‘Günaydın’dan Arap cahiliyesi türetmek

Şahin Filiz yazdı...

‘Günaydın’dan Arap cahiliyesi türetmek

Dinli-dinsiz ayrımı ya kasıtlı ya da cahilce konuşmalarla günlük sözcüklerimize kadar indirgenmeye başladı. Türk milleti gibi Türk dili de sanki üstü kapalı ya da açıktan gözden düşürülmeye çalışılıyor. Benzer tarzdaki cüretkarlıklar tarih boyunca çok denendi, ama hep geri tepti. Bu da geri tepecektir.

Önce Cahiliye nedir?

Bakalım:

Kur’an’da bu sözcük bazı ayetlerde geçer. Bir zihniyete ve bir ahlak sorununa işaret edilerek kullanılır. Nedir bu zihniyet?

Kız çocuklarını diri diri gömmek

Tefecilik, faizcilik, hırsızlık, sahtekarlık

Mala mülke çökme, kadınları haraç mezat pazarlama (kadın okurlarımdan peşinden özür diliyorum).

Hukuk, ahlak, toplumsal kural demeden hoyratça bir yaşam sürme

Adaletsizlik, liyakatsizlik ve baskıcılık

Çocuk istismarı

Haksızlık, hukuksuzluk

Haram yemek, yetim hakkını gasp etmek,

Zayıf ve güçsüzleri ezmek

Kan davası gütmek

Cinayet işlemek

Kölelik, cariyelik yoluyla erkek- kadın haklarının gasp edilmesi

Anlaşmalara uymamak,

Toplumdaki iyi ve yararlı gelenekleri engellemek

Kötü adet ve gelenekleri yaşatmaya çalışmak

Kul hakkı yemek,

Hiç bir kutsal tanımamak

İnandığı gibi yaşamamak…

Dostluk ve barış içinde Selamlaşmama…

Fitne, fesat, haset peşinde koşma

İnsanların haksız yere emeklerini sömürme

Ayetler bu ve benzeri zihniyeti “Cahiliye” olarak adlandırır. İsteyen tefsirlerine bakıp daha geniş bilgi edinebilir.

Açıkça görüldüğü gibi bu maddelerin büyük çoğunluğu, insan gibi yaşamaya dair temel, evrensel ahlak kurallarını içermektedir. Siyasal İslamcılar günaydınla selamün aleykümü çatıştırarak, her fırsatta din- din karşıtı gibi kategorilerle toplumu keskin bir ayrım noktasına sürüklemeye çalışmaktadırlar. Oysa saydığım bütün bu ilkeler için şu ya da bu dinden ya da mezhepten olmak bile gerekmez.

Eğer bu arızalardan biri ile malülseniz, siz 21. Yüzyılda da Cahiliye zihniyetindesiniz demektir. Günaydın’ı din dışı ilan etmek kimseyi bulunduğu Cahiliye ahlaksızlığından kurtaramaz.

Diğer yandan, Kur’an ve hadislerde İslam öncesi pek çok güzel ahlak örnekleri olduğu ve Hz. Muhammed’in bu güzel gelenekleri devam ettirmek için çevresini teşvik ettiği bilinmektedir.

Oysa siyasal İslamcılar “ vur” deyince “öldür” anladıklarından olsa gerektir, İslam öncesi Arap tarihini ve kültürünü uydurdukları dinsel gerekçelerle yok saymakla kalmamış, lanetlemişlerdir. Her millet gibi Araplar da İslam’dan önce kendilerine göre bir kültür birikimine sahiptirler.

Özellikle Türk milleti İslam öncesi binlerce yıllık tarihsel geçmişe ve çok zengin bir kültür mirasına sahiptir. Türkleri Malazgirt’le (milliyetçi olduklarını savlayanlar) tarih sahnesine çıkaranlarla, tarihimizi İslam’la tanıştığımız 9. Yüzyıldan başlatanlar arasında İslam öncesi Türk tarihi ve kültürünü yok saymak bakımından, hiç bir fark yoktur. Siyasal İslamcılık tarih bilimini ideolojik, öznel bir tarihe indirgeyerek başta Araplar olmak üzere bütün Müslüman milletlerin mazisini yok saymış; en acısı da, İslam öncesi tarihlerini Cahiliye olarak lanetlemiştir. Ne ki Cahiliye bir tarih bilimi veya bir tarih felsefesi kavramı değildir.

“Selamün aleyküm”, Araplar arasında İslam’dan önce de var olan bir selamlaşma, esenleşme ve hal hatır sorma geleneğidir. Kökeni İbranice olan selamın Aslı “şalom”dur ve aynı Sami ırk ve geleneğin üyesi olan Araplar bunu “selam” olarak kullanmaktadırlar. Anlaşılacağı gibi, “ selam”’ın sözcük olarak hiç bir dini gerekçesi yoktur.

