Göç konusu gerçekte neyle ilgili (2)

Ahmet Müfit yazdı...

featured

31 Mayıs tarihli, “Göç konusu gerçekte neyle ilgili” başlıklı yazıda, göçün ekonomik nedenlerinden bahsetmiş, kitlesel göçlere neden olacak olayları yaratan/kışkırtan ülkelerin en önde gelen amaçlarından birinin yasa dışı göçmen ya da güvencesiz emek deposu ülkeler, üretim üstleri yaratmak olduğunu ifade etmiştim.

Bu yazıda, anılan yazıda eksik bıraktığım, konunun bir diğer önemli boyutunu yani seçilmiş ülkelerin kontrolsüz göç yoluyla demografik yapılarının değiştirilmeye zorlanıyor olmasının, devlet yapısını da doğrudan etkileyen siyasi sonuçları konusunu tartışacağım.

Öncelikle belirtmem gereken husus, bu konunun, içinde bulunduğumuz coğrafyaya yönelik olarak ABD ile Japonya, Kanada, Avustralya gibi ABD yancısı ülke ve AB gibi birliklerce desteklenen ılımlı İslam, medeniyetler ittifakı, başlangıçta Gül, Erdoğan ve sonrasında Kılıçdaroğlu’nun gurup toplantısında uygulayacağını söylediği Büyük Ortadoğu Projesi’nin devamı kapsamında tartışılmasının gerekli olduğu.

Bu kapsamda tartışılmasının gerekiyor olmasının nedeni, bu ülkelerin, söz konusu projeleri, “demokrasi”, özgürlükçülük” gibi sloganları kullanarak ve projelerin hedefi ulus devletlerin bu nitelikleri taşımadığı yani “özgürlükçü” ve “demokratik” olmadığı, tam tersi otokratik bir nitelik taşıdıkları iddiası üzerine inşa etmiş olmaları.

Bu noktada kullandıkları iki temel kavram ve bu kavramlara dayalı olarak uygulamaya koydukları iki temel proje söz konusu.

Söz konusu kavramlar, merkez, yerel dengesinin yeniden kurulması ve kurumsal reform -Dünya Bankası, OECD 1990’lı yılların başından itibaren Yapısal Reform olarak adlandırıyor-.

Birinci kavramla kastedilen, 6+ Masası tarafından şimdilerde, “merkez yerel dengesinin yeniden kurulması” adı altında yapılan şey, AKP’nin ilk döneminde, Ömer Dinçer’in moderasyonunda “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi denilerek idari yapıda yapılan değişiklikler yanı sıra, FETÖ ve HDP önderliğinde topluma yutturulmaya çalışılan zehirli elma yani açılım politikaları. Daha açık ifadeyle, üniter devletin yerine, Öcalan, PKK ve HDP tarafından eşit vatandaşlık”, “demokratik” cumhuriyet” ya da “demokratik özerklik”, CHP tarafından “cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılması”, “eşit vatandaşlık” ve Kürt sorununa çözüm bulmak” denilerek ifade edilen şey. En açık şekildeki ifadesiyle, ulusun, etnik ve dini kimlikler esaslı olarak bölünmediği “üniter devletin”, anayasada göstermelik olarak kalsa da fiilen ortadan kaldırılması. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” diyerek, üniter devletin olmazsa olmazı olarak tanımladığı ulusal kimliğin/birliğin, sosyal kimlikler üzerinden politika yapıyoruz denilerek yani ortak nitelikler yerine ayırıcı olanlar -etnik ve dini kimlikleri- ön plana çıkarılarak parçalanması, “tasada ve kıvançta bir olma” niteliğinin ortadan kaldırılması.

İkinci kavramımız , “kurumsal/yapısal reform”. Siyasetin -ulus devletin/ulusal siyasetin-, ulusal ekonomi dolayısıyla ekonomik ve siyasi bağımsızlık üzerindeki kontrolünün bütünüyle kaldırılması projesinin, “demokrasi”, “özgürlük” denilerek toplumlara pazarlanması için, Dünya Bankası ve OECD tarafından 1990’larda imal edilen bu kavramın ardında yatan şey, “ulus devletlerin” güçsüzleştirilerek, ABD liderliğindeki küresel imparatorluğun bağımlı – “vasal”, “uydu”- devletleri haline dönüştürülmesi. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girişine onay verilmesi konusunda olduğu gibi, en haklı taleplerin dahi “vazgeçilebilir” hale gelmesi.

