Gladyo nihayet cismen görüldü

featured

BİR

Hablemitoğlu iddianamesi hazırlandı!

En tepedeki üç isim:

Mustafa Özcan: (Fetö’nün Türkiye İmamı)

Enver Altaylı: (Eski MİTÇİ, ünlü CIA şefi Ruzi Nazar’ın yetiştirmesi)

Levent Göktaş: (Özel Kuvvetller)…

Fetö, CIA ve Asker, topladığınızda ortaya çıkan resim: GLADYO!

Cinayet bu ‘üçlü’ arasında kararlaştırılmış, cinayetler ise, henüz delillendirilememiş!

Bu resim tüm tarihlerde gladyonun nihayet göründüğü ispatlı delilli en net fotoğraf!

Medya, Susurluk’ta olduğu gibi, bu iddianamenin arkasına düşerse daha büyük fotoğraf ilmek ilmek çözülebilir!

Fikrim odur ki, Enver Altaylı şu anda içerde ve kanser, yani ölebilir ve Bulgaristan’da tutuklanan Levent Göktaş ev hapsine geçti, yani kaçabilir ve ilişkiler ağının uzandığı bir takım medya da ya sessiz kalır ya taş koyup tarihimizin bu en büyük davasını ya karartır ya da yolundan saptırabilir!

Ancak fotoğrafın bu kadarcık kısmını delillendirmek bile Türkiye için çok büyük bir başarıdır!

Ayrıca davadan öğreniyoruz ki, itirafçı Gökhan Nuri Bozkır, İstanbul Cumhuriyet Savcısı İrfan Fidan’a gidip olup biteni (cinayeti) ayan beyan anlatmış ancak sümenaltı edilmiş, yani, davanın asıl aşaması, kasıtla savsaklayıp gizleyen KAMU GÖREVLİLERİ!

Hablemitoğlu cinayetini aydınlatan bu iddianamenin ayrıntılarını artık her yerden öğrenebilirsiniz!

Bu tablonun asıl ürküntü verici tarafı Levent Göktaş’ın günümüzdeki ilişkiler ağı!

Mesela Levent Göktaş, ünlü işadamı İnan Kıraç’ın avukatı..

İnan Kıraç’ın ünlü karaparacı Sezgin Baran Korkmaz’da parası kalmış ve Levent Göktaş devreye girip parayı tahsil etmiş.. İnan Kıraç bu ülkede başka bir avukat mı bulamamış! Neden kendine ‘özel kuvvetlerden’ bir avukat bulmuş! Bu soru sizce de yeterince korkunç değil mi?

Aynı Levent Göktaş, Aydın belediye başkanı Özlem Çerçioğlu’nun da avukatı! Hatırlayın, Fetö’nün belediyeler imamı Erkan Karaaslan da Çerçioğlu’nun danışmanıydı! Çerçioğlu kendine başka bir avukat mı bulamamış! Neden kendine özel kuvvetlerden bir avukat bulmuş! Bu soru sizce de yeterince korkunç değil mi?

Buralarda ne tür nasıl bir film dönüyor bunu da Göktaş’ın kankisi Tuncay Özkan’a sormak lazım, mesela Levent Göktaş’ın başka iş ortakları kimlerdir?

Medyamızın bu derinliklere girecek gücü olduğunu hiç sanmıyorum!

İş bu yazım, burada biter, derinleri deşecek gücü olan varsa lütfen önden buyursun, bu kadar!

Şimdilik bu ilişkiler ağını şöyle arkaya yaslanın ve kafanızda bir hayal edin, ve hepsi bu kadar!

Veryansın TV’ye ve Nihat Genç’e deli dediniz şizofren dediniz!

Buyrun, sanık, sizin, iki soru da siz sorun, bakalım tek bir soru sorabilecek misiniz?

Derinlikleri kullanmış ve kullanılmış şeytani kimlikleriniz bakalım daha nereye kadar sessizliğe dayanabilecek!

Bakalım siyasetçi, gazeteci, sanatçı, kahraman asker, büyük iş adamı vs. manzaraları arkasına sakladığınız kimlikleriniz saltanatını daha ne kadar sürdürebilecek?

İKİ

Bu ‘derinliklere’ bu ülkede girebilme cesareti gösteren aslında haritayı ta başından gösteren tek yer: KURTLAR VADİSİ dizisi.

Şaşırmayın, itirafçı, 2000’li yıllarda Kurtlar Vadisi’nin senaristi Soner Yalçın’a da gidip gelmiş!

