Güzel Allah'ım senden de büyükleri var

Nihat Genç yazdı...

Güzel Allah'ım senden de büyükleri var

BİR

Ahmet Yaşar Ocak'ın yeni çıkan 'Tasavvuf, Velayet ve Kainatın Görünmez Yöneticileri' adlı kitabı bir şaheser! İlk iki yüz sayfa tasavvuf tarihi ve velileri ve kavramların tarihçe ve kökenlerini uzun uzun dört dörtlük akademik disiplinle inceledikten sonra nihayet mevzuya girip günümüzde de İslamiyet'in başına bela olan kutup, insanı kamil, gavs, veli kavramlarının derinliğini-boyutlarını-yaygınlığını anlaşılır nefis bir dille anlatıyor. Ahmet Yaşar Ocak hedefine çok isabetli başlık koymuş, bu gavs, kutup, veli, insanı kamil ne demektir deyip derinlere dalmış ve bin yıllık tezgahı iplik iplik çözmüş. Çok seri ve sıkı bir okuyucu olarak söylüyorum. Tasavvuf alanında birinci sınıf bu eser her türlü övgünün üstünde. Yine bildiğimizi sandığımız yarım yamalak şeyleri etraflıca öğrendik. Bu 'eserle' gördük ki safsata ve kes yapıştır kitaplardan milletçe yorgun düştük ve gerçekten bağımsız 'akademik' kalemlerin otoritesine ihtiyacımız çok..

 

İKİ

Sevgili Engin Ardıç ve Nagehan Alçı!

Ağır olun, böbürlenmeyin, Menzil'de sizden de büyüğü var.

Sizin gibi dünya etrafında dönüyor sanıyor.

Ve sizler gibi kendini dünyanın merkezi sanıyor.

Allah'ın bilgisine sahipmiş. Geleceği de biliyor.

Sizin gibi bedeni 'nurmuş'.

Yıldızların ve Amerika'nın ve ormanların ve kuşların ve Hristiyanların ve Yahudilerin ve tarlaların tek sahibi oymuş.

Sizin gibi direk bir vasıta olmadan Allah ile konuşurmuş.

Sizin gibi Allah rüyasında ona sırlarını açarmış.

Sizin gibi kutupların kutbuymuş yani yaratılmış velilerin velisi her şeyin en üstünde imiş.

Peygamberlik sona erdiği için artık dünyanın hakimi oymuş.

Sizler gibi dokunulmaz ve yanılmaz ve haşa sorgulanamaz.

Yani sizler gibi sual edilmez.

O olmasaydı dünya yaratılmayacakmış.

Sizler gibi milyonlarca insanı, insanı kamil, mertebesine eriştirip memlekete huzur getirmiş.

Peygamberi gördüğümüzde nasıl saygı ve ikramda bulunursak onu görünce de aynısını yapmalıyız, tıpkı sizi gördüğümüzde yaptığımız gibi.

Gece gündüz vaaz ve sohbetlerinde işte bunlar açık açık söyleniyor yazılıyor çiziliyor.

Ey millet, yukarıda söylenenler yapılanlar inananlar gerçek!

Yahu haşa Allah mısın diyen yok!

Ve bütün mahlukatın sorumluluğu (hakimi-askeri-savcısı) ondaymış.

Sizler gibi Nagehan hanım Engin Bey, Hakk'ın aynası.

Allah alemdeki bütün meleklerin cinlerin ruhların hayvanlar ve bitkilerin ona biat etmelerini emreder. Ona alem, aleme o sorulur, tıpkı sizin ve ulu lideriniz gibi.

O (kutup) her şeyi görür ve herkes her şey onu göremez. Tıpkı bizim göremeyip her defasında yanılıp sizlerin isabetle tam teşhis görmeniz gibi.

İşte bu sözlere iman eden. İşte bu sözlerle büyüyen, askeriye bakanlıklar hakimlik vb. kurumlar içinde yüzbinlerce insan var.

Kimse sesini çıkartmıyor. Kimse de ne diyor bu hanzo demiyor. Aksine dünyanın şeyhlerinin (kutupları-gavsları) etrafında döndüğüne inanan-iman eden hadi en alttan alalım en az iki yüz bin kişi var!

Sayenizde!

İktidarımız ekonomimiz halkımız tarlalarımız emeklerimiz fabrikalarımız çocuklarımız gazetelerimiz, her şeyimiz ve hepimiz tepeden tırnağa alemlere nurlara karıştık, hamdolsun!

