Genel Başkanın şapkasından çıkan vekiller

Gürbüz Evren yazdı...

Genel Başkanın şapkasından çıkan vekiller

Türkiye’yi 2002’den beri yöneten AKP iktidarını sandıkta yenebilmenin tek yolunun ‘Halka gitmek’ olduğunu yıllardır yazarım.

Kimileri haklısın der geçer kimileri de ekranlarda izleyip de benzedikleri herbokologlar gibi dudak büker.

Her seçimden yenilgiyle çıkanların zavallı stratejisi, "ekonomi bozulsun, alım gücü tükensin, işsizlik, yoksulluk artsın, milletin canına tak desin AKP ve Erdoğan'a oy vermesin, böylelikle de iktidar devrilsin" olmanın ötesine geçmedi.

Halkı AKP'nin insafına bırakıp, umudunu dolara bağlayan siyaset anlayışının iflas ettiğini anlamayanlar, bu yazdıklarımı hiç anlamazlar.

Bir siyasi partinin halka giden yolunu öncelikle lider açar.

Ama liderin varlığı belli bir noktaya kadardır.

Asıl iş, liderin açtığı yolu sahiplenmek, sürekli açık tutmak ve ilerletmektir ki, bunu da partinin örgütleri yapar.

Aksi takdirde parti, bir başarı yakalamışsa bunu sürdüremez.

Demokratik Sol Parti’de (DSP) olduğum dönemde, 1999 seçimlerine hazırlık kapsamında çalışmalar yürütüyorduk.

Ankara İl ve Çankaya İlçe örgütlerinden arkadaşlara milletvekili adaylarını halka tanıtma görevi verilmişti.

Bu kapsamda, bilinen etkinlikleri yani ev, pazar yeri ve esnaf ziyaretleri planlamıştık.

 

Ankara 1. Bölge milletvekili adayları listesinin 2. Sırasında 12 Eylül öncesinin tanınmış isimlerinden Dr. Oğuz Aygün vardı.

Oğuz Bey, Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’nde Grup Başkanvekiliği görevini yürütmüş ve Ecevit'e sert çıkışlarıyla tanınmıştı.

Her şey 12 Eylül öncesinde kalmış, devran değişmiş, Ecevit, Oğuz Aygün’ü DSP’de milletvekili yapmaya karar vermişti.

İşte o Oğuz Aygün’ü, halka götürmek, tanıştırmak, anlatmak da bize düşmüştü.

Ankara Bahçelievler’in en işlek noktalarından olan 7. Cadde’de esnafları dolaşıyorduk.

Caddenin başından itibaren grup halinde yürümeye başladık.

Bir ara Oğuz Aygün’ün aramızda olmadığını fark ettim.

Partili arkadaşlarıma sorduğumda, gençlerden biri, ”Oğuz Bey, falanca pastanede oturuyor. Ziyaret bittiğinde haber vermemizi istedi” dedi.

Ne olduğunu merak ettiğim için hemen o pastaneye gittim.

Oğuz ağabey, pastanenin terasına oturmuş, çayını pastasını söylemiş, gazete okuyordu.

Beni görünce biraz da bozularak, “Hayırdır bir şey mi söyleyecektin” diye sordu.

“Hastalandığınızı falan düşündüm. Size bakmaya geldim. Gruba katılsanız, seçmenler sizi de görse iyi olur” dedim.

Oğuz Bey kolumdan tutarak, yanındaki sandalyeye oturmam için ısrar etti.

“Arkadaşlar bekliyor, çalışma yapıyoruz, kalamam” dediysem de kabul etmedi ve ben de oturmak zorunda kaldım.

Beni iyi dinle diyerek konuya girdi:

“Çalışmalarda seni izliyorum. Her yere koşturuyorsun. Tanıtım broşürlerimizi dağıtıyorsun. Ya insanları yanımıza getiriyorsun ya da bizi onlara götürüyorsun” diye devam ediyordu ki araya girdim ve “Partinin bir oy daha fazla alması için çabalıyoruz. Rüzgâr bizden yanayken alabildiğimiz en iyi sonucu alalım, sizleri milletvekili yapalım, Ankara Birinci Bölgeden en az 6 vekil çıkaralım diye uğraşanlardan biriyim” dedim.

Oğuz Aygün bana alaycı bir gülümsemeyle baktı ve hiç unutamadığım şu sözleri söyledi: “Oğlum, Başımızda kim var? Bülent Ecevit. İşte bu Ecevit şapkasını koyacak biz de seçileceğiz. Onun ismi yeter benim milletvekili olmama. Bu nedenle ne kendini ne de bizi yorma.”

O seçimde DSP 128 milletvekili çıkardı.

Ankara Birinci bölgede ise 6. Vekili sadece 120 oy ile kaybettik.

Seçim sonrası Oğuz Aygün ile karşılaştığımızda, “Bak gördün mü Ecevit’in adı yetti” dedi.

Ben de “Evet Ecevit şapkadan sizi çıkardı. Keşke biraz fazla çalışsaydınız da 6. Vekilimiz de olsaydı” yanıtını verdim.

Şimdi gelelim AKP ve Erdoğan olayına.

AKP’nin halka giden yolunu açan Erdoğan’dır.

Ama Erdoğan, ‘tamam olduk’ dememiş, AKP’de kurduğu örgüt yapısıyla ve çalışma yöntemleriyle halka giden yolu sağlamlaştırmış ve açık tutulmasını sağlamıştır.

Bunu da başta adı sadaka siyasetine çıkan yardımları yağdırarak yapmıştır.

Elbette zaman içinde iktidar olmanın avantajlarını, devletin olanaklarını da kullanarak, AKP’yi iktidarda tutacak ya da en azından birinci parti yapacak şekilde halkın önemli bölümünü etkisi altına almıştır.

AKP’nin iktidar olmasına ve 19 yıldır ülkeyi yönetmesine ilişkin elbette söylenecek daha çok şey var, ama işin özeti bu diyerek uzatmıyorum.

Ne zaman bu konuyu açıp, AKP örneğini de versem, halka gitmenin yollarını bulamayan çevrelerden türlü tepkiler yağar.

Ama tepki gösterenler, ne yapılması gerektiğini söylemeye gelince sus pus olurlar.

Türkiye siyasetinin gerçeklere dönersek, Erdoğan’ın şimdiye kadar karşısına lider özellikleriyle çıkabilecek kimse olmadığı için iktidarını sürdürebilmiştir.

Salı ve Çarşamba papağanlarının “sen ben bizim oğlanın” ötesine gidemediğini anlamayan kalmadı.

Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi Erdoğan eskilerinden medet umulmayacağı da anlaşıldı.

Şimdi moda, mağdur edilmiş görüntüsü verilerek yeniden pazarlanan Amcaoğlu Ekrem'i öne sürmek.

ABD ve AB’nin katkı sağladığı tüm bu senaryolarla yürütülen algı yönetiminde hedef, kontrol dışı bir ismin ortaya çıkmasını engellemektir.

Ama yakında yaşanacak gelişmeler bu planı bozmaya adaydır.

Çünkü üçüncü bir yol ortaya çıkmak üzeredir.