Haçlı seferleri geri mi geliyor?

Haçlı seferleri geri mi geliyor?

Tarih boyunca savaşlar ve işgaller sonrası gelen bulaşıcı hastalıklar, toplumların ve değerlerinin çöküşüne neden olarak, toplumları yıkımda eşitlemeye çalışmıştır. Bu çöküşten ders almayan insanlık, birbirini suçlamaya devam etmektedir. Suçlamalarda BATI hep on adım öndedir. Ortalama akıl Avrupalı halk Doğu’yu suçlarken, Doğu savaş kışkırtıcılığı ve yıkımla eş anlamlı olan BARBARLIKLA anılmaktadır. Tartışılması gerekli asıl konu gerçekte hangi tarafın BARBAR olduğudur.    

Savaşlar sonrası bulaşıcı hastalıkların eşitleyici gücü, Doğa’dan gelmektedir. İnsanlıktan tam anlamıyla bağımsızdır. Bu olgu aslında dünyada üçüncü bir kavganın olduğunun da resmidir. Bu resim mikroplarla insanlığın kavgasını göstermektedir. Eşitleyici mikropların hikmetine ister ilahi gücün tasavvuru deyin isterseniz materyalist pencereden bakın algılamak zordur. Kurgudaki sırrı anlamak için tarihteki savaşları ve sonuçlarını iyi analiz etmek gereklidir. Bu analizleri yapamayan sıradan halklar, tarih boyunca birbirlerini suçlamaya devam ederken, görünmeyen düşman mikropların daima kazanmış ve kazanacaktır.

Günümüzde mikropların insanlık savaşındaki mutlak galibiyetini keşfeden BATI ÜST AKLI, mikropları kendilerine müttefik etmeye çalışarak bir savaş yürütme stratejisine girdi. Dünya’nın 25 ülkesinde biyolojik silah üretim merkezleri açarak aklınca DOĞU’yu kuşatmaya çalışmakta. İçerisinde başta İran, Çin, Rusya dahil DOĞU olarak tanımladıkları ülkelerin etraflarındaki ülkelerde, kurdukları ASKERİ ÜSLERE İLAVE BİYOLOJİK SİLAH ÜSLERİ kurdular. Bir nevi HAÇLI SEFERLERİNİN devamlılığını sağlamak üzere konuşlanıyorlar.

Bu 25 ülkede tabiatta kendi dengesinde sessizce yaşayan binlerce mikrobu, doğal hayat çevresinden kopararak merkezlerinde toplamaktalar. Üzerlerinde bulaştırıcı ve öldürücü kapasitesini artıran çalışmalar yapmakta ve birbirleriyle hibritleştirerek biyolojik silahlarını güçlendirmekteler.

DOĞU-BATI arasındaki sınır insanlığın birbiriyle savaşıyla keskinleşmiştir. DOĞU-BATI arasındaki hattı keskinleştiren yegâne savaş ise HAÇLI SEFERLERİDİR. Dünya halklarının gözünden kaçırılan, unutturulan bu gerçeklik, günümüz dünyasındaki savaşların da esasıdır. BATI’nın DOĞU’ya Demokrasi getireceğiz, medeniyet götüreceğiz iddiası üzerinden işgali, hız kesmeden devam etmektedir. Yuvarlanmış kavramlarla ifade etmek gerekirse FRANKLARLA SERAZENLER arası bir kavga olmuş ve bu kavga hiç bitmemiştir.

Bu kavganın dinamosu 1071 Malazgirt savaşıdır. Doğuyu Araplar ile tanımlayan BATI, Türkleri ARAP dünyasının içinde bu savaşla dahil etmiştir. Araplarla hiçbir ilgisi olmayan bir ırkın DOĞU’ya ait gösterilmesi ile hatlar tanımlanmıştır. Tarihsel süreçte de bu tanımlar yerini pekiştirmiştir. Bazı Türklerin Batı’nın klasifikasyonu içerisinde kendilerini görme yanılgısı, Türklerin de kimlik ve medeniyet kavgasında kaybetmelerinin başlangıcı olmuştur.  Bu kavgayı tarihsel olarak izah eden tarihçi az ve sunulan bilgiler halka ulaşmamaktadır. Daha kötüsü bu kavgayı analiz edecek tıp tarihçisi de yoktur.  