Hamdolsun 'sahibimiz' var, orada Menzil'de duruyor, askeriyenin hakimliğin devletin sahibi!

Mesela Diyanet hayır onlar dünyanın ve devletimizin ve bizlerin sahipleri 'değildir' diyemiyor, aksine, onlar Allah'ın dostlarıdır, yani, Allah'ın bilgisine sahip ve Allah'ın memleketimize ilahi armağanı tecellisidir!

Ey Memleket!

Ey Türk Milleti!

Sen yine hangi gündemle meşgulsun!

Adam orada kendini Allah'la yarıştırıp devlet içinde yüzbinlerce müridiyle saltanatını inşa etmiş. Dokunan yok. Soran yok. Tartışan yok. Karşı çıkan hiç yok!

Şeytanla palavralarla yalanla sahtekarla şarlatanlarla uğraşacak gücünüz hiç yok, aksine, şeytanı palavrayı yalanı sahtekarı şarlatanı 'din' yapmış peygamber yapmış haşa Allah yapmış.

Ve bu dünyanın kendi etraflarında döndüğüne inanan yüzbinlerce insanı memur yapıyorsun hakim yapıyorsun general yapıyorsun ve buna da 'inanç' ve 'din' diyorsun ve bu üçkağıtlara da 'Allah'ın dostları' diyorsun!

Sakın ha, bu şeyhlerin peki 'kerametleri' nedir diye sormayın, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tereyağından kıl çeker gibi ele geçirmelerinden daha büyük 'keramet mi' olur!

 

ÜÇ

Kitaptan öğreniyoruz, Selçuklu ve Osmanlı çağlarında en hararetli ve en uzun süreli entelektüel tartışma: Nebiler mi daha üstün veliler mi?

Allah'a çok şükür bin yıldan sonra bu hararetli tartışma nihayet hayırlı bir sonuca vardı, ve günümüzün velileri İskendarpaşa, İsmailağa, Erenköy, Hakyolcular, Menzil'i, Süleymancılar'ı velilerin nebilerden, peygamberlerden üstün olduklarını Diyanet'in İslamcı iktidarın sessiz biatıyla ilan ettiler!

Ki, bizce de doğrudur, Peygamberimiz hasır üstünde yatıyordu, günümüzün velileri jeeplerde malikanelerde.

Ki, doğrudur, peygamberimiz döneminde beytülmal hadi üç yüz deve üç yüz hurma ağacı olsun, günümüzde velilerin yüzlerce holdingleri var.

Diyanet'in ses çıkartmamasının sebebi ise çok başka!

Şeyhlerin mal varlığı henüz Diyanet'in mal varlığıyla fifti fifti kafaya kafaya.

Yani kızıl kıyametin kopup birbirlerine girmesi için şeyhliklerin mal varlıkları Diyanet'e nal toplatsın, o zaman,. Göğe kadar holdinleri kokain gemilerini dizmişler, en alttaki ne zaman çekilir, kıyamet o zaman!

Ayrıca, Fetö'nün boklu donunu koklayan liberaller diye bir çok defa çok ahlaksız haksız eleştirilerde bulundum, özür dilerim. Çünkü velilerin donu, dünyadır, evet, şeyhler dünyayı kainatı giyinir.

 

O halde, onların donu ormanlar kuşlar dağlar Amerika Afrika yıldızlar bulutlar, her şey.

Yani biz o donu kokladığımızda aslında kainatı aslında doğayı koklamış oluruz ve sırların sırrına vakıf olur biz de koklaya koklaya insanı kamil, yani bedeni nur olan Allah ve Muhammed'le hemhal olur general ve hakim oluruz!

Bu tekzip ve düzeltmemden sonra, Diyanet'imiz artık generallerimizin donlarını korumaya ve gerekiyorsa müzeye almalı, kadir geceleri, bayram günleri, milletçe 'alemleri' koklayıp makam makam maaş maaş mertebe mertebe sicil sicil yükselebilmemiz için!

 

DÖRT

Kimse bana bir daha Atatürk çok akıllı adamdı demesin, akıllı olsaydı, kendini haşa Allah ilan eden bu tembel asalak boş beleş sahtekar şarlatan farelerin dergahlarını kapatmakla yetinmez alayını yargılardı!

