınırını aşıp, katliamcı Hutularla savaşarak Başkent Kigali’ye doğru ilerlemeye başladığında, işlenen cinayetlere seyirci kalan Fransa birden hareketlenerek, askerlerine RYB’nin ilerleyişini durdurma ve bölgeyi kontrol altına alma emri verecekti.

O ana kadar 600 bin Tutsi yaşamını yitirmişken, Fransız askerlerinin denetlediği bölgede katliam devam edecek ve 200 bin kişi daha Hutular tarafından öldürülecekti.

Katliam, Ruanda Yurtsever Birliği’ne bağlı güçlerin, Hutu Hükümeti’ni düşürmesi ile son buldu. Ardından Tutsiler’in intikam almak için saldırması üzerine yüzbinlerce Hutu, komşu Zaire'ye (Kongo Cumhuriyeti’ne) sığınmak zorunda kaldı.

Ruanda soykırımının Fransa için bir anlamı yoktur. Çünkü eski Cumhurbaşkanı François Mitterand, 12 Ocak 1998 tarihli Le Figaro gazetesinde yayımlanan açıklamasında şöyle demektedir: “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir olay değildir.” 

Fransa’nın, tüm inkâr çabalarına karşın Ruanda soykırımında ciddi bir sorumluluğu olduğuna, bu ülkedeki etnik gruplar arasında yaşananları en az 3 yıl öncesinden bildiğine, Fransız ordusunun binlerce sivil Tutsi’yi, katliam yapan Hutular’a teslim ettiğine ilişkin inkâr edilemeyen kanıtlar bulunmaktadır.

Le Monde Gazetesi, 2 Temmuz 2007 tarihli sayısında, Fransa’nın Ruanda soykırımındaki sorumluluğunu ortaya koyan bir yazı yayımladı. Fransa Cumhurbaşkanlığı arşivlerindeki belgelerden hareket eden gazete, söz konusu belgelerle, Fransa’nın soykırıma dair hazırlıkların bildiğini ve dönemin Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın karar verdiği askeri iş birliği türünün ne olduğunun kanıtladığını savunuyor. Gazeteye göre belgeler, soykırımdan 3 yıl önce Cumhurbaşkanı Mitterand’a Fransız diplomatlarının ve askeri makamlarının uyarılarda bulunduğunu doğrulamaktadır.

Gazete, Başkent Kigali’deki Fransız askeri ataşesi René Galinié’nin Fransa Cumhurbaşkanlığı’na gönderdiği 12 Ekim 1990 tarihli telgrafı ise en önemli kanıt olarak sunuyor. Askeri ateşe Galinié telgrafta, dönemin Hutu kökenli Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana yönetiminin Tutsiler’e yönelik baskıyı artırdığına dikkat çekiyor ve “bu çatışmanın etnik bir savaşa dönüşeceğinden endişe ediliyor” uyarısını yapıyor.

13 Ekim 1990 tarihli bir başka belgede ise, Fransız Büyükelçisi Georges Martres’in, Devlet Başkanı’nın partisi MRND tarafından organize edilen Hutu köylülerinin şüpheli Tutsi arayışlarını yoğunlaştırdığını ve Kibilira bölgesinde katliamların yaşandığı bilgilerinin geldiğini Paris’e bildirmesine rağmen, Fransa’nın Habyarimana Hükümeti’ne yardım etmeyi sürdürdüğü anlatılıyor.  

Gazetenin gündeme getirdiği 3 Şubat 1991 tarihli belgede de Fransız Genelkurmay Başkanı Amiral Jacques Lanxade, ülkesinin Ruanda’daki durumuna ilişkin seçenekler arasında Fransız askerlerinin varlığını değerlendirirken, bir birliğin gönderilmesinin Ruanda Hükümeti tarafından ‘’politikalarına şartsız destek” algılanabileceği uyarısında bulunuyor.

Söz konusu askeri birlik Genelkurmay Başkanı’nın uyarısı dikkate alınmayarak 21 Mart 1991’de Ruanda’ya gönderiliyor.