Batı kendisini AYDINLANMA çağını yaşamış bir toplum olarak sunuyor. Bizdeki bazı akademisyenler de böyle olduğuna hemfikirler. BATI AYDINLANMA çağının başlangıcı olarak RÖNESANS’ı kabul ediyor. Rönesans’ın başlangıcını sağlayan, ne Türklerin etkisinden ne de Arapların Avrupa’daki aydınlanma sürecini başlatan medeniyetlerinden bahsediyorlar. Endülüs Emevi Devletinin 900 yıllık imparatorluğu öncesindeki Avrupa’nın karanlığını, Emevi Devletini yıkan BARBARLIĞINI, medeniyeti ve zenginliği DOĞU’dan BATIYA taşıyan Arap İslam Rönesansı’nı, kilisenin Devlet kavramının belirleyicisi olduğunu, Doğu’ya ulaşmak için döktüğü kanı, katliamları, tecavüzleri hiç ama hiç anlatmıyorlar. Kısacası MEDENİYET’in öncüsü DOĞULULAR onlara hiç atalık yapmamış gibi davranıyorlar. DOĞU BATI ayırımının temelini oluşturan Haçlı Seferlerinden hiç ama hiç bahsetmiyorlar. Üzerine oturdukları medeniyetin de nova olduğunu insanlığa yutturmaya çalışıyorlar. Savladıkları aydınlıklarının devamlılık gösteren barbarlığını saklıyorlar. 

BATI İLE DOĞU arasında kendini tanımlamaya ihtiyaç duyan farklı ırklar var. Bunlardan birisi TÜRKLER ve diğeri ise RUSLAR.  Irk ve inanç yönünde değerlendirdiğimizde Türkleri zaten BATI’dan ayırmak zorunda kalıyoruz. Ruslar ise ancak tarihi gerçekleri üzerinden baktığımızda DOĞU’ya ait buluyoruz. Zira DOĞU ROMA İmparatorluğunun kimliğini taşıyan Ortodox Ruslar, tarihte kendilerini BATI ile birlikte görerek HAÇLILARI ÇAĞIRMIŞTI. Ancak gelen HAÇLILARIN İstanbul işgali ile zayıflattığı İstanbul’u kaybetmeleri de Rusların tarihi gerçekliği. Batı, RUSYA’YI her şekilde DOĞU ya ait görüyor ve tarihi tezlerini devam ettiriyor. Kısaca söylemek gerekirse hem Türkiye hem de RUSYA, DOĞU BATI SAVAŞINDA, DOĞUYA AİT İKİ ÜLKE konumunda. Biyolojik silah üslerinin de bu ülkeleri çevrelemesi eşyanın tabiatına uygun.

Kısaca söylemek gerekirse HAÇLI SEFERLERİ İLE BAŞLATILAN BİR DOĞU VE BATI kavgası var ve DOĞU bu kavgada hem askeri üsler hem de biyolojik silah üsleriyle çevreleniyor. Haçlı Seferlerini yapan MANTIK, gerektiğinde kullanmak üzere biyolojik silahlarla DOĞU’yu kuşatıyor. Mikropları ve virüsleri bir savaş aracı olarak kullanmak üzere planlar yapıyor; ara ara kullanıyor.

Hastalıklı akılla başlattıkları HAÇLI SEFERLERİNİN sonuçlarını analiz etmek bir tarafa Doğa’nın gerçeğine saygı duymuyorlar. Mikropları bir silah olarak kullanmaya çalışırken, mikroplarla savaşın insanlığın sonu olduğunu anlamıyorlar. Bin yıl önceki akıl, mikroplar dahil bulduğu bütün silahlarla savaşa devam ediyor.

Bu mantık devam ettiği sürece mikroplar her cephede savaşacak ve savaşın sonunu da yine onlar belirleyecek görünüyor. Dünya’yı ve insanlığı da yeniden onlar şekillendireceğinden de şüphe yok.

Aydınlanmanın gerektirdiği mirası taşıyan BATILI ve DOĞULU Tarihçiler, Haçlı Seferlerini yaratan psikolojiyi dünyayla tartışmak zorundalar. Kutsal savaşlarını Tanrı adına yürüten BATI’nın Kutsal Ruha zarar verdiğini ve BATI insanlığının, kendi haklılığından emin olmakla lekeli olduğunu söylemek zorundalar. Bilim Tarihçileri tarihteki savaşları, biyolojik silahlar üzerinden gelecekle bağdaştırmak zorundalar. Toplumlar ise gerçek tarihin ışığında yarınları kestirmek zorundalar.

Geleceğin savaşları, insanlığın son savaşları olabilir. Yeter artık  BATI’yı AYDINLANMA ile anma saflığı…