(A.Y.Ocak'ın kitabından:)

'Şöyle savunuyorlar kendilerini, tarikatlar İslam'a ruh katmıştır, neden, çünkü İslam'ın ruhu yok (mu) imiş.'

Yani Osmanlı asırlarından günümüze sosyolojik tabanda ve inançta ve kültürde hiçbir zırnık ilerleme gelişme yoktur. Cumhuriyet gerçekten bir reklam arasıydı ve o Cumhuriyetçiler de artık yoktur

Yani otuz-kırk yıllık aradan sonra bin yıllık aslımıza nihayet öz'ümüze dönüverdik.

Şeyhlerimize kerametlerimize çürümüşlüğümüze.

Cumhuriyet meşalesini aydınlarınız içselleştirememiş kurumsallaştıramamışsa, gerçeği konuşalım, takma akıl sokma akıl, buraya kadarmış..

'Bin yıldır bu topraklarda neden en çok istismar edilen Din ve neden istismar edenler tarikatlar ve şeyhler?'

İşte ordumuz bu büyük sorunu kökeninden çözmek için sarıklı generallerini devreye soktu!

Artık bürokrasimiz çoktandır sicil hiyerarşisinden 'velilik' (şeyhlik) düzenine geçti. 

Bu yüzden şimdi sicile bakmıyor 'keramet' arıyoruz!

Ki, doğrudur, sicili kuvvetli komutanı kimse iplemez.

Cephede kışlada artık kerametle gelenin önünde yerlere kapaklanarak yerlere eğilerek saygıyla selam duruyor tek haşa tek bir soruşturma açamıyor nurani bedenine dokunamıyoruz!

A.Yaşar Ocak'ın diğer kitabı Osmanlı'da Din'den öğrenmiştim, eğitimde molla-kulak diye bir kavram var, yani okuyarak değil duyarak öğrenenler.

Sohbet ve vaiz dinleyerek 'molla' olanlar!

Fetö'nün vaiz ve sohbetleriyle beyinleri yıkanmış imamları gitti, Menzil'in vaiz ve sohbetleriyle din öğrenen molla hakimleri generalleri geldi. Akşener'in İmamoğlu'nun Süleymancıları da yağma-talan için apartta bekliyor!

 

BEŞ

Diyanet sen de uyuma!

Yine kitabın uzun sayfaları hatırlatıyor bize, Osmanlı ne zaman savaşları kaybetse...

Ulema 'amelin zayıflığı yüzünden yenildik diyor!

Ve taşraya emir çıkartıp camileri doldurup ahaliye vaaz, kaza, nafile, tesbih, duayı artırıyor.

Ey Müslüman, yenildik çünkü namazı az kıldık amelimiz zayıfmış, diyorlar!

Bu yüzden, Diyanet, namazı vaizi daha sıkı tutalım.

Tarikatlara ferman salalım zikrleri ilahileri uzun tutalım.

Bakın dolar 9 liraya yükseldi, ki, yenildikçe yeniliyoruz.

Acilen özellikle bakanlıklar arası hatim indirme, zikir, 'nafile namaz' yarışları yapılabilir.

Olmadı borsa endekslerini savaş planlarını kutuplar gavslar Allah indinden rüyalarla alıp anında borsacılara ve generallerimize sohbet ve vaazlarla acilen aktarmalıdır.

İnsanı Kamil ne demek, işte devletimiz bürokrasimiz Tanrı insan, işte Tanrı hazineciler, Tanrı hakimler, Tanrı generallerle kıvıl kıvıl kaynıyor ve yerim CIA'sını, alemin en gizli sırlarını avuçlarının içi gibi biliyorlar!

Unutmayın, nasıl veliler kainatın gizli hükümetiyse, bürokrasiye yerleştirilmiş bu insanı kamiller de 'derin devlet'tir, eskisinden bir farkla, 'kutsal derin devlet'.

Ayrıca, askerimizin daha azametli görünmesi için derviş sarıkları değil Osmanlı uleması gibi (kabak şekilli) büyük kavuklar takılmalı.

Kavukların dilimleri rütbeye göre...

Beş dilimlileri Yüksek Hakimler ve Generaller takmalı.

Orduların ve adliyenin ve bakanlıkların iftar sofraları, cemaat namazları ve cenaze namazları beş dilimli kavuklular tarafından yönetilmeli.