Kurtlar Vadisi’nin senaryo şeması neydi, hatırlayalım, üstte, baronların olduğu uluslararası bir konsey var, ve aşağıda bu konseye bağlı yine uluslararası tetikçiler (James Bond’lar).. Hatta konseyin başında Kemalist mason karakterle Amerika derin devletiyle ilişkiler, ve Kurtlar Vadisi bize, Amerika, Rusya ve Türkiye arasındaki bağlantı ve derin işleri, işleri derken, bir çok olayı, olmadan önce bu dizide görebiliyordunuz!

Kurtlar Vadisi’nde şöyle bir bölüm var: Timur Satrancı!

Timur Satrancı nedir?

Timur Satrancı bildiğiniz satrançtan daha fazla karesi ve oyuncu taşı olan daha çetrefil daha karmaşık bir oyun!

Timur Satrancı şunu söylemek ister, bildiklerinizin ötesinde daha karmaşık bir yapı ve oyunlar içinde daha derin oyunlar-yapılar var! Helal olsun, adamlar bilmiş! Daha ne söylesinler!

Kurtlar Vadisi bir Fetö manipülasyonudur ve on yıllarca büyük kitlelerin algısıyla oynamıştır ve çok şey bildikleri kesin!

Kurtlar Vadisi’nin bizler için anlamı şu: ‘olayları’ olmadan önce birebir bilen ya da tahmin edebilen birileri var ve derin bilgilerini senaryo yoluyla algılar ve gerçekliği bozmak için yazmışlar!

Yani bu işleri bilenler çok ve hiç konuşmuyorlar ve nedense hep bu derin işleri film yoluyla çıtlatıyorlar!

ÜÇ

Kurtlar Vadisi örneğini verdim, çünkü ‘tetikçiler’in en zayıf tarafına getiriyorum lafı!

Gizli ve derinde istihbarat ve kirli işlerle uğraşanların gizliliğe ve sessizliğe dayanamayan insan olarak zaaflarına!

En büyük zaafları da ‘kahramanlıklarını(?) bir şekilde anlatma ve ‘biz her şeyi biliyoruz’u açığa vurmak!

Bu bir insan gerçeğidir, tetikçiler gizli ve derinde ve sessizce yaşamayı ebediyen kaldıramazlar, bozuk ve kirli işleriyle ilgili etrafa mutlaka bir sinyal vermek için can atarlar!

İsterler ki birileri filmimizi çeksin birileri gizli kahramanlıklarımızı anlatsın!

15 Temmuz gecesi yakalanıp kaçan Adil Öksüz’ü hatırlayın, arabasının plakasında ‘sır’ yazıyordu!

Onlarca yıl kendini saklamış Fetö istihbaratının başı Adil Öksüz bile dayanamamış plakasına SIR yazmış. Yani sırların sırrı adam kendini aslında hiç saklamamış sonunda da sırra kadem basmış ve ama gizlendiği onlarca yıl plakasına SIR yazıp kimliğini açığa düşüren sinyal vermekten kendini kurtaramamış!

Güçlü ve kudretli sandığı kahraman(?) kişiliğini saklamaya gücü yetmediği için!

Yani ne kadar kendilerine güvenseler de görülmeyen bir ‘karanlıkta’ ebediyen yaşamaya güçleri yetmez ya bir ses verirler ya ima ederler ya da ‘itiraf’ ederler!

Gizli kahramanlar(?) sessizde yaşayamaz, büyük derin işlerinin (kahramanlıklarının) bilinmesi duyulması alkışlanması takdir edilmesi efsaneleşmesi için yırtınıp dururlar!

Hem hayatını tehlikeye atan sessizlikte onca karanlık iş yapacak ve sonra suçunu derinlerine atıp bir ömür susup yaşayacaksın, bu her yiğidin harcı değildir!

Yani aslında bu karanlık işlere bulaşan herkes ‘sinyalini’ vermiştir ama biz aramıyor ve bulamıyoruz!

Karanlık işlere girmiş insanlar ruh dengesi bozuk insanlardır!

Ve karanlık işlere giren insanların ‘kutsalları’ yoktur!

Ve Omerta (sessizlik) tarihlerin en büyük işkencesidir!

Ve aslında bağlı oldukları hiyerarşik yapıyı hapistelerse psikiyatristlere göre beş yıl dışardaysalar onbeş-yirmi yıl içinde isyan edip ifşaya başlarlar

Mesela bağlı oldukları şebekede kahramanlıkların(?) (şöhretin ve paranın) eşit şekilde dağılmadığını görünce yok olma pahasına intihar eder gibi itirafa başlarlar!