Le Monde Gazetesi’nin konu ettiği bir başka belgeye göre, Fransız Büyükelçisi Georges Martres, 13 Ocak 1993’te gönderdiği bir telgrafla soykırım sürecinin başlayacağı konusunda Paris’i şu sözlerle uyarmıştır; “Devlet Başkanı Habyarimana’nın, Janvier Afrika isimli ölüm timine gizli bir şekilde sistematik soykırım sürecini başlatması emrini verdiği yönünde kanıtlar var.”

Le Monde Gazetesi’nin belgeleri, Fransa’nın Ruanda üzerindeki etkisini korumak için, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilgi gösterdiği Tutsiler’e karşı Hutular’ın arkasında olduğunu kanıtlıyor.

Ruanda soykırımındaki sorumluluğundan dolayı Fransa’ya karşı Paris’te dava açan Tutsi avukatlarından Antoine Compte, 3 Temmuz 2007 tarihli açıklamasında, Fransa’yı şu ifadelerle suçluyordu: "Etnik temelde katliamlar sürüyordu ve elimizde Fransa’nın bunu 1993 yılının ocak ayından itibaren bildiğine dair kanıtlar var. Fransız askerleri, Fransız siyasetçilerin emrini yerine getirdi. Anglo-Sakson etkisine karşı Fransa’nın bölgedeki nüfuzunu korumak bir takıntı haline gelmişti.”

“Sınırsız Doktorlar” (Medecin Sans Frontiere) kuruluşunun eski başkanı olarak Afrika’da, özellikle de Ruanda’da yaşananlarını yakından gören ve ülkesinin suçunu bilmesine karşın inkâr eden dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, 2 Ekim 2007’de Fransız Europe 1 Radyosu’na yaptığı açıklamada, dolaylı bir itirafta bulunmaktadır. “Ruanda ile barışmak istiyoruz. Gözlerimizin önünde, ekranlarda bir soykırım yapıldı ve biz hiçbir şey yapmadık.”

Fransa’nın Ruanda’daki soykırımda oynadığı rol, Fransız askerlerinin kontrolündeki “güvenli” bölgede yapılan katliam Fransız yetkililer tarafından reddedilmektedir.

Ruanda ise Fransa’nın, Birleşmiş Milletler çatısı altında 1994 yılının haziran ve ağustos aylarında “Türkuaz” adlı insani-askeri operasyonu uyarınca aldığı görev sırasında soykırıma suç ortaklığı yaptığını belirtmektedir.

Ruanda ayrıca, soykırım sırasında, Fransız askerlerinin çok sayıda genç kadına tecavüz ettiğini, Tutsiler’i katleden Hutu Hükümeti’ne Fransa’nın silah ve cephane sağladığını ve soykırımı yapan Hutu milislerini eğittiğini öne sürmektedir.

Soykırım tanıklarından Ruanda'nın eski Paris Büyükelçisi Jacques Bihozagara ifadesinde Fransa’yı açıkça suçlamaktadır; “Fransızlar silah ve asker gönderdi. Katilleri eğitti, yollardaki barikatları kaldırdı ve Tutsiler’in yok edilmesi için tüm kolaylığı sağladı.”

Başkent Kigali’deki eski Fransız Kültür Merkezi görevlisi Venuste Kaijamahe de Fransa’yı suçlayarak, Fransız askerlerinin soykırımdan haberdar olduğunu iddia etmektedir; “Fransız askerleri her sabah Hutularla koşuya çıkıyordu. O zaman onların yanında olmaktan utanmadılar. Sanırım şimdi utanıyorlar ki saklıyorlar. Fransız askerlerinin bilgisi dışında katliamın yaşanması mümkün değildir.”

Ruandalı Milletvekili Elise Bisengima’nın ifadesindeki iddialar ise şöyleydi;

“Fransız askerleri toplu mezarları voleybol sahası yapıp, üstünde voleybol oynadı.”

Sömürgecilik döneminde Afrika’yı, İngiltere ile paylaşan Fransa, 3 milyon Cezayirliyi sistematik biçimde katlettiği Cezayir’den özür dilemedi ve konuyu tarihçilere bırakalım diyerek işin içinden sıyrıldı.

Aynı Fransa’nın, Ruanda’dan özür dilemesini zaten beklemiyoruz.