Hud, 11/69, Nur, 24/27 ve Nisa ,4/86’da “selam”, yalnız başına kullanılır. Peki bu “aleyküm” veya “ Aleykümselam” nerden çıktı da selam’a eklendi?

İkisini birleştiren tefsircilerdir. Yani yoruma bağlı olarak “selamün aleyküm” demek müminlerin bu ve öbür dünyada birbirlerine, meleklere söyleyecekleri bir selamlaşma tarzıdır. Oysa bu yorum büsbütün temelsizdir. Ayetler zorlanarak uydurulmuş bir yorumdur; dini değeri yoktur.

Selama sıkça kanıt olarak gösterilen Nisa Suresi 86. ayette bu sözcük geçmez. Bazı çeviri kurnazları bu ayetteki “Tahiyyat” (canlılık, dinamiklik, esenlik, sağlık ve sıhhat dileği) sözcüğünü selam diye çevirmişlerdir.

Kaldı ki selam barış demektir. “Aleykümselam” , “ ey erkekler, barış üzerinize olsun” anlamına gelir. Dikkat ediniz ki, selamda bile kadın dışlanır. Hiç “Selamün Aleykunne” (barış ve esenlik ey kadınlar sizin üzerinize olsun) dendiğini duydunuz mu? Duyamazsınız, çünkü siyasal İslamcılık İslam dinini daha bir erkekleştirmiştir.

Aleykum veya aleykunne, “üzerinize olsun” demektir. Yeri gelmişken söyleyeyim. Çocuklarına Türk adları vermek dururken Kur’an’da geçen “Aleyna” (bizim üzerimize olsun (ne olacaksa?) gibi Arapça propositionları (edatları) koyanlara ne demeli?

Vazgeçin bu saçmalıktan!

Bunlar ad değil, gramer bilimindeki edatlardır.

Türk dilinde eril- dişil ayrımı yoktur. Günaydın dediğinizde herkesi içine alır; kadın- erkek, çoluk çocuk ayrımı yapamazsınız. Cumhuriyetimizin üstün Erdem anlayışını burada da görüyoruz. Günün aydın olması ile barış ve huzur üzerinize olsun demek olan selamın ne farkı var? Hala 12 Eylül hain darbesinden kalan sağcı kelime- solcu sözcük ayrımını mı güdüyorsunuz? Sözcüklerin ya da kelimelerin dini- imanı olur mu?

İsteyen her iki şekilde selamlaşabilir. Ama bilinmelidir ki, “size bir selam (tahıyyat) verildiğinde, ya daha güzeliyle veya dengi ile karşılık verin” ( Nisa, 4/6) demek, en güzel şekilde selamlaşın, birbirinize sağlık ve esenlik dileyin” demektir. Ayetin Arapça aslında selam veren ve verilenin inancı veya dininden söz edilmiyor, toplumsal bir nezaket kuralı olarak dile getiriliyor.

İşte Türkçemizdeki günaydın kavramı, Türk’ün aklında her güzelliğini, ışımayı, zerafeti, nezaketi oluşturmakta, hatırlatmaktadır. Güzel sözleri diline, ırkına, mezhebine göre ayrıma tabi tutmak, Cahiliye adetidir. 12 Eylül darbesinden kalan Cahiliye bölücülüğüdür.

Uzun süre kaldığım Mısır’da solcu, İslamcı veya başka bir dinden olan Araplara selamün aleykum’u sormuştum. Hepsinin verdiği yanıt şu idi: Biz bu kavramı aramızda nasılsın, iyi misin, günün nasıl geçti veya esenlikler dilerim anlamında kullanırız. Toplumsal nezaket kuralının bir ifadesidir, demişlerdir.

“Tıpkı sizin günaydınınız gibi” diye eklemişti, içlerinde Türkçeyi bilen başka bir Arap arkadaş.

Günaydın diyebilmek, aydınlığı istemek, her türlü cahiliyeden uzak durmaktır. Cahiliye edebiyatı yapanlara sesleniyorum: Bu kavramın tam Türkçesi bağnazlıktır. Cahiliye’den söz etmeden önce yukarıdaki ahlaksızlıklardan herhangi biri ile malül müyüm acaba? diye düşünmeden geçmemek gerekir.

“Selamün aleyküm”, bir selamlaşma şeklidir ve isteyen tabii ki böyle selamlaşabilir. Ama dini bir gereklilik diye kimse dayatamaz. Cahiliye ahlaksızlıklarını örtmek için bu selamlaşmaya “ es-Selamü aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu” gibi tarikatçı- cemaatçı eklemeler de yapılsa, nafiledir.

İçi kötü olanın selamı da kötüdür. İyiyi kötüyü belirleyen, selamlaşmanın Arapça olması değildir.

Türk gibi gibi düşünelim, Türk gibi günaydın diyelim.

Diyemeyenleri, hangi tip Cahiliye kafası yaşadıkları konusunda aydınlatalım.

Onların da günü bir an önce aydın olsun.