Sessizdeki tetikçilerin kaldıramadığı bünyelerine en acımasızca gelen şey bir zamanlar ortak olduğu yapıdaki şöhret ve gelir dağılımında hakkı yenildiği gadre uğradığı ya da dost kazığı yediği ya da kullanıldığı ya da sahip çıkılmadığı düşüncesidir!

Yani Kurtlar Vadisi’nin son bölümünü bizlerin yazıp çekmesi lazım, baronlar tetikçiler, neden birbirine girdi, nerede o vatansever duyguları nerede o serdengeçti havalar nerede o gözü kara kahramanlıklar?

Oysa şöhret ve parayı bulduktan sonra siyasete atılıp ne güzel günler yaşayacaklar çıkan engelleri öldüre öldüre önlerine makamlar açılacak cennete uçacaklar ve sinema filmlerinde ve romanlarda baş rollerde destanları yazılacaktı!

Ve, bağlı oldukları örgüt, bir zamanlar ölümüne kanki-dost oldukları ama sonra ‘yalnız’ bıraktıkları arkadaşlarının ‘kullanılıp’ bir köşeye atılmışlık duygusundan asla kurtulamayan zincirin en zayıf halkasını hiç hesap edemediler!

Tetikçilerin asıl öldürdükleri kendi manevi kişilikleridir!

Maneviyatsız kalan kişilerin yolun başındaki ahlakı arkadaşlığı bağlılığı vatan(?) ve görev duyguları yolun sonunda pilleri tükenir ve bitip teslim olurlar, çünkü kanlı suçları, beyinlerine çakılan çivi gibidir uyurken gezerken, her saniyesi hayatın, peşlerini bırakmaz!

Çünkü boşluğa ve kendi içlerine konuşmaktan yorgun bitap düşüp vahşi bir değişime uğrayıp tetiği bu sefer tetiği eline veren kankilerine doğrulturlar!

Tetikçi kendini terapi etmesi mümkün olmayandır!

Çünkü tetikçinin kendini terapi edeceği bir çevre aynı zamanda onu ele verecektir yani ölümcül yalnızlık çok uzundur, hikayeler yazılıp filmlerinin çekilmesini halk içinde efsanesinin yayılmasını bu yüzden çok ister! Enver Altaylı ve Levent Göktaş evet çok profesyoneldir ancak Enver Altaylı dahi kendini yetiştiren CIA istasyon şefi Ruzi Nazar’ın hayatını kahramanca anlatmaktan kendini alıkoyamamıştır! Ama iş, tetikçilere gelince.. O sağlam taş gibi suskun yapıyı bulamazsınız! Levent Göktaş kaçarken el yazısıyla yazdığı mektupta Enver Altaylı için ‘çok beyfendi’ neden diyor, ben ötmeyeceğim örgüt beni korusun demek istiyor. Enver Altaylı’nın en sıkı dostlarından Taha Akyol altmış yıl dostunun adını yazılarında hiç geçirmez ama Enver Altaylı içeri düşünce nihayet ‘kadim dostumdur’ diye mesaj yollar, kime, hakimlere, benim arkadaşımdır ona göre! Onbin tane açıklık şeffaflık demokrasi makaleleri yazan bu adamların bu dilini iyi tanıyın!

Tetikçiler düz ve sıradan bir hayat yaşadıkları için profesyoneller gibi etraflarına güçlü ve efsanevi siyasi kişiliklerini kabul ettirme şansından tatmininden faydalanamaz!

Tetikçiler, yalnızlık kimsesizlik ve dilsizlik ve soğukluk ve hep gölgede kalmanın korkunçluğuna insan bedenleri dayanamaz!

Ve bu örnek olayda da görüldüğü üzere, tarihimizin bu en karanlık örgütünü, devlet gizledi, kamu görevlileri gizledi ve medya gizledi!

Bu kişiler yakalanıp sorgulanmış olsalar dahi kendilerini gizlemek ve olayları saptırmak konusunda profesyoneldirler (iddianamede kendilerini kurtarmak için tuhaf çarpıtmalar vardır) ancak yakayı ele şöyle verirler: iç sorgularından kendilerini kurtaramadıkları için beyinleri zindeliğini zamanla yitirir!

İç sorgularından kendilerini kurtaramadıkları için savcının seri ve ısrarlı soruları karşısında çok sıkı yanıltıcı-çarpıtıcı senaryolar kuramaz kendi ifadeleriyle çelişir bilgiler verip tuzağa düşerler!

