Günümüz faşistini tanıyalım

featured

Çiğdem Bayraktar Ör yazdı…

2011… Anders Behring Breivik, Ütoya Adası’nda (Norveç) İşçi Partisi’nin yaz kampını bastı. Gençlik kampındaki çoğunluğu öğrenci 69 kişiyi katletti. Öncesinde “çok kültürlülüğü” destekleyen hükümetin binalarını bombalamış ve 8 kişinin ölümüne sebep olmuştu “Norveç Katili”. Mahkeme salonuna Hitler selamıyla girdi. İncil’i yanıbaşındaydı.

27 Ekim 2018… Pittsburgh, Pensilvanya’da (ABD) bir sinagoga yapılan saldırıda 11 kişi öldürüldü.

15 Mart 2019… Christchurch’de (Yeni Zelanda) Brenton Tarrant iki camiye silahlı saldırı düzenledi ve 51 kişiyi katletti. Olayda 49 kişi de yaralandı.

27 Nisan 2019… John Earnest, Poway, Kaliforniya’da  (ABD) bir sinagoga tüfekle ateş açmış; bir kişiyi öldürmüş, üç kişiyi de yaralamıştı. Yaralananlardan biri yalnızca 8 yaşındaydı. Bundan önce Müslümanlardan ve Yahudilerden nefret ettiğini ilan etmiş, bir camiyi ve sinagogu ateşe vermişti. Radikal dinci terörist, bir kişinin ölümünden ve diğer 53 kişiyi öldürme teşebbüsünden hüküm giydi.

Earnest, meşhur 911’i arayarak kendini ihbar etmişti. Ama sadece kendini.

Oysa tüm bu katillerin arkasında kocaman bir faşist gelenek vardı. Onu yaşatmaya çalışan potansiyel katiller, durmadan öfke kusanlar, kendi varlığını başkasının varlığını aşağılayarak ya da görmezden gelerek yükseltmeye çalışanlar.

Bir teşhis olarak ‘nefret suçu’ tüm bu katillerin yaptıklarının yanında tanım olarak az gelirdi.

Bu katliamlar arka arkaya yaşanırken Trump, Charlottesville, Virginia’da (ABD) 2017’de bir karşı protestocunun öldürüldüğü yürüyüşü düzenleyen ‘aşırı sağcı beyazları’ savunuyordu. ABD Başkanının protestocu gruplardan ‘her iki taraf’ diye bahsetmesi ve her iki grupta da iyi insanların olduğunu belirtmesi beyaz milliyetçilerin eylemlerini diğerlerininkiyle ‘eşit’ görmesinin açık ilanı oldu.

Olaylar; üstün gördüğü beyazların ahlakını kölelerin bozduğunu söyleyen, Amerikan tarihinin ‘saf Hristiyan’ tarihi olduğunu ileri süren General Robert E. Lee’nin heykelinin kaldırılması girişimiyle patlamıştı. Nitekim; George Floyd’un öldürülmesinin yol açtığı Siyah Hayatlar Önemlidir (Black Lives Matter) protestoları, dünyanın dört bir yanındaki topluluklara hükümet salonlarını, müzelerini, parklarını ve şehir meydanlarını süsleyen ‘ırkçı kamusal sanatı’ ortadan kaldırma çağrısı yapıyordu. Ve şimdilerde heykel eritilmeye hazırlanıyor. Bunun için birkaç gün önce karar alındı.

Irkçı ve dinci bir generalin heykeliyle birlikte fikirleri de eritiliyor mu? Elbette hayır. Trump’ın ‘büyük general’ olarak andığı Lee’nin anıtına ‘güçlü duygular hissedenler’ diye bahsettiği o insanlar heykelle birlikte silinecek mi tarihten ya da bugünden? Yine yanıtımız belli: Hayır! Avrupa’da sadece Türkleri öldürdüğü için anısı yüceltilen onlarca kişinin heykeli var.

Dünyayı yönetenler bu nefretten, öfkeden vurguyla söz ederken yurttaşların zihinlerini tüm bu etkilerden arındırarak düşünmeleri çok güç. İnsanlığın başına ne geliyorsa ‘dinci’ söylem üzerinden kurgulanıyor. ‘Doğum tesadüfleri’ni atlayarak birinin diğerine üstün geldiğini düşünebilmesindeki sığlık bir yana, bilhassa; iradesiyle seçmediği dininden sebep insanların saldırganlaşması anlaşılır gibi değil. Bu kanatsız söylem insanları bölüyor, parçalıyor. En kötüsü geriye insanlık kalmıyor. Bugün bir yere yönelen nefret pek tabi yarın bizim karşımıza çıkıyor. Aslında hepsi aynı hastalıklı yerden besleniyor. İşte tam da bu yüzden “laiklik” olmazsa olmaz. Din ve mezhep üzerinden üstünlük ya da haklılık payı çıkarılmasına asla izin vermemeli.  Unutmayalım ki beyazların siyahları köleleştirirken kullandığı motif de dindi. Dinî vurgunun arkasında ise tek bir şey vardı: para ve altın.

Bugün Türkiye’nin başındaki en büyük tehlike de bu: Dincilik. Yurttaşları kendi buyruklarına alarak bir nevi köleleştirmek isteyen iktidar erki yine dini en uygun araç olarak görüyor ve kullanıyor. Yani bugün de faşizm en az aşırı milliyetçilik kadar dinden besleniyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün “tam bağımsızlık” düsturu ve mirasına sahip çıkabilmenin tek yolu ise buna karşın ulus devlet yapısında herhangi bir dini motif üzerinden geleceğin kurgulanmasına karşı durmak. Hele dinci bir söylemle uluslararası bir politika örüntülemek tam bir zafiyet, çuvallama, perişanlık. Dinci tehdit, beyinlerin düşünebilme kabiliyetini yok ediyor. Ne var ki; varlığını faşizmin de beslendiği dinci bakışa kilitleyenlerin er ya da geç sonu hüsran. Giderek radikalleşen yapı ve yaklaşımlara karşı belleklerdeki kalıpları eritelim bir an önce. Aksi halde yaşanacak bir dünya ve ülke kalmayacak. Yani bugünün faşistini gelişinden tanıyalım.

Günümüz faşistini tanıyalım

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 8 ay önce

    Güzel bağlanmış. Kaleminize sağlık. İnsanlık ortak dertlerle uğraşıyor. Hepsinin bahanesi de aynı.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!