Gerçek darbeciler ve 28 Şubat darbe suçlaması

Naci Beştepe yazdı

Gerçek darbeciler ve 28 Şubat darbe suçlaması

ACM Kararı ile, 28 Şubat darbe suçlaması ile müebbet hapse mahkum edilen 14 general tutuklandı ve ceza evine kondu.

Bu dava ile ilgili olarak o kadar çok yazı ve kitap yazıldı ki ne kadar hukuksuz, temelsiz, dayanaksız bir dava olduğunu anlatmama gerek olmadığı kanısındayım.

O yüzden sadece davanın gerçek neden ve sonuçlarını vurgulamakla yetineceğim.

Dava hukuki değil baştan sona siyasidir.

28 Şubat 1997 MGK toplantısı ile alınan kararlar ve bu kararların uygulanmasına yönelik bir kin-intikam davasıdır.

Kindar ve dindar FETÖ ile her istediğini veren AKP iktidarının beraber yürüdüğü yılların ürünüdür.

Türban (başörtüsü derler hep) mağduriyeti üzerinden eğitimi, toplumu ve devleti dincileştirmeye karşı mücadele edenleri ezmek ve böylece ileriye yönelik gözdağı vermek amacının aracıdır.

FETÖ BİTTİ Mİ? DAVAYA ETKİSİ VAR MIDIR?

AKP, 17-25 Aralık’tan sonra FETÖ’yü bitirmeye karar verdi.

Bitirmek için uğraştı mı?

Kesinlikle evet.

Başarılı oldu mu? 

Kesinlikle hayır.

Neden? 

O kadar iç içe, o kadar çıkar bağlantılı idiler ki köklü bir temizlik yapmaları olanaksızdı. 

Öyle bir temizlik kendilerini de süpürür çöpe atardı.

FETÖ borsaları, kayırmalar, ayırmalar aldı başını gitti.

Bu dava ile söylediklerimin ilgisi ne?

AKP iktidarı FETÖ ile mücadele ederken FETÖ’nün yaptıklarından işine gelenlere karşı sessiz kalarak dolaylı destek verdi.

Ergenekon, Balyoz ve bu dava AKP ile FETÖ’nün hemfikir olduğu, iş birliği yaptığı davalardır.

FETÖ savcı ve hakimlerinin şekillendirdiği davanın hiç yön değiştirmeden sürmesi bunun açık kanıtıdır.

Ne darbe teşebbüsü ne de hükümeti zorlama ile ilgili somut hiçbir kanıt olmamasına karşın yargının verdiği karar tamamen siyasi otoritenin güdümünün/etkisinin sonucudur.

Ne acıdır ki, “Yargı bağımsız mıdır?” sorusuna “Evet” yanıtı verecek vatandaş sayısı kesinlikle %50’ye yaklaşmayacaktır.

İşte bu dava böyle bir ortamın ürünüdür.

KİME KİN GÜDÜLÜYOR?

Kindar ve dindarlar kime kin güder?

“Davamız” dedikleri din eksenli devlet anlayışına karşı olanlaradır bütün kin.

Bunların başında Atatürk Cumhuriyeti’nin içte ve dışta koruyuculuğuna ant içmiş Türk askeri gelmektedir.

Koşullar ve anlayış değişmiş olsa da bunlara göre “asker potansiyel darbecidir”.

Öyleyse her fırsatta kafası ezilmelidir.

Askerin her sözü “vesayet rejimi” ürünü ve darbe çağrısıdır.

Emekli askerler ulusal konularda dahi sesini çıkarmamalı köşelerinde oturup ölümü beklemelidir.

Resmi araçla tarikatçıların toplandığı camiye giden ve resmi kıyafetin üzerine sarık geçiren asker korunup kollanmalı ama ülke çıkarı için ağzını açan askerler derhal cezalandırılmalıdır.

Yani Türk askeri birilerinin düşmanıdır. 

Yunan askeri bile Türk askerine tercih edilir. Çünkü Yunan askeri insanların dini yaşamlarına, dini siyasete-ticarete alet etmelerine karışmaz(Öyle sanırlar).

GERÇEK DARBECİLER

Bu dava ile kavakta balık avlamak gibi darbeci avına çıkıldı.

Olmayan darbeden darbe yaratıldı.

“Balık bulamadıysak da emekli asker bulduk” diye teselli buldular.

Oysa gerçekten darbeci aranıyorsa, darbeden dolayı birileri cezalandırılmak isteniyorsa uzakta aramaya, 30 yıl geriye gitmeye gerek yoktu.

15 Temmuz FETÖ darbesinde TSK ‘nın başında olup, TSK’nın yaptığı-yapamadığı her şeyden sorumlu olanları buluversinler.

Darbe başarısız olunca “kahraman rolüne soyunanları” tespit ediversinler.

BIRAKIN SÜRÜNSÜNLER!

Dava, olayın yaşandığı dönemden 25 yıl sonra açıldı.

Davanın en önemli aktörü Erbakan öldükten sonra.

Askerler hakkında hiçbir suçlamada bulunmayan adamın ölüsünü intikam aracı yaptılar.

O dönemde sadece siyasi iktidarın verdiği görevi yapan askerler hükümete karşı suç işlemekle yargılandılar.

Yargılama için suç, delil gibi şeyler aranmıyordu ki zaten.

Siyasi karar yeterliydi.

Şimdi en genci 73, en yaşlısı 89 yaşında olan Türk subayları müebbet hapis yatmak üzere tutuklandılar.

 Bu yaştaki en sağlıklı insanın bile ceza evi yaşantısında ne gibi sorunlar yaşayacağı bellidir.

Bile bile “BIRAKINIZ SÜRÜNSÜNLER!” mi deniyor?

Yaşları ve sağlık sorunları nedeniyle başvuruları vardır. Umarım göz önüne alınır.

Daha önemlisi AYM ‘ye başvuruları varken, AYM kararını beklemeden tutuklanmalarının anlamı nedir?

Kin olur da bu kadar mı olur?

Nerde insanlığınız, nerde dindarlığınız?

Hepsini kindarlığınızın emrine mi verdiniz?

NE OLMALI?

Yasal olarak mahkemenin kararından dönüş yolu yok.

Ancak AYM hak ihlali gerekçesi ile mahkeme kararını bozabilir.

Bu koşullarda  AYM’nin gece-gündüz demeden başvuruları öncelikle görüşmesi gerekir.

Kamu vicdanı daha fazla sızlatılmamalıdır.

Diğer yol Cumhurbaşkanı’nın af yetkisini kullanmasıdır.

Bu davaların buralara kadar gelmesindeki önemli rolü olduğunu düşündüğüm için o yolun çok engebeli, virajlı olduğunu sanıyorum.

Tüm sorumluların; insanlık, kamu vicdanı ve ulusal birlik çerçevesinde hareket etmesini umuyor ve bekliyorum.