Cephede ve kule nöbetinde askerimiz eğitimden geçirilmeli ayetleri ezberinden bilmeyenlere çavuşluk başçavuşluk gibi rütbeler verilmemeli.

Ayrıca ilahi coşkuyla cezbeye gelen askerlere cezbe başına apolet takılmalı.

Ayrıca şeyhiyle rabıtaya girip abuk subuk hezeyan kusmayanların rütbeleri sökülmeli!

İlahi coşkuyla şeyhleri ve uluemre ilahiler söylemeyenler Milli Güvenlik Kurulu'na sevkedilip kovula!

Dümensiz rehbersiz yani şeyhsiz askerler ve hakimler ve yüksek bürokratlar MİT tarafından derhal tespit edile...

 

ALTI

Yazarı çizeri medyası akademisi korkusundan memleketin şeyhler tarafından işgaline tek satır yazamıyor!

İşte yüzyıldır hazırladıkları ve işte bekledikleri Türkiye bu.

Akılsız cahil milyonları sömüre sömüre...

Etnik ve din sömürüsü yapa yapa.

Reis'den it gibi korka korka.

Tarikatlar Osmanlı çağlarında dahi bulamadıkları saltanatı 2021'in Türkiyesi'nde sefa içinde oh maşallah yaşıyorlar!

Kitaptan aynen: (224. sayfa)

'1. Tasavvufla beraber Kur'anı Kerim'in pek çok ayetle defalarca vurguladığı aklın önemi ve aklı kullanma ihmal edilerek rasyonel düşünce, tecrübi bilim ve bilimsel araştırma değersizleştirilmiştir. böylece o kadar değerli olan akıl, yerini ilham, keşif ve keramet gibi sübjektif ve kişisel mahiyetteki kriterlere bırakmaya başlamıştır. Çoğu Müslüman artık hayatını bunlara göre düzenlemeye ve yaşamaya yönelmiştir. Bu bugün de böyle devam etmektedir.

2.  Esasen İslam'ın tasvip etmediği bedeni ve nefsi aşağılama, bedeni adeta nefis denilen şeytani varlığın ihvalarından kurtarma endişesi yerleştirilmiştir. Bu zihniyetin İslam'dan önceki bazı Doğu ve Batı mistik kültürlerinde de olduğunu biliyoruz. Bu zor işi başarmak için çeşitli tarikatlarda değişik yöntemlerle uygulanan bazı riyazet ve halvet yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda da dünya hayatını kaale almamayı, dünyayı önemsememeyi telkin suretiyle topluma yine İslam'la bağdaşmayan dünya için çalışmayı aşağılayan bir zihniyet telkin edilmiş ve insanlar buna imrendirilmiştir.

3.  Kur'anı Kerim'de Hz. Muhammed'in Allah'ın diğer peygamberler gibi bir peygamberi ve fakat ısrarla onun aynı zamanda kulu ve insan olduğu bilhassa vurgulanmaktadır. Bizzat o ashabına geçmiş ümmetlerin yaptığı gibi kendini aşırı tazim ve takdis konusu yapmamalarını tembih etmiş, kendini ziyarete gelen ve huzurunda korkudan titreyen birine, korkmamasını, çünkü kendinin 'kuru et yiyen bir kadının oğlu' olduğunu söylemiştir. Bu ısrarlı vurguya rağmen tasavvuf düşüncesi çok geçmeden onu bu tabii statüsünden soyutlayıp ürettiği pek çok teoriyle ona adeta 'yarı ilahi' bir vasıf izafe ederek efsaneleştirmiştir. Böyle bir algı Hz. Muhammed'in apaçık ortada duran müstesna tarihsel şahsiyet ve hüviyetine, peygamberlik misyonuna aykırıdır.

4.  Daha önce peygamberlerin yanında benzer özelliklere sahip veli denilen ikinci bir şahsiyet yer almazken, yaklaşık 9. yüzyıldan itibaren velayet, veli ve keramet kavramlarıyla nebinin yanına veli, mucizenin yanına keramet yerleştirilerek dikotomi yaratılmıştır. Bunun neticesinde hangisinin daha üstün olduğuna dair ister istemez bir karşılaştırma ve tartışma ortamı husule getirilmiş, bir kısım insanlarda üstü kapalı şüphe uyandırılmıştır. Bu islam tarihinde daha önce görülmedik bir durumdur..