Esas konumuz olan, yasadışı ve kitlesel göçler konusu tam da bu noktada, “ortak bir kültürü paylaşan, sınırları belirlenmiş bir toprak üzerinde, ortak bir geçmişe, gelecek vizyonuna ve kendi kendini yönetme hakkına sahip bir toplum” anlamına gelen “ulus” kavramının ve devletin tekil -üniter- niteliğinin ortadan aşındırılması/ortadan kaldırılması noktasında büyük önem taşıyor. Kontrolsüz, yasadışı göçlerle, demografik yapı köklü bir şekilde değiştirilerek, etnik kimlikler üzerinden politika yapılarak, 50 yıldır aşındırılmaya çalışılan “tasada ve kıvançta bir olma” niteliğinin dolayısıyla da, Yugoslavya’da yapıldığı gibi, ulusun parçalanması sürecinin hızlandırılması amaçlanıyor.

Avrupa’nın kendi kapısına gelen göçmenleri, ülkemizi Geri Kabul Anlaşması yapmaya zorlayarak -bu zorlamayı kabul edecek yöneticileri seçmek ise maalesef bizim suçumuz-, 3 kuruş para karşılığı bize göndermesi boşuna değil anlayacağınız. Bir yandan kendi toplumunu, adapte etmekte zorlanacağını düşündüğü, göçten korurken, diğer yandan entegrasyon tavsiyeleriyle bizim gibi ülkelerin ulus olma niteliğinin zayıflamasına neden olarak bir taşla iki kuş vurmuş oluyorlar.

Üniter devlet karşıtı politikaları savunan, bir dönem AKP’yi, Arıncı, Erdoğan’ı, Gül’ü büyük demokrat olarak yere göğe sığdıramayan Nagehan Alçı, Nevşin Mengü, Şirin Payzın gibilerin, Osmanlı hayali peşinde ülkeyi, ABD’nin Suriye’yi bölme projesinin önde gelen savunucularından Davutoğlu’na, ülkenin tüm ulusal varlıklarını satmayı ekonomik başarı olarak gören Babacan’a, ulus devletleri, yetkin kurumsal yapıların oluşması önünde engel gören Daron Acemoğlu’na benzer şekilde kozmopolit, çok kültürlü -çok milliyetli demek istiyorlar- toplum övgüsü yapıyor olmaları tesadüf değil anlayacağınız.

Tesadüf olmayan bir diğer şey, aynı kişilerin, İspanya sınırda onlarca göçmeni öldürünce seslerinin çıkmaması/çıkamaması, Türk kimliğinden vazgeçilerek, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı üst kimliğini savunuyor, bu da topluma “barış”, “demokrasi” ve“özgürlük” denilerek yutturmaya çalışıyor olmaları.

Sonuç olarak, “Göç Konusu Gerçekte Neyle İlgili” başlıklı yazıda da belirttiğim gibi, göç konusu yalnızca göçle ilgili değil. Bu coğrafyada ekonomik ve siyasi olarak bağımsız, tasada ve kıvançta bir olarak yaşama arzumuzu sürdürüp sürdüremeyeceğimizle, devletin üniter niteliğinin savunulur gibi yapılarak yok edilmek istenilmesiyle ilgili. Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlığın olmayacağını söyleyen Atatürk’ün izinde olanların kaybedip, tam bağımsızlık kavramının savunulmasını, milliyetçi otoriterliğin bir tezahürü olarak değerlendiren Cevdet Akçay gibi düşünenlerin kazanmasıyla ilişkili.

 

https://www.veryansintv.com/yasa-disi-goc-siginmaci-konusu-gercekte-neyle-ilgili/

https://www.youtube.com/watch?v=4yYmWxiSmqI&ab_channel=UlusalKanal

https://www.veryansintv.com/sinirda-kacak-gecis-sirasinda-onlarca-kisi-oldu-ispanyadan-aciklama-geldi-sorumlusu-mafyalar/

https://www.youtube.com/watch?v=-TigN-7qI8w&ab_channel=AliBabacan

Göç konusu gerçekte neyle ilgili (2)

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 2 ay önce

    Ahmet Bey,
    Yazılarınızı hemen olmasa da mutlaka okuyorum. Yalnız anlatımınız beni çok zorluyor. Bazen anlayabilmek için özne, yüklem çözümlemesi yapmak durumunda ka lıyorum.
    Sadece bu sıkıntımı paylaşmak istedim.
    Yazdıklarınız ve yazacaklarınız için çok çok teşekkürler. Yazılarınız benim için çok değerli.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!