Gençlere sesleniş

Şahin Filiz yazdı...

Gençlere sesleniş

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Türkiye halkına Türk Milleti denir.

Gençler, siz bu yüce Türk milletinin onurlu, şerefli ve değerli fertleri; bu ülkenin pırıl pırıl geleceğisiniz.

Siz, Atatürk’ün hitabıyla onurlandınız; “andımız”da onun vazife ve sorumluluk verdiği en değerli kitlenin üyelerisiniz.

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sigortası, garantisi ve istikbalisiniz. İçerideki ve dışarıdaki bedhahlar sizi yolunuzdan çeviremezler. Siz bu kutlu yolun en hakiki ve en azimli yolcularısınız. Cumhuriyetimizin  ilelebed payidar olması bu yolculuğunuzdaki azim ve kararlılığınıza bağlıdır. Türk milleti size, en az sizin kadar güveniyor ve dayanıyor.

Şahsi hırslarınıza yenik düşmeyin, gençliğe hitabe size, 11 savaş kazanmış Ata’nızın zafere giden yolunu en somut ve en gerçekçi şekilde göstermiştir.

Yaşadığımız bu zor günlerde, bir yandan, ülkemize gelen sığınmacıları, yurtlarını terk ettikleri için eleştirirken, diğer yandan da “biz bu ülkeyi terk edip başka bir yere gitmek istiyoruz” demek, zihinsel, mantıksal ve insani bir çelişkidir. Böyle bir düşünce olamaz.  Tam tersine, hiçbir yere gitmeyecek, iyi günde kötü günde vatanınızda yaşayacak ve onun sizi kucakladığı gibi siz de onu kucaklayacaksınız.

Gençliğe dadanan, gençliğin zihinlerini işgal ve iğfale girişen, ruhunu ve bedenini haraç mezat gören tüm saldırı ve kötülüklere karşı Cumhuriyetin erdemleriyle donanarak mücadele etmesini öğrenmek zorundasınız. Mücadele azmi ve kararlığını Ata’nızın felsefesini okuyup öğrenerek edineceksiniz.

Cumhuriyetimize alternatif olarak denenmeye çalışılan her türlü rejim, darbe ya da kumpasın (Fetö vb) ülkemize ve ulusumuza nelere mal olduğunu hepimiz yaşayarak gördük, görüyoruz. Bu karanlıklardan çıkmanın yolu, ülkeyi terk edip gitmek değil, ülkeye omuz vermek, onu yalnız bırakmamaktır.

Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal olmak üzere burada adlarını sayamadığım nice Türk bilge ve filozofları yolunuzun çerağı olsun, ışığı olsun, öğretmeniniz olsun ki öğretmenler öğretmeni Atatürk’ü de anlayabilesiniz.

Cemaat ve tarikatlardan uzak durun. Malınızı, mülkünüzü, gençliğinizi, geleceğinizi müdafa ve muhafaza edin. İslam adına hem İslam’a hem de Türk milletine mütevaciz olan her türlü oluşum, örgüt ya da cemaatten kendinizi koruyun.

Hakkınızı arayın, hukuka ve adalete öncelik verin. Hukuksuz ve adaletsiz hiçbir oluşum, meşru değildir. 

Dini, dini kullanan müptezellerden öğrenmeyin. Unutmayın ki, dini satanlar, satacak bir şey bulamayınca, kandırdıkları insanları, olmadı kendilerini, hatta ülkelerini ve değerlerini satmaya başlarlar.

Sokağa çıkarak değil, bilgi, görgü ve başarı ile kendinizi ortaya koyun. Güzel dilimiz Türkçeyi iyi yazıp iyi konuşun. Ana dilini iyi bilmeyenler, yabancı dil öğrenemezler.

Hayatınızda mutlaka kendinize bir hedef belirleyin; herhangi bir bilim, meslek ya da iş kolunda uzmanlaşın; batıdan ve doğudan en az birer dil öğrenin.

Hayat pahalılığı, siyasal kargaşa, ekonomik zorluklar, sosyal ve hukuki sorunlar sizi, hak ve adalet için hukuki yollarla mücadele etmekten alıkoymasın ama sürekli şikâyet ederek sorumluluktan kaçmayı çare olarak görmek, çıkmaz bir yoldur.

Dövünmek, şikâyet etmek, mızmızlanmak ve sonunda kaçmak, Türk gençlerine yakışmaz. Unutmayınız ki dünyada hiçbir ülke ya da millet, sizin mensubu bulunduğunuz Türk milleti kadar yardımsever, merhametli ve koruyucu değildir. Ülkenizden başka hiçbir yere sığamazsınız, buna İslam ülkeleri de dâhildir.