İç sorguları onları yorar ve yeni bir ‘gerçeklik’ inşa edemez hale gelirler, zihinleri olaylara, saati, yer, gün, telefon vs. hakim olamaz ve boşluğa ve açığa düşerler!

Çünkü iç sorgularının yüksek heyecanı odaklanma ve konsantrelerini bozar!

Ve ortaya çıkartılan telefon görüşmeleri ve HTS kayıtlarının inkar edilemez gerçekliği karşısında örgütü ve haritayı ve detayları ister istemez ele verirler!

Halen ortaya çıkartılacak çok telefon görüşmesi çok HTS kaydı ve iç sorgularıyla beyni şimdiden yıpranmış çok çok profesyonel gazeteci siyasetçi işadamı var!

(devam edecek…)

 

Gladyo nihayet cismen görüldü

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

4 Yorum

  1. Savcilara ders niteliginde bir yazi olmus Nihat abi, bu yaziyi okuyup nasil bagimsiz sorgulama yapailir ögrensinler…

  2. 1 gün önce

    Çok güzel bir yazı. Bir cümle, kelime eksik fazla yok. Osman Kocahanoğlu’nun dünkü yazısında belirtiği gibi entelektuel olmak için işsiz kalmayı, alay edilmeyi, ölümü göze alman gerek. Peki Uğur Mumcu yazdığı ve yazacağı şeylerden dolayı öldürülürken Soner Yalçın “By Pipo”yu yazdıktan sonra neden cezalandırma olmadı? Sözde ifşa kitabıyla tetikçilerin kahraman olma dürtülerini mi tatmin etti acaba?

    • 1 gün önce

      Soner Yalçın’ın Bay Pipo kitabı Fethullah Gülen örgütü hakkında olmadığına göre, Hayalet İmam, Amerika’daki İmam, ve İmam’ın Ordusu gibi kitapların yazarlarını sorgulamanız daha makul ve mantılı olmaz mı, dostum?

      Cevapla
  3. 1 gün önce

    Sayın Nihat Genç,
    Daha düne kadar, Levent Göktaş’a dair pehlivan tefrikası gibi kahramanlık öyküleri yayınlıyordunuz, biz de göz yaşları içinde bunları okuduk ve inandık.
    Fakat bir gün geldi, yine daha düne kadar AKP’nin emrinde çalışan ve biz muhalifler için “kanlarını içeceğiz” diyen bir mafya lideri, Levent Göktaş’ın Hablemitoğlu cinayetinin sorumlusu olduğuna dair bazı iddialarda bulundu. Yine aynı tarihlerde devlet, üzerinden yirmi yıl geçen cinayetin, faillerinden biri olduğu gerekçesiyle eski bir özel kuvvetler mensubu Nuri Gökhan Bozkır’ı Ukrayna’dan paketleyip getirdi ve bu kişinin de ifadeleri doğrultusunda Levent Göktaş için tutuklama emri çıkarıldı ve her yerde aranırken(?) bir de baktık ki Göktaş elini kolunu sallaya sallaya yurt dışına kaçmış.
    Bu kısa özetin ardından, Göktaş’ı “gladyo’nun en tepedeki üç ismi” arasında gösteren yazınızı okuyunca insan şu soruları sormadan edemiyor;
    Daha düne kadar, samimi olarak inanarak kahraman gördüğünüz bir kişi için, bu gün size bunları yazdıracak kadar, sizin için daha güvenilir neler ortaya çıktı?
    “Kanınızı içeceğiz” diyen bir mafya liderinin açıklamaları mı? Yirmi yıldır her yerde özgürce fink atan ve pek çok şüpheyi içinde barındıran bir operasyonla Ukrayna’dan paketlenerek getirilen ne idüğü belirsiz bir eski özel kuvvetler mensubunun itirafları mı? Yoksa yirmi yıllık icraatı içinde yalan dolandan başka hiç bir şey olmayan bir partinin, en kılcal damarlarına kadar tümüyle ele geçirdiği bir parti devleti mi?
    Yanlış anlamayın, Göktaş benim babamın oğlu değil, yukarıda yazdıklarınızın tamamı doğru da olabilir. Ben sadece Göktaş’a dair görüşlerinizi böylesine değiştirecek hangi güvenilir gelişmelerin olduğunu merak ediyorum. Ne olur bana da söyleyin, ben de kurtulayım şu şüphecilikten, ruhum huzura kavuşsun.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!