Üniversite sınavlarına girmeden önce hangi bölümü neden okuyacağınızı kendi içinizde iyice ölçüp tartın. 35 yıllık üniversite hocalığım sırasında gençlerin büyük çoğunluğunda kararsızlık, sebatsızlık ve hedefsizlik gözlemlemekteyim. Aileniz, çevrenizdeki büyükleriniz ya da arkadaşlarınız fikir verebilirler ama en son ve kesin kararı kendiniz verin. Başkaları için bölüm seçip başkaları için yıllarca –istemediğiniz bir bölümde- okumaya katlanmayın.

Gençler, bilgi çağını hızla aşıyoruz. Artık bilgiyi kullanabilme becerileri geliştirmek zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Klasik öğretmen-öğrenci modelinin yerini neredeyse yapay zeka teknolojilerine ait ürünler almaya başlamıştır. Son iki yıldır bütün eğitim-öğretim kurumlarında çevrimiçi dersler, toplantılar ve görüşmeler yapıyor olmamız, yani uzaktan eğitim yapmamız bunun en somut göstergelerindendir. Gelecekteki meslekler büyük bir değişme uğramakta; yapay zekanın hayatımızın her alanına hızlı bir şekilde girmeye başlaması ile yeni iş kolları ortaya çıkmaktadır. Kendinizi bu gelişmelere göre hazırlamalısınız.

Bilgi ve veri depolama, ezberleme, niceliksel olarak “çok bilme” devri kapanmıştır. Bütün bunları artık yapay zeka kolay, hızlı ve daha ekonomik yöntemle yapabilmektedir. Öyleyse şimdi bilgi ya da veriyi kullanabilen, üretebilen ve geliştirebilen insanlara ihtiyacımız vardır. Bunu siz yapacaksınız.

Yapay zeka uzmanlarından pek çoğu, yakın gelecekte mühendislik, mimarlık, doktorluk, avukatlık, yargıçlık gibi mesleklerin ya büsbütün ortadan kalkacağını veya en azından köklü bir değişme uğrayacağını söylemeye başlamış bulunmaktadırlar.

İnsanla yapay zeka arasındaki fark gittikçe azalmaktadır. Ancak parçacık fiziği yasalarına göre sonsuz olasılıklı davranışlar üretebilme yeteneğine ve tabii ki erdemli bir yaşama sahip olmak gibi ayrıcalıklar, daha çok uzun süre için biz insanlara özgü olmaya devam edeceğe benziyor. Bunun için geleceğinizi bilimsel gelişmeleri yakından izleyerek belirlemelisiniz.

Dine gelince şekle, ritüle, simgeye, fenomene, ölçülebilir davranış ve eyleme dayalı neredeyse tüm unsurlar, tıpkı saydığımız iş kolları gibi, yapay zeka ile birlikte sanal tarihe karışacak; din adına elimizde, birey-toplum, toplum-birey arasındaki karşılıklı etkileşimlerin ruhunu oluşturan erdemli bir davranış felsefesi kalacaktır. Bu bir kehanet değildir. Çünkü zaten çok uzun zamandır dindeki şekil ve simgeler, anlamları ve içeriklerini, bu modern çağda yitirdiği için, hükümsüz kalmıştır. 

Hükümsüz kalması ne demektir?

İbadetlerin ve ritüellerin, ahlaksal güvenilirlikleri ve anlamları aşınmış; yalnız robot insanın mekanik işleyişine evrilmiştir.

Unutmayın, hiçbir davranış karşılıksız değildir. İnsan acı ve haz sarkacının birbiriyle  karşılıklı etkileşmesini yaşar. Haz (en kabasından en niteliklisine ) almadığımız ya da acı duyduğumuz hiçbir şeyi yapmayız. Haz aldığımız her şeyi yaparız. Bu demektir ki, insanın her davranışı bu döngüde gerçekleşir.  Öyleyse “Allah rızası, hizmet adına, “ gibi teşviklerin altı boştur. Hiç kimse hiçbir şeyi salt Allah rızası için yapmaz, adını böyle koyabilir ama “haz” aldığını düşündüğü, acıdan kaçabileceğini hesapladığı için, bu kavramları kullanmakta sakınca görmez.

Üstelik, “Allah rızası” kavramını, tam da en kaba, en vahşi, en obur hazları için kullanır. Allah’ın rızası ardına her türlü iğrenç hazlarını saklar. Muhatap, sadece bu kavramı duyar, ardında en günahkâr hazların olduğunu düşünmez bile. Başka tüm kutsalları kullananları da böyledir.

Sevgili gençler,

Siz Türk milletinin umudu ve biricik hazinesisiniz. Türkiye Cumhuriyeti de sizin umudunuz ve istikbalinizdir.

Sizi yolunuzdan çevirebilecek hiçbir güç yoktur. Vatanınıza sahip çıkmak için yaşamalısınız, hayatta olmalısınız. Dimdik ayakta olmalısınız. Siz bu vatanın sadece bekçileri değil, sahiplerisiniz. Sahipleri olduğunuz vatanı bırakıp ellerin yurdunda parya olmak, Atatürk gençliğinin aklından bile geçmemelidir.